"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kader, kaza ve atâ kanunları

Cahit ÖZPINAR
06 Ekim 2019, Pazar
Nihayetsiz bir ilim, irade ve kudret sahibi olan Yüce Allah‘ın ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyi bir plan ve programa göre takdir etmesine kader denilir. Kaderle tayin edilen varlıkların ve olayların İlâhî kudretle yaratılması ve gerçekleşmesine de kaza tabir edilir.

Cemil-i Zülcelâl, sonsuz iradesiyle nasıl istiyorsa, ilmiyle her şeye bir plan ve program tayin eder. Allah, ilmi ile ve sonsuz iradesiyle her şeyin kaderini belirler. Sonsuz kudretiyle de o şeye harici bir vücud vererek varlık âlemine çıkarır. Burada ilim, irade ve kudret gibi sıfatların beraber iş gördüğü anlaşılır.

Kâinatta hiçbir şey tabiî ve tesadüfi sebepler sonucu rastgele meydana gelmez. O şeylerin vücudunda görülen harika nizam, intizam, sistem, denge ve ahenk gibi özellikler buna şahittir. Bir hesap ve kitaba dayanan o gibi şeyler, kör tesadüfü ve sağır tabiatı reddederek, nihayetsiz bir ilim, irade ve kudrete delâlet ederler. 

Allah, İmam-ı Mübinde her şeyin programını yazmıştır, kâinat o kader programına göre hareket halinde çalışmaktadır. İmam-ı Mübin, Levh-i Mahfuz-u Azam olarak tabir edilen ve İlâhî ilmin bir ünvanıdır. İşte bu İlâhî İlimde, İmam-ı Mübinde Kader her şeyin programını yazmıştır. Her şey vücuda gelmeden önce ve vücuttan gittikten sonra da kaderinin yazılı olduğuna ve kader kaleminin devamlı işlediğine, yaratılan varlıkların başlangıçları olan çekirdek, tohum, yumurta ve nutfelerdeki genetik şifreler şahittir. 

Karbon, azot, hidrojen ve oksijenin muhtelif oranlardaki halita ve karışımından meydana gelen ve maddeleri aynı olan bu küçücük ve kader programının numunecikleri olan bu şeylerden, 400 bin çeşit bitki ve hayvan türleri farklı keyfiyet ve özelliklerde yaratılmaktadır.

 İnsan âlemine gelince, burada ızdırarî ve ihtiyarî olmak üzere iki kader karşımıza çıkar. Izdırarî kaderde insan iradesinin hiçbir fonksiyonu yoktur. Anne babasının kim olacağı, hangi ırktan olup hangi coğrafyada dünyaya geleceği, boyu, şekli ve sureti nasıl olacağı gibi keyfiyetler, tamamen insan iradesinin dışında ve Allah’ın küllî iradesiyle gerçekleşmektedir. Bu itibarla insan onların hiçbirisinden sorumlu değildir. Sadece verilen vücut mertebelerine şükür etmekle mükelleftir.

 İhtiyarî kader ise, insanın cüz-î iradesiyle ilgilidir. Yüce Allah (cc), insanın cüz-î iradesiyle, bu imtihan yeri olan dünyada nasıl bir yol takip edeceğini bilir ve bildiği için de kaderine öyle yazar, sorumluluğu da insan iradesi yüklenir. İhtiyarî kader noktasında, Allah’ın bize tayin ettiği doğrultuda mecburen bir hayat yaşamayız. Allah’ın ilmi, bizim irademizi nasıl kullanacağımızı ve hangi amelleri işleyeceğimizi bildiği için kaderimizi yazdığından sorumluluğu biz üstleniriz. Bu yüzden fena bir yolda giden kimse kabahati kadere atamaz. Çünkü, kötü yolda gitmeyi isteyen kendi nefsidir. Allah da öyle olacağını bildiği için kaderine yazmıştır. 

İnsan kendi fiillerini yaratamaz; ister iyi ister kötü olsun. İnsan cüz’î iradesiyle bir şeyi yapmaya teşebbüs eder, Allah da küllî iradesiyle taalluk ederse kudreti ile o fiili icat eder. Eğer o istenilen şey hayırlı ise, ona mazhar olduğu için, insan Allah’a şükreder. 

Kötü bir şey ise, yine o fiili Allah yaratır, fakat mesuliyeti insan çeker. Çünkü hayırlı şeyleri insan için isteyen Rahmet-i İlâhiye, icad eden Kudret-i Rabbaniyedir. İnsan ise onlara duâ ile, şuur ile, iman ve istemekle mazhar olur. Kötülüğü isteyen ise, insanın kendi nefsidir. Sorumluluğu da o üstlenir. Bunların hepsi kader programı dahilindedir. 

Kaderde yazılı olanların vukua gelmesi de kaza olmasıdır, yani gerçekleşmesidir. Allah’ın kaderde verdiği hükmün, kazadan af edilerek bozulmasına da ata kanunu denilir. Atâ, ihsan, af ve bağış demektir. Meselâ, bir hâkimin bir suçtan dolayı birisine verdiği 30 yıllık bir mahkûmiyet hükmünü, bir sebebe binaen kaza ve infaz etmeyerek affetmesi ata kanununu izah eder. Belli günahlara karşılık Allah’ın küllî olarak takdir ettiği ceza hükmünü, kulun tövbe etmesiyle Allah’ın affetmesi, Allah’ın atasındandır.

Beraat Gecesi, bir yıllık doğumlar, ölümler, eceller, rızıklar ve savaşlar ve vesair hikmetli şeyler yazılır, diye ifade edilen ve dünya semasında Levh-i Mahv ve İspat olarak tarif edilen şarta bağlı bir kader vardır. Bağlı olduğu şart yerine gelirse gerçekleşir, değilse gerçekleşmez. Hayır, hasenat ve sadâkalarla değişmeye müsait kader odur. Ancak, Allah, ne olup ne olmayacağını ilmiyle bildiğinden Levh-i Mahfuz-u Azamdaki kader sabittir, değişmez. Bu manayı şu âyet, ispat eder: “O dilediğini siler, dilediğini bırakır. Yanında değişikliğe uğramayan Levh-i Mahfuz vardır.” (Ra’d Sûresi, 39)

Okunma Sayısı: 756
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı