"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur gözüyle Kur’ân(1)

Ahmet DEMİRDÖĞMEZ
10 Nisan 2012, Salı
Kur’ân’ın günümüzdeki ve istikbaldeki manevî tefsiri ve mucizesi olan Risale-i Nur, bütün meselelere Kur’ân hesabına bakarken; üstadı olan Kur’ân’ı da en mükemmel bir tarzda tarif ve izah etmiştir.

”Kur’ân-ı Kerim’in nur-u tecellisine bu asrımızda ‘Nur’ ismiyle müsemma olan Risale-i Nur”1 ve “bilhassa Kur’ân’ın kırk vech-i i’câzını icmalen ispat eden Yirmi Beşinci Söz (zeyilleriyle beraber) ve nazmındaki vech-i i’câzı harika bir tarzda beyan eden ve ispat eden Arabî Risale-i Nur’dan İşaratü’l-İ’câz tefsiri, bilfiil göstermiştir.”2 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Kur’ân’ın vech-i i’câzını ve hak kelâmullah olduğunu ispat etmek cihetini Risale-i Nur’a havale etmiştir.”3 Yani Efendimiz (asm) tarafından Kur’ân’ın i’cazını beyan etmek vazifesiyle vazifelendirilen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu vazifeyi Risale-i Nur Külliyatı’yla asrımıza sunmuştur.
“Elde Kur’ân gibi bir mu’cize-i bakî varken başka bürhan aramak aklıma zait (gereksiz) görünür”4 hakikatini şiar edinen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Kur’ân kâinatı okuyor”5 ve “Kur’ân-ı Hâkim şu Kur’ân-ı azim-i kâinatın en âlî bir müfessiridir ve en beliğ bir tercümanıdır.”6 gibi çok küllî mânâlar ışığında i’caz-ı Kur’ân’ı beyan etmiş; Kur’ân’ın tarifini, kıymettarlığını, yüceliğini, mahiyetini bilhassa kırk vecihle mu’cizeliğini ve yedi cihetle harikalığını ispat edip göstermiştir.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Kur’ân-ı Mu’cizülbeyan’ın kırk vücuh-u i’câzından göz ile görülen bir vechini de, yeni bir hat ile Kur’ân’ı yazdırmakla göstermiştir.7 Ümmetçe Hafız Osman hattıyla makbul Kur’ân’ın aynı sahifelerini ve satırlarını muhafaza etmekle beraber; Lafzullah kelimesi bütün Kur’ân’da tevafuk etmesi büyük dikkat çekmiştir. Bu Kur’ân bir kısım ehl-i kalp tarafından Lehv-i Mahfuz hattına yakın olduğu kabul edilmiştir.8
Risale-i Nur, Yirminci Söz’de, “Kur’ân’ın vazife-i asliyesi daire-i rububiyetin (Allah’ın terbiye edicilik dairesinin) kemalât ve şuunatını ve daire-i ubudiyetin (kulluk dairesinin) vezaif ve ahvalini talim etmek”9 olduğunu belirtmiştir. Bu mühim noktadandır ki, Kur’ân’a her vakit ihtiyacı olan insanın, kulluk vazifesini hakkıyla yapması için Kur’ân’ı çok iyi anlaması gerekmektedir. Çünkü “şu kâinat semasının gurûbu olmayan manevi güneşi olan Kur’ân-ı Kerim, şu mevcudat kitab-ı Kebirinin ayat-ı tekviniyesini okutturmak, mahiyetini göstermek için şuaları hükmünde olan envarını neşrediyor. Beşerin aklını tenvir ile sırat-ı müstakimi gösteriyor. Beşeriyet âleminde her fert, hilkatindeki maksatlar ve fıtratındaki arzular ve istikametindeki gayesini o hidayet güneşinin nuru ile görür ve bilir.”10
Risale-i Nur, Yirmi Beşinci Söz’de, “Kur’ân şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedisi ve şu âlem-i gayb ve şahadet kitabının müfessiri ve zeminde ve gökte gizli esma-i İlâhiyenin manevî hazinelerinin keşşafı ve şu İslâmiyet âlem-i manevîsinin güneşi, temeli, hendesesi ve avalim-i uhreviyenin mukaddes haritasıdır”11 gibi külli ve emsalsiz ifadelerle, otuz cüz mahiyetini taşıyan üç cüzle Kur’ân’ın harikulade tarifini yapmıştır. Ayrıca, Yirmi Beşinci Söz boyunca Kur’ân’ın kırk vecihle mucizeliğini ve yedi cihetle harikalığını ispat ederken; Kur’ân’ın, “insana hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem insanın bütün hacat-ı manevîyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, cami bir kitab-ı mukaddes”12 olduğunu çok harika izahlarla beyan etmiştir.
Risale-i Nur, “Kur’ân müessistir, bir din-i mübinin esasatıdır. Ve şu âlem-i insaniyetin temelleridir ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi değiştirip, muhtelif tabakata, mükerrer suâllerine cevaptır”13 ifadeleriyle Kur’ân’ın yüklendiği ve icra ettiği vazifelerinin camiyetini çok veciz bir şekilde özetleyip; “Kur’ân-ı Azîmüşşan, bütün zamanlarda gelip geçen nev-i beşerin tabakalarına, milletlerine ve fertlerine hitaben arş-ı a’lâdan irad edilen İlâhî ve şümullü bir nutuk ve umumi, Rabbanî bir hitabe olduğu gibi; bilinmesi bir ferdin veya küçük bir cemaatın iktidarından hariç olan ve bilhassa bu zamanda, dünya maddiyatına ait pek çok fenleri ve ilimleri camidir”14 ve “öyle bir maide-î semaviyedir ki (semavî sofra) binler muhtelif tabakada olan efkâr ve ukul ve kulub ve ervah, o sofradan gıdasını buluyorlar, müştehiyatını alıyorlar; arzuları yerlerine gelir.”15 Evet, ”Kur’ân kuluba kut ve gıda ve ukule kuvvet ve gınadır ve ruha ma ve ziya ve nüfusa (nefislere) deva ve şifa olduğundan usandırmaz. Daima gençliğini muhafaza ettiği gibi, taravetini, halâvetini de muhafaza ediyor.”16
Risale-i Nur, Kur’ân’ın mahiyetinin bir cihetini de şu şekilde beyan etmektedir: “Hakikat-i Kur’âniye zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar, hakikat-ı Muhammediye (asm) ile beraber, müteselsilen enbiyaların suhuf ve kütüplerinde nurlarını neşr ederek, gele gele ta nüsha-i kübrası ve mazhar-ı etemmi olan Kur’ân-ı Azîmüşşan sûretinde cilveger olmuştur. Bütün enbiyanın usûl-i dinleri ve esas-ı şeriatları, hülâsa-i kitapları Kur’ân’da bulunduğuna, ehl-i tahkik ve ehl-i hakikat ittifak etmişler.”17 Kısacası,”Kur’ân, bütün zamanlardaki bütün insanlara nazil olmuştur.”18 Evet, “Kur’ân bütün kütüb-i salifenin güzelliklerini ve eski şeriatlarının kavaid-i esasiyelerini cem etmiş olduğundan, usulde muâdil ve mükemmildir; yani tadil ve tekmil edicidir. Yalnız, zaman ve mekânın tagayyür etmesi tesiriyle, tahavvül ve tebeddüle maruz olan füruat kısmında müessistir.”19
“Hülâsa, Kur’an hem zikirdir, hem fikirdir, hem hikmettir, hem ilimdir, hem hakikattir, hem şeriattır, hem sadırlara (kalplere) şifa, mü’minlere hüda ve rahmettir.”20 “Hem ehl-i şuura imamdır, cin ve inse mürşiddir, ehl-i kemale rehberdir, ehl-i hakikate muallimdir.”21 “İşte buna kıyasen, Kur’ân her cihetle beşeri, maddi manevî terakkiyata sevk etmek için ders veriyor, üstad-ı küll olduğunu ispat ediyor.”22
Risale-i Nur, altı bin altı yüz altmış altı âyet, yüz on dört sure ve “üç yüz bin altı yüz yirmi harften”23 müteşekkil; Rabbimizin kelâmı ve ezelî hutbesi olan Kur’ân’ı, “asırları muhtelif bütün enbiyanın kütüplerini ve meşrepleri muhtelif bütün evliyanın risalelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmalen tazammun eden ve cihad-ı sittesi parlak ve evham ü şübehatın zülümatından musaffa ve nokta-i istinadı bilyakin vahy-i semavî ve kelam-ı ezelî; ve hedefi ve gayesi bilmüşahede saadet-i ebediye; içi bilbedahe halis hidayet, üstü bizzarure envar-ı iman, altı biilmelyakin delil ve bürhan, sağı bittecrübe teslim-i kalp ve vicdan, solu biaynelyakin teshir-i akıl ve iz’an, meyvesi bihakkalyakin rahmet-i Rahman ve dâr-ı cinan, makamı ve revacı bilhads-i sadık makbul-ü melek ve ins-ü can bir kitab-ı semavi”24 olarak da tarif etmektedir.
Risale-i Nur, On Dokuzuncu Mektubun On Sekizinci İşaretinde ise, Kur’ân’ı şu mükemmel manalarla anlatmaktadır: “Kur’ân, bilmüşahede ve bilbedahe, ebedi ve daimi bir mu’cizedir. Her vakit i’cazını gösterir. Sair mu’cizat gibi sönmez, vakti bitmez; ebedidir.”25 “Hem, Kur’ân’ın içinde öyle bir göz var ki, bütün kâinatı görür, ihata eder ve bir kitabın sahifeleri gibi kâinatı göz önünde tutar, tabakatını ve âlemlerini beyan eder.”26 “Kur’ân, ism-i azama mazhar olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın pek büyük ve parlak derece-i imanını ifade ediyor. Hem, mukaddes bir harita gibi, âlem-i ahiretin ve âlem-i rububiyetin yüksek hakikatlerini beyan eden, gayet büyük ve geniş ve âli olan hak dinin mertebe-i ulviyesini fıtrî bir tarzda ifade ediyor, ders veriyor. Hem Halık-i Kâinat’ın, umum mevcudatın Rabbi cihetinde, hadsiz izzet ve haşmetiyle hitabını ifade ediyor, ders veriyor.”27 

DİPNOTLAR: 1-Asa-yı Musa 408, 2-Sözler 739, 3-age.722, 4-age.586, 5-age.58, 6-age.216, 7-Mektubat 689, 8-age.859, 9-Sözler 419, 10- Asa-yı Musa 408, 11-Sözler 589, 12-age.589, 13-age.385, 14-İşaratü’l "Îcaz 21, 15-Sözler 630, 16-age.609, 17-Barla Lâhikası 518, 18- İşaratü’l Î’caz 286, 19-age.85, 20-Mesnevi-î Nuriye 205, 21-Mektubat 523, 22-Hutbe-i Şamiye 93, 23-Sözler 556, 24-age.591, 25- İşaratü’l Î’caz 284, 26-age.284, 27-Mektubat 323,

Okunma Sayısı: 899
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı