Bir firma, büyük büyük yazılarla büyük bir reklâm yapmış. Mağazasının tam alnına ışıklı, akar yazı yaptırmış. Dönüp duruyor, mütemadiyen; “değiş, geri kalma” spotunu kazımak için zihinlere.
Söz konusu firma insanlara, zımnen, ürettiği kıyafetleri tercih etmelerini; bu surette görünümlerini değiştirip, güncellenmelerini telkin ediyor.
Reklâmın maksadı bu değil mi?
Akar yazının dönüp duruşu gibi, insan da dönüp duruyor; vazgeçemediği tutkularının etrafında.
Tarzı ve modeli değişen saç, baş; kılık, kıyafet; renkler, zevkler!
Zaten tanıtım materyalleriyle empoze edilmek istenen de bu. Dışı tamam da o kıyafetin içini; yani saçın içindeki başı, başın içindeki bakış açısını nasıl değiştireceğiz?
İfade etmeye çalıştığımız şey, bakışların berraklaşıp, doğruları görmesi. Aksi hâlde, dışı hoş, içi boş olan ambalajdan kimseye hayır gelmeyeceği gerçeği. “Geri kalma” sözü, modadan ve modelden değil de ilimden irfandan; imandan, izandan; hayırlı davranışlardan geri kalmamayı, bunlar için gayret göstermeyi nazara verirse ne âlâ, baş göz üstüne.
Bir Müslüman’ın güzel bir şekilde giyinip kuşanması, taranması; güzel koku sürmesi ve edepli davranması sünnet olan şeylerdir. İşin bu yönüne kimsenin diyecek bir şeyi yok. Kıyafete takılıp da başkasını hor görene, söylenecek kelâm çok.
Bir örnek:
Ankara’nın Kızılay meydanı…
Tam da “değiş, geri kalma” reklâmının bulunduğu mıntıka…
Dört yaya geçidinin birinden geçmek için beklerken, karşımızdan bir grup, bu tarafa birdenbire yürüdü. Sinyalizasyon yayalara kapalı; o an yanan, kırmızı. Fakat, yolda taşıtların durduğunu gören sekiz on kişilik grup, hemen yolu geçtiler.
Doğru mu yaptılar?
Elbette ki hayır. Ama bu, bir grup insanın yanlışı.
Yanımdaki bir örümcek kafalı, karşıdan gelen başörtülü hanıma verdi veriştirdi, gıyabında.
Dikkat ettim, baktım ona; kelli felli, kılık kıyafet yerinde, kalantor bir herif! Ön yargılı herzelerle homurdanıp duruyor:
“Şuna bak! Bir de türbanlı olacak; kırmızıda geçiyor!”
Kendisine, kırmızı ışıktan geçenin sadece tesettürlü hanım olmadığını; kadın-erkek sekiz on kişilik grubun hatası olduğunu hatırlatıp ona, bir münasip (!) lâf ettim. Hiçbir cevap vermedi; kuyruğunu kıvırdı, gitti.
Esasen adamın kaba sözünün arkasında onun düşünmediği ve kastetmediği bir nükte, ince bir mana gizli:
“Herkes geçebilir, ama o tesettürlü hanım geçmemeliydi” ya da “Herkes her şeyi yapabilir de dindar insanlar kural tanımazlık, itaatsizlik yapmazlar.”
Kim değişir, kim değişmez bilemem, ama o an, şunu anladım:
Kul, kusursuz olmaz. Fakat Müslüman, tıpkı beyaz kar gibi. Safiyetten başka şeyi kaldırmıyor.
Demek ki, kılık kıyafetimizin güzelliği kadar, hâl ve hareketlerimizin; tutum ve davranışlarımızın güzelliğine de olabildiğince dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü:
Maalesef bazı insanlar “Kendi gözündeki merteği görmez, başkasının gözündeki çöpü görür.”
Reklâma itibar edip suretini değiştirenler, evvelâ, emre ittiba edip ufunetli siretini revizyona sokmalı.
Geç kalmadan…