Üç derdim var; birbirinden seçilmez:
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.
KARAC’OĞLAN
Ya Hay!
Sağlığımız Ebedî Sağ’dan…
Ve her şey yerli yerince…
Sübhanallah…
Sen dokunma yeter ki…
Tam kıvamında tabiat.
Dün papatyaları gördün ya…
Erik ağaçları nasıl patlamış!
Karın içinden kar gibi çiçekler…
Bir süsledi ki hayalimi!
Kış ölümü dediğin…
Kış uykusuymuş…
Kuş uykusu gibi…
Baharla beraber pırrr…
Çiçekler kuş gibi açılır.
Arıları, kelebekleri çağırır.
Gözün gönlün doyar.
Sonra çocukluğumun aşkı erikler.
O değirmen dişler…
Annem, nerdesin, be!
Dişlerim de sana benzedi.
Haa, düşlerimi sorma!
Anladım onu da:
Düş, hayal, rüya…
“Emeller bekasız…
Elemler ruhta…”
Babam da senden sonra…
Eksik işler bitsin diye…
Habire koştu, anne!
Eksikler çoğaldı bir de!
Ben de anlamadım.
Bugün-yarın bitecek derken…
Bugün; yarın oldu.
Yarın; dün…
Dün; bugün oldu.
Hepsi; şimdi imiş meğer!
Babam, bunların “birinde”öldü.
Sana da “yeteri kadar” yaşadı demişti.
Şaşırmıştım bir ân!
Altmışında falandın.
Önce anlamamıştım.
O da gidince “ha” dedim.
Yeterince yaşamış o da!
Doksanı biraz aşıncaydı; dünyası bittiğinde.
Her hayat, her ölüm yeterinceymiş.
Hak verdim babacığıma.
Bu, felsefe değil anne!
Hiç yoktan geldik buraya.
Varlığımızın hepsi kâr ya!
Yaaa!
Elhamdülillah…
Dünyada bitmiyor hikâye…
Ruhlar âleminden buraya…
Buradan ölümsüzlük yurduna…
O erik çiçekleri gibi…
Karlar, fırtınalar sonrası…
Ebedî bahar.
Korktuğumuz ölümden…
Sonsuz baharlar çıkar.
Allahu ekber…
Bize vikaye gerek…