"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman’ın çocukluğunda yaşadığı hâdiseler

Abdülbakî ÇİMİÇ
27 Ocak 2020, Pazartesi
Bediüzzaman’ın Hayâtı’ndan Tesbitler-15-

1. “AY TUTULDU, VALİDEME DEDİM”

Saîd’in çocukluk yılları Nurs’ta anne ve babasının yanında geçmiştir. Küçük Saîd her şeyin sebebini, niçinini araştırır, anne ve babasına mütemadiyen sualler sorardı. Her şeyin gerçeğini araştırıcı ve tahkik edici bir fıtratı vardı. Bir gece teneke çalındığını, tüfek atıldığını duymuş, merak edip dışarı çıkınca da ayın tutulduğunu görmüş. Annesine “Anne neden böyle oldu?” diye sorunca, annesi; “Yılan yutmuş.” diye cevap vermiş. Saîd yine sormuş; “Daha görünüyor.” Annesi; “Yukarıda yılanlar cam gibi olup, içlerinde bulunan şeyi gösterirler.” demiş. İlmî bir teşbihi hakîkat zanneden annesi Küçük Saîd’in suallerine böylece cevaplandırmıştır. Fakat bir müddet sonra astronomi ilmini okuduğu zaman Said, bu meselenin hakîkatinin annesinin anlattığı tarzda olmadığını ve ilmî bir teşbihin zamanla halk tarafından hakîkat telâkki edildiğini idrak etmiş. Yazdığı bazı eserlerinde de ilmî bir şekilde bu meseleyi izah etmiştir. 1

Bediüzzaman Hazretleri On Dördüncü Lem’a’da tâ çocukluk yıllarında annesine sorduğu “Ay tutulması” ile ilgili hatırayı yıllar sonra eserlerinde anlatıyor. Bu vaziyet onun ne kadar müdakkik ve kâinat satırları ile alâkâlı olduğunu gösteriyor. Bediüzzaman, meraklı ve bir o kadar da ısrarlı bir çocuk. Sorduğu soruların geçiştirilmesini istemiyor, tatmin edici cevaplar alana kadar sorularına devam ediyor. Bu hâl onun ileride ümmet-i İslâmiyeye hizmet edeceğinin ipuçlarını veriyor. Hem aklı ikna, hem de kalbi itminan edecek cevaplar bekliyor. Verilen her cevap sonrası annesine tekrar sorular sorarak meselenin izah edilmesini taleb ediyor. Sorduğu sorular da çocukça sorular değil, sanki büyüklerin sorduğu sorular kategorisindendir. Her çocuk böyle soru soramaz. Tarihe “Bediüzzaman” ünvanı ile damga vuracak bir çocuk ancak bu soruları sorabilir diyoruz.

2. KELEBEKLER YANIYOR   

Bediüzzaman’ın mesleğinin dört esasından birisi de “şefkat”tir. Risâle-i Nur’un satırları arasında bu şefkat hakîkati galiben tezahür eder. Çünkü şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesidir. Risâle-i Nur’un mesleğindeki en mühim bir esası şefkat olduğundan Bediüzzaman da fıtratında şefkat ve rikkatin ziyade olduğunu söyler. Hem şefkat pek geniştir. Hem de şefkat, aşk ve muhabbetten çok keskin ve parlak ve ulvî ve nezihtir. ”Evet, şefkat bütün envâıyla lâtîf ve nezihtir. Hem şefkat hâlistir, mukabele istemiyor, sâfi ve ivazsızdır.” 2

Saîd Nursî “Çocukluk yıllarında camide hocadan ders alıyor. Camide geceleri idare lambası yanar. İdare lambasının alevi dışarıdadır. Gaz lambası gibidir, ama camı yoktur. Dolayısıyla akşamları yaz mevsimlerinde o lambaya kelebekler geliyor ve ateşe konup yanıyor. Bu yıllarca devam etmiştir belki. Ama kelebeklerin yanması o zamana kadar hiçbir çocuğu ve büyükleri rahatsız etmiyor. Rahatsız etse bile bunu söylemiyor kimse. Ama ilk defa Said Nursî, kelebeklerin yanmasından rahatsız olur. Annesine gider, derdini anlatır… “Camide kelebekler yanıyor!” Babasına gider, derdini anlatır… “Camide kelebekler yanıyor!” Ve çözümü de kendisi üretir. “Ne yapalım peki oğlum yanıyorsa?” der babası. “Yaş ağaç dallarından küçük kafesçikler örelim. Lambanın üzerine koyalım. Kelebekler gelsin, hem ışıktan istifade etsin, hem yanmasınlar.” diyor. Burada anne ve babanın özelliği ortaya çıkıyor. 

Çok zor şartlarda yaşayan, çok meşgul olan insanlar bu tip çocuksu bir tecessüsü dışlayabilirler. “Şimdi onunla mı uğraşacağız, vaktimiz müsait değil!” gibi bir yığın bahaneyle o işi yapmayabilirler. İşte orada anne ve baba adeta büyüklük gösterir, tam Said Nursî’ye lâyık bir annelik-babalık yapar. Ve çocuğun teklifini kabul ederler. Baba gerçekten kafesçikleri örer ve onun üzerine koyarlar, kelebekler yanmaktan kurtulur. Eğer o anne ve baba o günün şartlarında, çocuklarının bu tecessüsünü çocuksu bir heves sayıp geçiştirselerdi, Said Nursî’nin o duyduğu rahatsızlık bir sefer, iki sefer yaşanırdı.

 Daha sonra yüreğindeki yangın kabuk bağlar, bir daha yanmazdı. Ne olurdu yanmazsa? Said Nursî, buna benzer beşeriyetin çekmiş olduğu bütün acılara mesafeli dururdu. Ama annenin ve babanın o dileği yerine getirmiş olması, Said Nursî’nin kelebeklerin yanmamasına vesile olmasını sağladı. Bu aynı zamanda neyi sağladı? Said Nursî orada kelebeklerin yanmasından rahatsız olup buna mani olduğu gibi, gelecekte insanların Cehennem ateşinde yanmalarından rahatsızlık duydu. Ve Cehennemle insanların arasına küçük kafesçikler ördü. Risale-i Nur o kafeslerdir. Hepimiz hızla, büyük bir hevesle Cehenneme doğru savrulurken, Risâle-i Nur hakîkatlerine takılıp kalıyoruz ve Cehenneme gitmekten kurtuluyoruz. İşte Risale-i Nur’un telifi bence o alevlerin üzerine yaş ağaç dallarından kafesçikler ördüğü zaman başlamıştır. Onun için diyorum, Said Nursî’nin çocukluğu, Said Nursî’yi de içine alan bir çocukluktur. Onu da bütünüyle kapsar ve bütün hayatını içine alır. Onun için sık sık çocukluk yıllarına atıfta bulunmasının sebebi de o.” (Araştırmacı-Yazar İslâm Yaşar) 3

Dipnotlar:

1- Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, 1974, s. 22. 2-Mektubat, 2013, s. 52. 3- http://www.yeniasya.com.tr/lahika/said-nursi-olmak-cocukluktan-baslar_152210

 

Okunma Sayısı: 1356
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı