Merhum Refet Bey çok mütevazı bir kişiliğe sahipti. Gururdan, kibirden bir eser bulamazsınız.
O her haliyle diğer insanlara ihlâs dersini veriyordu. “Tefani sırrı” onda adeta okunuyordu. İhlâs Risalesi’nde “Mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlat, şeyh ile mürid arasındaki vasıta değildir” der ve hakikî kardeşlik vasıtalarına vurgu yapar.
Onu zaman zaman kaldığımız Nur dershanesine getirirdim. Yaşlı olmasına rağmen Kur’ân ve iman hizmetleri onun önde gelen düşünceleriydi. Hatıralarını anlatırken bizleri o günlere alıp götürürdü. O günlerin heyecanını sanki birlikte yaşardık. Üstadın hayatını fiilen yaşardı. Bilindiği gibi Bediüzzaman’ın hayatında boşluk yoktur. Mutlaka bir meşguliyet vardır. Meselâ bir yere giderken bir talebesine risale okuturmuş. Onun yakın talebelerinde bu özelliği çok gördüm. Yolda, arabada mutlaka birisine risale okuturlardı. Merhum Refet Ağabeye dolmuş, otobüs gibi toplu taşıma vasıtalarında risaleyi nasıl okuduğunu sorduğumda eliyle göstererek anlatırdı. O gün her türlü sıkıntıya rağmen elindeki risaleyi yukarıya kaldırarak biraz da yüksek sesle okurmuş. Böylece yanında ve arkasında oturanların okunan risaleyi görmelerini sağlarmış. Bir otobüse, dolmuşa, trene, vb bindiğimde aklıma merhum Refet Ağabey hatırıma gelir. Yanımda taşıdığım risale, gazete ve dergileri açarak okumaya çalışırım. Bazen meraklı olanları göz ucuyla takip eder, okuduklarımı hediye ederim.
Refet Ağabey kendisini ziyarete gelen küçük çocuklara “Küçük Sözler”i hediye etmeyi ihmal etmezdi. Bana da:
“Kardeşim! Bu kardeşlere benim namıma birer Küçük Sözler hediye et” derdi. Ben de yanımda Küçük Sözler’i hazır bulundururdum. Çocuklara Küçük Sözler’i hediye ettikten sonra da:
“Kardeşim, bu kitabın fiyatı, on beş kişiye okutmaktır” derdi. Merhum Refet Ağabeyin hediye ettiği Küçük Sözler kim bilir şimdiye kadar nerelere gitti, kimler okudu?
Refet Ağabeyi evinde sık sık ziyaretine giderdim. O tarihlerde 12 Mart 1971 muhtıra dönemi olduğundan ülkede sıkıyönetim idaresi vardı. Hizmetler bugünkü gibi serbest değildi. Her an baskın olabilir, tutuklanabilirdik. O yıllarda Türkiye’nin diğer yerlerinde olduğu gibi Ankara’da da hapisler, mahkemeler devam ediyordu. Refet Ağabeyi evine ziyarete gittiğimde bana Hastalar Risalesi’nden okumamı isterdi. Kulakları ağır işittiğinden yanına oturur, duyacağı kadar yüksek sesle ve tek tek okumaya çalışırdım. Benim sesimi öyle zannediyorum ki, apartmanın aşağı ve yukarı daireleri de duyardı. Her gidişimde bir “deva” okurdum. Dinledikten sonra, “Elhamdülillah, şimdi iyi oldum, şifa buldum” derdi. Bir ara askerî hastahanede tedavi gördü. Hastaneye Üstadın o zaman hayatta olan bazı talebeleri ile ziyaretine gittik. Giderken aklıma ağabeyin benden yine Hastalar Risalesi’ni okumamı isteyeceği geldi. Risaleyi almayı düşündüm. Fakat tedbir açısından vazgeçtim. Ziyaret sırasında kalabalık içinde bana:
“Ahmet kardeş! Hastalar Risalesi’ni getirdin mi?” diye sordu. Ben de yanıma almadığımı söyledim. Sonra bana evinde o günlerin kazasını yapmak düştü, Hastalar Risalesi’nden bol bol okudum.
Merhum Refet Bey, uzun yıllar İstanbul’da bir camide imamlık yapmış ve pek çok kişiye Kur’ân okumayı öğretmiş. Ankara’da olduğu yıllarda –yaşlı olmasına rağmen- âcizane bana da Kur’ân talimi dersi verdi. O günlerde çok istifade ettim.