Eskiden, şimdiki gibi geniş manada bir apartman kültürü yoktu. İnsanların ekserisi genelde müstakil evlerde ikamet eder, bu evler ise ya kerpiç veya taş evler olarak bina edilirdi.
Taş evlerin genel karakteri, uzun süre binanın ayakta kalmasını temin edecek mahiyette sağlam taşlardan yapılmış olmakla birlikte, irili ufaklı bu taşların her biri, keyfiyetlerine göre, maharetli ustalarca bina duvarlarına özenle yerleştirilirdi. Bunların bina temeline ve özellikle duvar köşelerine yerleştirilenlerinin ise ayrı bir kıymeti olurdu. Çünkü bu taşlar bu günün yüksek binalarının temel betonları ve kolon ve direklerinin gördüğü vazifeyi görürdü.
Vatan sathında en temel bir vazifeyi ifa eden ailenin köşe taşı anne babadır.
Memleket hanesinin köşe taşları ise, en alttan tepe noktasına kadar, adaletli ve sorumlu olduğu bütün insanları şefkatle kucaklayan idareciler, herkese kanun karşısında eşit şekilde adalet dağıtan hâkim ve savcılar, milleti maddeten ve manen irşat edip, onlara rehberlik eden âlimler vb. müstesna şahsiyetlerdir.
Aynı meselenin bir başka vechi ise, iman dâvâsının köşe taşları mahiyetinde olan gönül erlerinin konumudur. Bu şahsiyetler aramızda yaşamaya devam ederler.
Bu yüksek hakikat ve misallerden hareketle, sizlere Kur’ân hakikatleri Risale-i Nurlar’la iman kurtarma dâvâsına ömrünün elli yılını feda ederek, maddeten ve günah cihetiyle aramızdan ayrılan, fakat manen yaşamaya devam eden, bir Nur kahramanının hayat serencamından bazı kesitler sunmak istiyorum.
Adana Nur kahramanlarından Eyüp Yıldırım Hocamız, ilahiyatçı bir Talebesi ve Nur’un fedaisi olarak uzun seneler Adana’da hayatını sürdürmüş, Kur’ân hakikatleri olan Risale-i Nurlar’a, Arapça’ya, tefsir, hadis ve diğer sosyal ilimlerden birçok konuya vakıf âlim bir şahsiyetti. Kendisi yıllarca Adana’nın ve memleketimizin muhtelif cami kürsülerinde, Kur’ân hakikatlerini ilân ederek, insanlara tebliğ ve irşat vazifesini yapmaya gayret etti. Kendi meslek ve meşrebini iftiharla ilân etmekle birlikte, Adana’da bulunan bütün cemiyet, cemaatler ve geniş halk kitleleri tarafından sevilip sayılan bir şahsiyyetti. Hatta, Ehl-i Beyt sevgisinin en yoğun olduğu semtlerde bile gönül köprüsü kurduğu, birçok dostu olan nev-î şahsına münhasır bir gönül insanıydı.
En önemlisi, dünyanın Cennet bahçeleri olan Nur sohbetleri ortamında yaptığı hazırlıklı ve heyecanlı sohbetleri ile ise, Eyüp Hocamız ayrı bir yere sahipti. Yetmiş bir yıla sığan ömründe, hep bu gaye ve minval üzere yaşayarak, inşallah, aziz bir kul olarak ruhunu Rahmana teslim etti.
Onu 13 Aralık 2021 Pazartesi günü, kendisini candan seven kalabalık bir cemaatle doğduğu yer olan Adana’nın Boynuyoğun Köyü Mezarlığı’ndan hep birlikte Yasin’ler, duâlar ve 17. Lem’anın 12. Notasında ifadesini bulan ve bizzat kabrinde okunmasını istediği “....Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! Küllü atin garib, sırrıyla ben şimdiden görüyorum ki, yakın bir zamanda, ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim” ifadeleriyle devam eden yüksek hakikatleri okuyarak uğurladık. Vefatı arefesinde sağnak sağnak yağan rahmet damlaları “Âlimin ölümü, âlemin ölümü” hadisinin bulutlarca gözyaşı damlalarıyla karşılanmasıydı adeta...
Geride gözü yaşlı bir hanım, üç evlât ve kendisini candan seven birçok dost bırakarak dünya misafirhanesine veda eden Eyüp Hocamızın, güzel ve sevecen ve kendisine has vasıflarını ve yaşadığı hatıraları bu satırlara sığdırmak mümkün değildi.
İsterseniz onu bir nebze anlamak için, geride bıraktığı hanımı ve çocuklarından birkaç anekdotu paylaşalım:
Eşi Emine Hanım: Eyüp Hocamız abdestsiz evinden asla çıkmaz, sohbet günlerinde ise ayrı bir heyecanla evden ayrılırdı. Derse gitmeden bazı dostlarını arar, onları derse dâvet ederdi. Her sabah ezan okunur okunmaz heyecanla kalkar; namazlarını da tam vaktinde kılardı. Son derece nazik ve yardımsever bir insandı, karıncayı bile incitmez küsleri barıştırırdı. Eyüp Hocam vesilesiyle birçok gencin mutlu bir aile yuvasına sahip olduğunu biliyorum. Eşim pandemi döneminden önce fasılasız 15 sene her yıl umre ziyareti yapmış, bu vesileyle yüzlerce kişinin Kâbe ve Rasulullaha (asm) ulaşmasına vesile olmuştur.
Kızı Ümran Hanım: Babam özellikle torunlarına ve diğer çocuklara çok merhametliydi. Beş yaşındaki torunu Eyüp Taha’yla bir büyük adamla konuşur gibi konuşur; sık sık onların hatırını sorar, özellikle yayla mevsiminde derslere çoğu zaman torunlarını da götürürdü. Yeni Asya Gazetesi’nin babamın hayatında ayrı ve özel bir yeri vardı. Her gün düzenli olarak gazetesini alır, her satır ve köşesini tetkikle okurdu. Evde gazetenin herhangi bir şeyin altına serilmesine tepki gösterirdi. “Cebimde param olmadığı zaman bile gazete parası kerametkârane bir yerlerden çıkıyor” derdi.
Oğlu Fatih: Babamın rahmetlik dedemden anlattığı bir hatıra:
Hatırladığım kadarıyla geçmişteki sıkıntılı ve ihtilâl günlerinden birinde dedemgildeki Risale-i Nurlar’ın saklanması gibi bir durum söz konusu olunca, Bobuş Ali dedem, “Yavrum siz bu dâvâya inanıp gönül verdiyseniz, korkmanıza hiç gerek yok. Allah bizimle beraberdir; ben de daima arkanızda ve yanınızdayım” dermiş. Hakikaten ailemiz bu konuda, Allah’ın yardımıyla, daima salim kalmış ve hiçbir zaman zarar görmemiş.
Oğlu Salih: Babam her şeyden önce samimî ve ihlâslı bir adamdı. Ders günlerinde, özellikle ders yapacağı günün öncesinde derse, Risale-i Nur’un farklı kitaplarından, âyet ve hadislerden ciddî şekilde hazırlanırdı. Bu konuda şöyle derdi: Ben ihlâsla az hazırlık yapsam bile derste sırlar açılır; önce kendim için olmak üzere, istifadeli bir ders olurdu. İhlâsta en küçük bir zaafiyet olduğunda ise, bunca hazırlanmama rağmen, kısmen de olsa zaman zaman zorlandığımı hissederdim. Babam defalarca hac ve umre ziyareti için gittiği Mekke ve Medinede, derslere gittiğini, diğer ülkelerden gelen gruplara Arapça Risale-i Nur hakikatlerini anlattığını bizzat bize anlatmıştı.
Ahir zamanın Kur’ân hakikatleri olan Risale-i Nur Tefsiri’nin 21. Lem’asında yer alan bir hadis-i şerifte, “Mahşerde ulema-i hakikatin sarf ettikleri mürekkep şehidlerin kanıyla muvazene edilir, o kıymette olur” buyurulmakta olup, aynı Kur’ân hakikatlerinde hakikî talebe-i ulûmun şehadet mertebesiyle vatan-i aslisine gideceği müjdelenmektedir. İnşallah bu kardeşimiz bu müjdelere nail olarak teslim-i ruh etmiştir, diye duâ ve niyazda bulunuyoruz.
Yolun açık olsun Eyüp Hocam; biz de bir zaman sonra senin gittiğin yoldan gidip, başta Âlemlerin Efendisi (asm) olmak üzere, sana ve bütün dostlarımıza kavuşacağız.
İnşallah hep birlikte yolumuz Cennete ve ol Rasulün (asm) livaülhamd sancağı altında toplanmamıza doğru olur.