"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tepeden tırnağa, tırnaktan tepeye…

Ahmet BATTAL
25 Nisan 2019, Perşembe
Bir çocuk…

Darüşşafaka öğrencisi Arife Vildan Bakar.

23 Nisan 2019 günü çocuk bayramı münasebetiyle yapılan bir televizyon programına elinde kemançesiyle katılıyor ve gelecek hayallerinden bahsederken Almanya’da Köln Üniversitesi’nde tıp okumak istediğini söylüyor. 

Ardından da ekliyor: “Ondan sonra da belki Alman vatandaşı olurum!”

Bir gazeteci…

Yani NTV sunucusu. 

Canlı yayında misafir ettiği çocuğun bu hayalini duyar duymaz sıkışıyor, hem de çok sıkışıyor. Hareketlerinden anlıyoruz ne kadar sıkıştığını. Ve işi komediye boğup sulandırarak “hayır!” diyor. 

Ardından ekliyor: “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda hayallerimize hiç sınır koymuyoruz tabiî ki. Nerede okumak istediğine kadar karar vermiş tabiî ki…” 

Ama devamında çocuğun Alman vatandaşı olma hedefinden asla bahsetmeyerek zavallı çocuğun hayalini ağzına ağzına tıkmış oluyor.  

Aynı saatlerde Beştepe’de AKMHP Cumhurbaşkanı Erdoğan bayram sebebiyle ağırladığı çocuklara şu cümleleri de söylüyor:

“Umutlarınızı hiçbir zaman yitirmeyin, heyecanınızın sönmesine asla izin vermeyin, hayallerinizin önüne hiçbir engel koymayın.”

O çocuğun hayali hakkında Kılıçdaroğlu da şunları söylüyor:

“O yaştaki bir çocuk böyle bir talepte bulunuyorsa oturup büyüklerin düşünmesi lâzım. Bizde bir hata var, çocukta değil. O çocuğu bu atmosfere sokan siyaset anlayışını dışlamamız lâzım.”

Bir siyasetçi…

Bir yaşında iken Almanya’ya giden ve Köln Hukuk Fakültesi’nden mezun olan AKP İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu konuyla ilgili olarak şunları yazıyor:

“Dünyaya ümitle bakan bir evlâdımız hayallerini gerçekleştirmek için Almanya’da okuyup Almanya vatandaşı olmak istiyorsa, başta biz siyasiler silkelenip derin derin düşünmek zorundayız. İlkelerde Türkiye ittifakı ile bu gençleri Türkiye’ye inandırmak en temel önceliğimiz olmalıdır. Gençlerimiz hayallerini Türkiye’de gerçekleştirsin. Daha özgürlükçü, daha katılımcı, daha çoğulcu, daha müreffeh ve hep birlikte bir Türkiye hayallerimiz için bizim gibi düşünmeyen, inanmayan, yaşamak istemeyen herkesin yerine kendimizi koyup, toplumsal mutabakat ne olmalı temel mesele.”

Ve bir siyasetçi…

Hayır, bizce siyasetçi değil, olsa olsa bir politikacı olan Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Üyesi eski milletvekili ve dönemimizin Anayasa Hukuku asistanı Prof. Dr. Burhan Kuzu ise konuyla ilgili olarak şu twiti atıyor: 

“Türkiye’yi terk edip, Almanya’da okumak ve sonrasında Alman vatandaşı olmak isteyen o yavrumuza bugüne kadar Türkiye’yi öcü gibi gösteren, Türkiye’yi sürekli Avrupa’ya şikâyet eden yıkıcı muhalefetimizdir. Çocuklarımızın umutlarınızı tükettiniz Kemal Bey. Çok yazık.”

Şimdi biz bazı sorular soralım: 

Eski ve Yeni Türkiye’yi Avrupa’ya ilk ve son şikâyet eden kimdir? 

Yeni Türkiye’nin Avrupa’ya şikâyet edilmesine sebep olan kimdir?

Sorumlu kimdir ve neden ne kadar sorumludur?

Kim rehabilite edecek bu “mutluymuş gibi” yapan mutsuz ve umutsuz çocukları ve bunlar gibi kaçan, kaçmaya çabalayan binlercesini, milyonlarcasını?

Bayramınız bile bayram değil. Lâf ola komedisi…

Okunma Sayısı: 1765
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-3

    25.4.2019 11:08:14

    Durum bu iken hala sen-ben kavgası. İktidarın 82 milyonluk Türkiye ittifakı talebine bile küçük ortak "olmaz" diyor. "Küçük olsun bizim olsun" anlayışı. Oysa toplumsal barış ve huzur -hangi siyasal anlayışta olursa olsun- birlik ve beraberlik içinde yaşayabilme iradesini göstermekle mümkündür. Bu birlik ve beraberliği temin edecek olan hürriyetçi demokrasi ve hukukun üstünlüğüdür. Bunun da yolu demokrasi bilinci ve kültürünü bireylere kazandıracak bir eğitim sisteminden geçer. Eğitim şart! Yoksa her genç aklı başına geldiğinde, ülke gerçeğini gördüğünde, geleceği ve umutları için gözünü yabancı ülkeye diker. Sorumlusu? Elbette ülkeyi yönetenlerdir. İçi boş söylemlere ve övünmelere kimse inanmıyor. Toplumun her kesiminden yükselen aykırı seslere kulak vermeyen, susturmaya çalışan, sürekli suçlayan, istibdat ve tahakküm içerikli bir sistemle çağı yakalamayı ve geçmeyi düşünenler varsa onları uyarmak gerek: Dünyada böyle bir ülke yok. Varsa onlara "üçüncü dünya ülkeleri" deniyor.

  • Gündüz Alp-2

    25.4.2019 10:47:19

    Hem liseli gencin dile getirdiği yabancı ülkede okuma ve orada kalma isteği bilinmeyen bir gerçek değil. Ülke normale dönse -inanın- bunun gibi on binlerce genç dışarıya gidecek. Bu beyin göçü. Bir de şimdilik dile gelmeyen ve görülmeyen emek ve sermaye göçü de olacaktır. Niye diye oturup düşünmek, çareler aramak gerekirken, 17 yıldır ülkeyi yöneten anlayış, buna da yanlış teşhis koyuyor. Suçlu: "Yıkıcı muhalefet!" El insaf Ya Hû! Ülkede muhalefet mi var ki yıksın? Demokrasi de muhalefet demek denge, denetim ve fren demektir. İşte şu üçlü mekanizmanın çalışmasına imkan verilmediğinden bu hale geldik. Yandaş medyayı saymıyorum. Onların durumu evlere şenlik. Gerçeklerin bu kadar ters yüz edildiği bir dönem hatırlamıyorum. Halka "Yeni Türkiye" "güçlü olacak", "şaha kalkacak", "uçuşa geçecek" diyerek umut veren muhalefet miydi? Ortada gizlenemeyen bir gerçek: Hem işsizler hem mutsuzlar hem umutsuzlar ordusu bir gençlik.

  • Gündüz Alp

    25.4.2019 10:30:50

    Sayın Battal, liseli bir gencin Almanya hayaline herkes kendi penceresinden bakıyor. En komik açıklama yine her zamanki gibi iktidar cenahından geliyor. Kendilerini sorgulamadan çok karşıyı yani muhalefeti suçlama. İşte tam da bu zihniyet ve yönetim anlayışı yüzünden sorunların içinden çıkamıyor, üstesinden gelemiyoruz. Hem döven hem feryat eden birisi gibiler. Mesela, muhalefet liderine yapılan linç girişimini hafife alan iktidar olayı basit bir "gaz sıkışması" gibi sözlerle açıklamaya çalışıyor. Fanatik taraftarlar da saldırının failini "kahraman" ilan ediyor. Gidişat hayra alamet değil. Unutmayalım ki, canavara muhabbet onun iştahını arttırır. Ülkede toplumsal barış ve huzur istiyorsak bunun yolu kavga değildir. Hem Türkiye'yi şikayet etmeye gerek yok, zira hür, medeni ve demokrat dünya zaten yakından takip ediyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı