İnsanlar bile bile ve göz göre göre zarara giriyorsa, o noktada gevşek davranmanın, tolerans göstermenin, ruhsat arayışı içine girmenin bir faydası yok.
Zararın, tehlikenin yüzde yüz ihtimâl dahilinde olduğu durumlarda lâkayt davranmak, zarara rızasıyla girene adeta “Durma, devam et; yak kendini” demek gibi olur.
Böylesi telkinler doğru olmayacağına göre, o halde, fesadın baştan aştığı günümüzde, ruhsatla amel etmek yerine, işin doğrusunu net ifadelerle ortaya koymak gerekiyor.
Bu hatırlatmadan sonra, fesadın yaygınlaştığı hâl, tavır ve alışkanlıklara dair maddeleri sıralamaya devam edelim.
*
YEDİ: İçtimaî, siyasî, ticarî sahada “doğruluk” hasleti âdeta can çekişiyor. Kandırmak, kazıklamak, dolandırmak sanki bir meziyet-maharetmiş gibi bazı sektörlerde revaç buluyor.
Doğruluğun felce uğratıldığı şöyle bir hâl daha var: Adam doğru konuşuyor; lâkin, iş fiiliyata geldiğinde durum değişiveriyor. Doğru konuşanlardan birçok kimse, tatbikatta maalesef çuvallıyor.
Bir bakıyorsunuz, adam birlikten, beraberlikten, vahdet ve ittihattan dem vuruyor. Fakat, bu güzellikleri netice veren istişareden, meşveret ve şûrânın ruhundan fersah fersah uzak duruyor, yahut işine gelmediği noktalarda adım adım uzaklaşmaya bahane arıyor.
*
SEKİZ: Şu sigara tüketimi, hemen her yönüyle hadden aşmış durumda. Fâcia, çok küçük yaşlara kadar indi. Kadınlar-kızlar, erkekleri sollama yarışında. Bilhassa fabrikasyon ve kaçak sigara tüketimi öylesine yaygınlık kazandı ki, dur-durak bilmiyor. İçenler de kendini durduramıyor. İradeleri zayıflıyor.
İhtimal ki, Sultan 4. Murad zamanında dahi iş bu kadar çığırından çıkmış değildi. Kaldı ki, o devirde sadece saf tütün içiliyordu. İçinde kimyevî ve dinen haram olan katkı maddeleri yoktu.
Tüketenler, günümüzde sadece tiryaki değil, adeta eroinman gibi bağımlı hale geliyor. Havayı ve çevreyi fenâ hâlde kirleten bağımlıların çoğu, izmariti söndürmeden rastgele atıyor.
Bu meretin cüzdana, vicdana, bedene olan zararları da cabası.
İradesine hâkim olabilenlere hatırlatalım: Saf tütün mekruhtur; lâkin, filtresi netâmeli, şarap rutubeti emdirilmiş ve uyuşturucu esansı püskürtülmüş fabrikasyon sigaralarda dinen haram olan katkı maddeleri sebebiyle, işi “kerihen mekruh” diye geçiştirmek olmaz. Mesele ciddi.
Evet, şüphe edilmesin ki:
1. Ekmeği bozdular: Yani, bilhassa somun ekmekler, eskiden tüketilen organik ekmekler gibi değil. Ayrıca, faydası-zararı da tartışılır.
2. Şekeri bozdular: Bugün piyasaları işgal eden beyaz şeker, eskiden kullanılan organik şekerin yerini tutmuyor. Bilhassa çay ile tüketildiğinde, faydadan çok zarar veriyor.
3. Sigarayı da bozdular: Dünya piyasasını istilâ eden ve milyarlarca insanı adeta teslim alan fabrikasyon sigaralar ile saf tütünden yapılan sigaralar arasında büyük farklar var. Tiryakiyi bağımlı hale getiren sigaralar, hakikaten “umumu’l-belvâ” halini almış olup her yönüyle insana, aileye, topluma, ülkeye, havaya, çevreye zarar veriyor.
*
FİNAL: Bu zamanın dehşetli hastalıklarına dair teşhis ve tedâviyi gösteren pekçok mektuptan Kastamonu Lâhikası’nda yer alan sadece bir tanesinden kısacık bir iktibasla şimdilik iktifa edelim.
“Bu asrın bir hassası şudur ki: Hayat-ı dün-yeviyeyi, hayat-ı bâkiyeye bilerek tercih ettiriyor. Yani, kırılacak bir cam parçasını bâkî elmaslara bildiği halde tercih etmek bir düstur hükmüne geçmiş.
“...Bu acib asrın bu acib hastalığına ve dehşetli marazına karşı Kur’ân-ı Mu’cizü'l-Beyan’ın tiryak-misal ilâçlarının nâşiri olan Risale-i Nur dayanabilir. Ve onun metin, sarsılmaz, sebatkâr, hâlis, sadık, fedakâr şakirdleri mukavemet edebilir.
“Öyle ise, her şeyden evvel onun dairesine girmeli, sadakatle, tam metanetle ve ciddî ihlâs ve tam itimad ile ona yapışmak lâzım ki, o acib hastalığın tesirinden kurtulsun.”