"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Fihrist Risalesi’ndeki Takriz mektubu üzerine… (3)

Abdülbakî ÇİMİÇ
16 Mart 2026, Pazartesi
Âhirzamanın münebbih insanlığına mebus ve imam olacak Zatın en büyük ve umûmî vazîfesi akıl, kalb, ruh, letâif ve idrake hitab eden Kur’ân’ın hakikatlerini tebliğ etmesidir.

Bu da ancak prensipler hâkimiyeti ile olur. Bu nedenle Kur’ân hakikatleri insanların iradesiyle ve uzun tedkikatlar neticesinde hüsn-ü ihtiyarları ile kabul edip kalblerinde itmin’an ve temkin hâsıl etmek ile olabilir. Bu itibarla Kur’ân hakikatlerinin ulviyetine ittibâ önem arzeder. Âhirzamanda gelecek olan Zat da bunu yapmakla vazifelidir. Böylece İslâmiyetin bütün güzelliklerini ve şaşaasını bütün kemâl ve hakkaniyeti ile enzâr-i İslâmiyet’e arz ve teşhir etmektir. Zaten aynen de böyle olmuştur!     

Birçoklarının beklediği gibi âhirzamanda geleceği beklenen Zat harikûlade biri olup birçok harikûlade icraatla âlemi ıslah etse ve bu surette umûmî bir hidayet ve İslâmiyet’e mutabaat hâsıl olsa bu netice hakikat noktasında asla kıymeti haiz değildir. Çünkü din bir imtihandır, akla kapı açar iradeyi elden almaz. Hem hidayet-i kasdı bir ihtiyara müstenid olduğu ve tefekküre ve iz’ana dayandığı takdirde makbul olur. Cebrî bir hidayet ve mecburî bir imânın nazar-ı Şar’îde kıymet-i harbiyesi yoktur. Teklif ve ubudiyet kulun ihtiyarı üzerine müessestir. Âhirzamanda erkân-ı imâniye hüccet-i kat’iyeye istinad ile tekemmül eder. Mehdî eserleri ile erkân-ı imâniyeyi kuvvetli burhanlarla ispat eder ve kuvvetlendirir. Her şey bedahiyet şeklini alsa o vakit imân makbul olmaz ve bedihi delâil bütün akıl ve iz’anı celbedecek ve insanî tefekküre yol bırakmayacak şekilde meydana çıktığından ihtiyara da yer kalmaz. Bedihiyet cebrî bir inanışı tevlid edeceğinden o inanış makbul olmaz; bu kanâat ve inanış ise insanlık hassesine, tefekkür melekesine ve insanın mürid ve muhtar olmasına münafidir. Çünkü dinde cebir ve ikrah yoktur.

Böylece âhirzamanda beklenen Zat bedâhet derecesinde hüccet-i katıa ile herkes tarafından bilinse sırr-ı imtihan zayi olur ve hikmet-i ibham perdesi kalkar. Herkes dinin yüksek hakikatlerinin ulviyetini itmin’an-ı kalb ve akıl ile değil, o zatın şahsiyetine i’timaden kalabalığa uyma şeklinde hidayet dairesine dâhil olunmuş olur. Bu durumun zarurî bir sürükleniş ve kuru kalabalıktan farkı olmaz. Bu hâl ise dinin ulviyetine, imânın şehametine ve insanın muhtariyetine münafi olur.[1]

İşte bu gibi hikmetler ve sırlar gereği Takriz mektubunda Büyük Mehdî’nin şahsiyeti kasdî olarak perdelenmiştir. Ancak “Ârîf olan anlar!” sırrınca Risale-i Nur’un mütereffik kısımlarına birçok hikmete binaen derc edilen hakikatler yap-boz parçaları ile bir araya toplansa mesele tavazzuh eder. Onun için Takriz mektubunda birçok hikmet gereği bir kısım perdeli ve mübhem cümlelere bu cihetten bakmak gerekir. Endişeye mahal bir vaziyet olmadığı gibi, Risale-i Nur’un müteferrik bahislerinden yapılacak olan tekmil-i izah ile mesele hallolur vesselam!

—Devam edecek…—

Dipnotlar:

1- Tılsımlar Mecmuasının Zeyli, Hazinetü’l Bürhan’dan iktibasen ve istifaden…

Okunma Sayısı: 146
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı