"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ölüm denilen gerçek

Ahmet ÖZDEMİR
13 Ağustos 2020, Perşembe
Ölüm, insanlığın en önemli olayıdır.

Ubudiyet ve imtihan için yaratılmış olan insanoğlunun imtihan süresinin sona ermesi ölümle noktalanır. Daha sonra dünya hayatında yaptıklarının ve yaşadıklarının karşılığını görmeye başlar. Ölüm, gerçekleri görmek için, uykudan uyanıştır. 

Bediüzzaman’ın dediği gibi ölüm, “İdam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam değil. Belki, bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır.” 

Ölüm, önden giden dostlara kavuşmanın yoludur. İnsanlar ölümle bu fani dünyadan baki, ebedî dünyaya yolculuk yapmaktadırlar. Yine Bediüzzaman ölümden müjdeler vermekte ve insana şöyle demektedir: “Ey insan! Dünyanın bin sene mesudâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun. (...) Öyleyse, kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz. 

Ey insan! Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz. Siz fenâya değil, bekaya gidiyorsunuz.” 

Ölüm, tesadüfi bir olay, bir yok oluş değildir. Kur’ân-ı Kerîm’de “Ölümü de, hayatı da yaratan O’dur.” âyetinde ölümün de tıpkı hayat gibi bir yaratılış, İlâhî irade ve takdirle meydana gelen bir olay olduğu belirtilir. Yine bu âyeti Said Nursî şöyle yorumlar:

“Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir. Çünkü, en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti (bitkilerin ölümü), hayattan daha muntazam bir eser-i san’at olduğunu gösteriyor. (...) İşte, en ednâ tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti böyle mahlûk, hikmetli ve intizamlı olsa, tabaka-i hayatın en ulvîsi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt, elbette, yeraltına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi, yeraltına giren bir insan da âlem-i berzahta elbette bir hayat-ı bâkiye sümbülü verecektir.” 

Ölüm, görünüşte hoş olmasa da yakınlarına bir acı, bir ağlama vesilesi olsa da hayat makinasının çalışması, şu küçük dünyadan ebedî hayata daha çok ürünün gitmesi için dönen çarkın bir gerçeği olmasından rahmettir. Yaklaşık 50-60 yıllık bir ömür ebedî hayatın kazanılmasında yeterli bir süredir. O kazanç elde edildikten veya insan imtihanını kazandıktan sonra esasen daha fazla yaşamanın anlamı da kalmıyor. 

Yeni gelenlere yer açılması için gitmek veya ölmek gerekiyor.

Resul-i Ekrem (asm) Efendimiz ölümün sıkça hatırlanmasını, tefekkür edilmesini tavsiye eder. Böylece ibret alınsın, dünyaya ait boş ve fani hevesler kırılsın.

Okunma Sayısı: 1229
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı