"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Cay-ı ibret bir nokta-i siyah!

Abdülbakî ÇİMİÇ
07 Haziran 2021, Pazartesi
31 Mart Vak’asıyla ilgili olarak Bediüzzaman Hazretleri o hâdiseden bir sene sonra kaleme almış olduğu Münâzarât isimli eserinde, onun başka bir yönünü ele alarak bir ders-i ibret olsun diye şöyle izah eder ve der ki:

 “Faraza bazılarının altında büyük bir fenalıkları varsa da, hücum edilmemek gerektir. Zira çok fenalık vardır ki, iyilik perdesi altında kaldıkça ve perde yırtılmadıkça, ondan tegaful edildikçe; mahdûd ve mahsur kaldığı gibi, sahibi de perde-i hicab ve hayâ altında ıslâhına çalışır. Lâkin vakta ki, perde yırtılsa, hayâ atılır. Hücum gösterilse fenalık fena tevessü’ eder. Ben Mart hâdisesinde şuna yakın bir hal gördüm. Zira İslâmiyet’in meşrûtiyetperver ve hamiyetli fedaileri cevher-i hayat makamında bildikleri ni’meti meşrûtiyeti Şeri’ata tatbik ile, ehl-i hükümeti adâlet namazında kıbleye irşâd; ve nâm-ı mukaddes-i Şerî’atı Meşrûtiyet kuvvetiyle ilâ; ve meşrûtiyeti Şerî’at kuvvetiyle ibka; ve bütün seyyiât-ı sabıkayı muhâlefet-i Şerî’at üzerine ilka etmek için bazı telkinâtta ve teferruatın tatbikatında bulundular. Sonra sağını solundan fark etmeyen hâşâ Şerî’atı istibdâda müsa’id zannederek; tûti taklidi gibi ‘Şerî’at isteriz’ demekle maksat ortada anlaşılmaz oldu. Zaten plânlar serilmişti. İşte o vakit yalan olarak, hamiyet maskesini takan bazı herifler o ismi mukaddese tecâvüz ettiler. İşte cay-ı ibret bir nokta-i siyah!” 1

Bediüzzaman, planlar serilmişti diyerek perde altında bir komiteyi işaret ediyor. Hamiyet maskesini takınanlar piyasaya sürülerek iş çığırından bilerek çıkarılmış görünüyor. Hadiseler siyah bir nokta olarak kalmaya devam ediyor. Bunların arkasındaki güç ve kişiler kimdi veya kimlerdi? Hem sokakta şeriat isteriz diye toplumu ayaklandıranların; hem de padişahı kurtarmaya geliyoruz diyen yalancı hamiyetfürûşların, hem de Meşrûtiyeti kurtarmaya ve korumaya geliyoruz diyen Hareket Ordusu’nun; tam tersine padişahı tahttan indirerek, şerîat isteriz diyenleri sehpalarda sallandırmasının arkasında kimler vardı? Anladığımız kadarıyla bu gibi suallerin cevabı Bediüzzaman’ın “İşte cay-ı ibret bir nokta-i siyah!” 2 ifadesinin içinde yer alıyor.

Bediüzzaman, 31 Mart hâdisesinin içyüzünü ve fezlekeli haritasını böyle çizdikten sonra; aynı bahsin devamında onun neticesini çok dikkat çekici bir noktaya çekerek acip bir üslûp ile Arapça ibareli şu cümleler ile bitirmektedir: “Gitme, dikkat et. Âlî himmet olanlar, o hâdisede sükût ettiler. Garazkâr cerideler, hakikî Hürriyet’in sadâsını susturdular. Meşrûtiyet pek az adamların üstüne münhasır kaldı. Fedakârları da dağıldılar.” 3 Yani “İşte o siyah nokta, o kördüğüm sebebiyle ehl-i hamiyet ve himmeti bil-mecburiye yerlerine oturmaya mecbur eyledi. Hiçbir harekete de çareleri kalmadı. Çeşitli garaz ve maksatların vızıltıları da, hürriyet musikasının sesini müşevveş edip boğdu. İşte o zaman meşrûtiyetperverlik ve hamiyetkârlık, sadece yalancı, münafık az bazı kimselerde, yalnız isimden ibaret kaldı. Asıl meşrûtiyeti getiren, hürriyet için mücadele vermiş olan hamiyetkâr fedai zâtlar, meşrûtiyetten bil-mecburiye ayrılmış gibi göründüler ve hakezâ!” 4

Yazıda Bediüzzaman Hazretleri, 31 Mart hâdisesinin çok mühim sebeplerinden birisini de, hürriyetçi, meşrûtiyetçi ve gerçek hamiyetperver zâtların yanlış tatbiklerinin sonucuna bağlamaktadır. Hamiyetperver ve meşrûtiyetçi zâtlar, şeri’âtı meşrûtiyet kuvvetiyle ibka ettirmek, meşrûtiyeti de ona dayandırarak ayakta tutmaya gayret sarfederken, yanlış bir tatbikin eseri olarak, lüzumsuz bazı telkinât ve tatbiki çok sonra icab eden teferruatın tatbikatına girişmeleriyle birlikte, sağını solundan ayıramayan bazı kimseler ise, başka bir mecrada harekete geçtiler. Bunlar adeta sanki Şeri’at, istibdâd ve mutlakiyete müsa’idmiş gibi ve meşrûtiyet, tamamen Şeri’ata ve dine muhâlif imişcesine, papağan taklidi misillü, “Şeri’at isteriz!” sloganıyla, hamiyetperverlerin asıl maksad ve gayelerinin kaybettirilmesine sebep olmuşlardır. Hatta muhtelif maksat ve gayeler peşinde hareket eden bazı grupların da bir ağızdan “Şerf’at isteriz” sloganını atmalarıyla; hükümet ve İttihâdçıları hizaya getirmeye çalışanların maksadları büsbütün ortadan kaybolmuş oldu. Aynı zamanda bu karışık durumdan istifade etmeye çalışanlar ise, zaten tuzaklarını, plânları mucibince serpmişlerdi. Bu hâdisenin neticesinde yalancı bazı hamiyetçi namı altındaki münafıklar, fırsatı ganimet bilerek doğrudan doğruya Şerî’ata ve Şerî’at isteyenlere hücuma giriştiler. İşte acib ve garib, tarihin yüz karası, ibret verici bir siyah nokta! Ve anlaşılmaz, açılmaz kör bir düğüm!

Yine bu münasebetle Bediüzzaman Hazretleri Mektûbât’tan Hücumât-ı Sitte Risâlesi’nde 31 Mart hâdisesinden şöyle bahsetmektedir: “Eskiden 31 Mart hâdisesinde çendan (gerçi) onu da (yani kendisini de) karıştırdılar. Bazı dostlarını da ezdiler. Fakat sonra tebeyyün etti ki: Mes’ele başkaları tarafından çıkmış. Onun dostları onun yüzünden değil, onun düşmanları yüzünden belâ gördüler. Hem o zaman çok dostlarını da kurtardı.” 5 Bu ifadeden de anlaşılıyor ki, Bediüzzaman Hazretleri’ni ezmek için kasd-ı mahsusla onun düşmanı olan İttihâdçılardan mason kısmı onun ismini de ona karıştırdılar. Fakat az sonra hakîkat meydana çıktı ki, Bediüzzaman’ın ne uzaktan ne de yakından 31 Mart olayıyla hiçbir ilgisi yoktur. Bundan dolayı da kayıtsız ve şartsız olarak mahkemede berat ettiği gibi, yaptığı müdâfa’alarla da birçok dostlarını kurtarmıştır. 6 Bediüzzaman’ın bu dediklerini tarafsız tarihçiler de doğrulamaktadır. 

Nitekim Târihçi Yazar Münir Süleyman Çapanoğlu şöyle demektedir: “O zat (Üstâd Bediüzzaman) o hâdiselerde daima yatıştırıcı rol oynamıştır. Ben bunu Sosyalist Hilmi isimli eserimde yazmıştım. 31 Mart’ı destekleyen, kuran, hazırlayan İttihâd ve Terakki Cemiyeti’dir. Ben o hâdiselere yetişmiş bir insan sıfatıyla, o günleri görmüş ve yaşamış bir kişi olarak, millet ve tarih huzurunda söylüyorum: O zat isyanları daima bastıran, kavgaları yatıştıran, dargınları barıştıran, memleketçi ve vatansever bir insandı. Onun hakkındaki bu şekilde söylenen sözler ve yazılan yazılar pek ihticaca sâlih değildir. (Yani delil ve hüccet tarafları yoktur.)” 7

Tarihçi Sina Akşin de aynı manayı teyid eylemektedir: “Bediüzzaman da, asâkire; ululemr’e (yani subaylara) itaatın farz olduğunu hatırlatıyordu. Bediüzzaman’ın diğer yazısında ‘cem’iyyetlere ihtârı mühim? cemiyet ve fırkaların çeşitli zararlarını saydıktan sonra, siyâsete karışan kuruluşların ya birleşmesini, ya da toptan ortadan kaldırılmasını öne sürüyordu.” 8 Bundan sonraki iki yazısı imzasız, üçüncüsü Sa’id-i Kürdi’nin imzasını taşıyordu. Ama ikinci yazı, yedinci gün Mizân’da çıktığı için, onun da Sa’id-i Kürdi tarafından yazıldığını biliyoruz. 9 Bediüzzaman’ın Divân-ı Harb-i Örfi Mahkemesi’nden beraat ettiğini ve bu vesileyle onun 31 Mart hâdisesinde hep yatıştırıcı rol oynadığını işmam etmektedir. 10

Dipnotlar:

1- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2020, s. 190. 

2- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2020, s. 190. 

3- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2020, s. 191. 

4- ABIBSNİŞ,Cilt-I, s. 666.

5- Mektubat, 2013, s. 706. 

6- Mufassal Tarihçe-i Hayat, C. 1, s. 294-295. 

7- Münir Süleyman Çapanoğlu, Türkiye’de Sosyalist Hareketleri ve Sosyalist Hilmi, Pınar Yayınevi, 1964, s. 19; Şahiner, Nurs Yolu, s. 129. 

8- Sina Akşin, 37 Mart Olayı, s. 129. 

9- Sina Akşin, 37 Mart Olayı, s. 158. 

10- Sina Akşin, 37 Mart Olayı, sh. 253. 

Okunma Sayısı: 1347
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı