"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Müslüman olan ve aynı zamanda şehit olan çoban

Ahmet ÖZDEMİR
13 Kasım 2021, Cumartesi
Hayber Yahudilerinden Amir’in Yesar adında Habeşli (Zenci) bir kölesi vardı ve onun koyunlarını otlatırdı.

Yesar; Peygamberimizin (asm) Hayber kalelerinden bazısını kuşattığı sırada Hayberlilerin silâha sarıldıklarını görünce, onlara ne yapmak istediklerini sormuştu. Onlar da, “Şu peygamber olduğunu söyleyen kişi ile çarpışacağız.” demişlerdi. Peygamber sözü Yesar’ın kalbine işlemişti. Koyunlarını sürüp Peygamberimizin (asm) yanına geldi. Peygamberimize (asm) neler söylediğini ve nelere dâvet ettiğini sordu. Peygamberimiz (asm), “İslâmiyet’e, Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadete, Allah’tan başkasına ibadet etmemeye ve benim de Resûlullah olduğuma şehadete dâvet ediyorum.” buyurdu.1 

Yesar, böyle şehadet getirip Allah’a iman ederse ne olacağını sordu. Peygamberimiz (asm), “Bu iman ve şehadet üzerine ölürsen, sana Cennet var.” buyurunca, Yesar Resulullah’tan (asm) İslâmiyet’i, nasıl Müslüman olacağını anlatmasını istedi. Peygamberimiz (asm) İslâmiyet’i anlatınca, Yesar Müslüman oldu. Peygamberimiz (asm) İslâmiyet’e dâvette hiç kimseyi hor görmez, küçümsemezdi. Onları dünyevî mal ve makamlarına göre de değerlendirmezdi.

Yesar, Müslüman olunca koyunların çobanı olduğunu ve ne yapması gerektiğini sordu. Peygamberimiz (asm) onları karargâhtan dışarı çıkarmasını, onlara bağırıp ufak taşlar atmasını ve sahipleri yanına döneceklerini söyledi. Yesar hemen kalkıp yerden bir avuç kum aldı, koyunların yüzlerine attı ve “Sen sahibine dön. Vallahi, ben artık sana sahip olamayacağım.” dedi. Koyunlar, sanki çoban tarafından sürülüyorlarmış gibi, kaleye girinceye kadar, topluca gittiler, sahiplerinin yanına döndüler. Halk Yesar’ın Müslüman olduğunu anladılar.

Hz. Ali’nin sancağı çekip kaleye dalarak çarpıştığı sırada, Yesar da Hz. Ali’nin yanında çarpıştı. Daha Allah’a bir vakit bile namaz kılamadan, bir tek secde bile yapamadan şehit oldu. 2

Şehit olan Yesar, Peygamberimizin (asm) yanına getirilip arkasının üzerine yatırıldı, üzerine de bir örtü örtüldü. Peygamberimiz (asm), ona dönüp baktı. Ashab-ı Kiram da, dönüp baktılar. Peygamberimiz (asm), ondan, hemen yüzünü başka tarafa çevirdi. Ashab “Yâ Resûlallah! Sen ondan ne için yüzünü çevirdin?” diye sorunca Peygamberimiz (asm):

“Şimdi, onun yanında Cennet hurilerinden iki zevcesi bulunduğunu, onların onun elbisesiyle vücudu arasına girmekte birbirleriyle tartıştıklarını gördüm. Allah, bu kuluna yardım edip, onu Hayber’e sevk etti” buyurdu.3 

Huriler, Yesar’ın yüzünden tozları silerlerken “Allah seni toza toprağa bulayanın yüzünü toza toprağa bulasın. Seni öldüreni öldürsün.” demekte idiler.4

İşte, ihlâslı amel ve işte ebedî saadet, sonsuz mükâfat ve ecir... Bu hâdise, bize, hâl, hareket ve sözlerimizde en önemli esasın ihlâs ve samimiyet olduğu dersini veriyor. Ayrıca bu hâdisede görüyoruz ki, Peygamber Efendimiz (asm), îman ve İslâm’a dâvette insanlar arasında asla—sosyal seviyesi ne olursa olsun—fark gözetmiyordu. Evet, Yesar kara kuru ve çirkin yüzlü bir köle idi. Üstelik sosyal hayatın o zaman insanlarının nazarında en düşük tabakası sayılabilecek bir mevkide idi. Bütün bunlara rağmen Efendimiz (asm), onu aşağı görmüyor, küçümsemiyor, Müslüman olup olmamasında—hâşâ—herhangi bir küçümseme eseri göstermiyordu; aksine, gayet ciddî bir şekilde ona İslâmiyet’i anlatıyor, böylece de ebedî saadeti elde etmesine vesile oluyordu.

İhlâslı olan Müslümanların birinci düsturu şu olmalı: “Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakk’ın rızasını esas maksat yapmak gerektir.” 5

İslâm ve îmana hizmette bulunanların da aynı ölçü ve düşünceyle hareket etmeleri gerekir.

Dipnotlar:

1- Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 649.

2- İbn Hişam, Sire, c. 3, s. 359, İbn Kayyım, c. 2, s. 150.

3- İbn Kayyım, c. 2, s. 150.

4- İbn Hişam, Sire, c. 3, s. 359, İbn Seyyid, Uyûnu’l-Eser, c. 2, s. 142.

5- Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, s. 391.

Okunma Sayısı: 1486
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı