"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman’ın Ermenilerle ilgili tesbitleri

Abdülbakî ÇİMİÇ
06 Aralık 2021, Pazartesi
Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler (153)

1878’de dünyaya gelen Bediüzzaman, târihî olarak Osmanlı Devleti için çok hızlı hadiselerin yaşandığı bir döneme şahitlik eder. 

Değişik zamanlarda kısa süreli de olsa bazı müderris ve âlimlerden ders alırken şahsî okumalarıyla da kendini tekâmül ettirir. Seyahatleri sırasında yaşadığı bölgenin problemlerini yakından müşâhede eder ve inceler. Yaşanan ve şahit olunan problemlere karşı kayıtsız kalamaz ve aktif bir şekilde çözüm bulmaya çalışır. O dönemde en büyük problem olarak gördüğü cehalet, zaruret ve husûmetin önüne geçmek için mücadele verir. Bölgede huzurun sağlanması ve bölgenin gelişmesi ancak bu üç hastalığın halledilmesiyle mümkün olduğunu söyler. Ermenilerle bölge halkı arasında meydana gelen târîhî gerilimin kaynağının da bu üç ana hastalıkta olduğunu ifade ederek: “Hem de bizim düşmanımız ve bizi mahveden, cehâlet ağa, oğlu zaruret efendi ve hafîdi husûmet beydir. Ermeniler bize düşmanlık etmişlerse, şu üç müfsidin kumandası altında yapmışlar.” 1 tesbitini yapar.

“ERMENİLERLE NASIL DOSTLUK ÜZERİNDE İTTİFAK EDECEĞİZ?”

Birinci Cihan Harbi’nden evvel, 1910 yıllarında, Kürd aşiretleri arasında seyahate çıkan Bediüzzaman, yaptığı sohbetlerde kin ve düşmanlığın zararlarından bahsederek Kürdlere, dindaşları olmadığı halde, Âdem-Nuh zamanından beri komşuları olan Ermenilerle ilişkilerinde yeni bir sayfa açmalarını söyler; söz konusu dönemde cehalet ve istibdatın bir sonucu olarak kavgalı duruma düşen iki halka barış, dostluk ve ittifak temelinde ortak bir hayat sürdürmelerinin gerekliliğini hatırlatır. 

Böylece Bediüzzaman, 1910 senesi yaz aylarında doğu vilayetlerini ziyaret ettiği zaman, kendisine sorulan çok çeşitli sorular içinde Ermeniler ile ilgili sorulan soruları da net olarak cevaplamıştır. 

Yeni meşrûtî sistemde Ermenilere birçok haklar verildiği, hürriyetlerinin sağlandığı, askere alınacak olmaları ve idareci seçilmeleri gibi birçok soru zihinleri meşgul eder. Bediüzzaman ise kullandığı metod ile her türlü soruyu usûlünce sorabilecekleri cesaretini bölge insanlarına sağlamıştır. Böylece Ermeniler ile ilgili sorular da peş peşe gelmeye başlar. “Ermeniler bize düşmanlık edip, hile ve hıyânet ediyorlar. Nasıl dostluk üzerinde ittifak edeceğiz?” sualine Bediüzzaman, “Düşmanlığın sebebi olan istibdat öldü. İstibdadın zevâliyle dostluk hayat bulacak. Size bunu katiyen söylüyorum ki, şu milletin saadeti ve selâmeti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya vâbestedir. Fakat mütezellilâne dost olmak değil, belki izzet-i milliyeyi muhafaza ederek, musâlaha elini uzatmaktır. Bir şey söyleyeceğim: Eğer mümkündür; Ermeniler birden sahîfe-i vücuttan silinsin, olabilir, yalnız size husûmetin bir faydası olsun. Yoksa mutlaka husûmet zarardır. Hâlbuki Âdem zamanından yolda arkadaşlık eden, bizimle gelmiş büyük bir unsurun zevâli değil. Belki küçük bir kavmin mahvı dahi ‘Dikenli bir dalı elle soymak’tır. “Ömer Dilân” kabilesi bin senedir yine Ömer Dilân’dır. Hem de onlar uyanmışlar siz uykudasınız. Rüyâ görüyorsunuz. Hem de fikr-i milliyette müttefik ve kavîdirler, siz ihtilâfla şimdilik boşsunuz. Hem de galebe etmek istiyorsanız; onlar, sizi mağlûb ettiği silâh ile, yani akıl ile, fikr-i milliyet ile, meyl-i terakki ile, temâyül-ü adalet ile mağlûb edebilirsiniz. Bence şimdi kılınç vuran, o kılıncın aksi döner yetimlerine dokunur. Şimdi galebe kılınç ile değildir. Kılınç olmalı, lâkin aklın elinde... Hem de dostluğun sebebi vardır, zira komşudurlar. Komşuluk, dostluğun komşusudur. Hem de onlar uyandılar. Dünyaya yayıldılar. Terakkiyat tohumlarını topladılar. Vatanımızda ekecekler. Bizi medeniyete mecbur, terakkîye îkaz, bizdeki fikr-i milliyeti hüşyâr ediyorlar.” 2 şeklinde bu zamana kadar hiçbir İslâm âliminin söylemeye cesaret edemediği netlikte cevaplar vermiştir. 

Bediüzzaman, soru soran muhataplarına; “Hem de kabahat bizde… Biz imtisal etmedik… Adalet-i şeriatı gösteremedik… Onların hürriyeti onlara zulmetmemek ve rahat bırakmaktır… Hem de onlar uyanmışlar. Siz uykudasınız, rüya görüyorsunuz. Size bunu kat’iyen söylüyorum ki, şu memleketin saadeti ve selâmeti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya vabestedir.” sözleriyle kendilerini hatalarıyla yüzleşmeye ve sorgulamaya çekmelerini söylüyor.

GAYR-I MÜSLİMLERE VERİLEN HAKLAR

Şark seyahatleri sırasında Bediüzzaman’a sorulan sorular halkın kafasının birçok konuda karışık olduğunu gösterir. Aşiret mensupları, gayri Müslimler ve onlara tanınan yeni haklar hakkında birçok soru sorulur. Aşiret mensupları, meşrûtiyetle birlikte gayr-i Müslim unsurlara tanınan hürriyetlere de itiraz ederler.

Bediüzzaman, İslâm’ın bizatihi bu hürriyetlere izin verdiğini belirterek onlara şöyle cevap verir: “Onların hürriyeti, onlara zulmetmemek ve rahat bırakmaktır. Bu ise, şer’îdir, bundan fazlası sizin fenalığınıza, divaneliğinize karşı bir tecavüzleridir, cehaletinizden bir istifadeleridir.” 3 

Ardından, başka devletlerin sınırları içinde Müslümanların yaşadığını ve onların hak ve hürriyetleri olduğu gibi Osmanlı topraklarında yaşayan gayr-i Müslimlerin de hak ve hürriyetleri olması gerektiğini ifade eder: 

“Farz ediniz ki, hürriyetleri bildiğiniz gibi size fena olsun. Lâkin yine biz ehl-i İslâm zararlı değiliz. Çünkü, içimizdeki Ermeniler üç milyon olmadığı gibi, gayrimüslimler dahi on milyon yoktur. Hâlbuki bizim milletimiz ve ebedî kardeşlerimiz üç yüz milyondan ziyade iken, bunlar üç müthiş kayd-ı istibdat ile mukayyet olup, ecnebilerin istibdad-ı mânevîlerinin taht-ı esaretlerinde eziliyor. İşte hürriyetimizin bir şubesi olan gayrimüslimlerin hürriyeti, bizim umum milletimizin hürriyetinin rüşvetidir. Ve o müthiş istibdad-ı mânevînin dafiidir ve o kayıtların anahtarıdır ve ecnebilerin bizim dûşümüze çöktürdükleri müthiş istibdad-ı manevînin râfiidir.” 4

Dipnotlar:

1- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2013, s. 246. 

2- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2013, s. 245.

3- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2013, s. 240. 

4- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2013, s. 240.

Okunma Sayısı: 1321
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı