"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mücahid ve bahtiyar bir maymun: Moritz

Cenk ÇALIK
18 Ocak 2020, Cumartesi 00:37
Hiç şiir yazdınız mı?

Sanırım en azından denemeniz olmuştur. Peki, herhangi bir hayvana şiir yazmayı denediniz mi? Şaşırdınız değil mi? 

Biraz daha ilgi çekici bir soru sormaya çalışayım: Hiç şehit olan bir maymuna şiir yazmayı denediniz mi? Soruların garip geldiğini tahmin ediyorum. Üstad Hazretleri bütün bu şartları sağlayan bir şiir yazıp Risale-i Nur Külliyatı’na aldığını söylememiz sanırım çoğumuzu şaşırtacaktır.

Öncelikle Rumuzda yer alan şiiri hatırlayarak başlayalım:

Mücahid bir hayvan mersiyesi

Rabbinin ordularını Ondan başkası bilemez (Müddesir Sûresi, 31. Âyet)

Ey maymun–u meymûn! 

Mü’minleri memnun, Kâfirleri mahzun, 

Yunan’ı da mecnun eyledin. 

Öyle bir tokat vurdun ki, 

Siyaset çarkını bozdun.

Lloyd George’u kudurttun, 

Venizelos’u geberttin. 

Mizan–ı siyasette pek ağır oturdun. 

Ki, küfrün ordularını, 

Zulmün leşkerlerini,

Bir hamlede havaya fırlattın. 

Başlarındaki maskeleri düşürüp, 

Maskara ederek,

Bütün dünyaya güldürdün. 

Cennetle mübeşşer (müjdeli) olan hayvanların isrine (safına) gittin. 

Cennette saîdsin; Çünkü gazi, hem şehidsin. (Eski Said Dönemi Eserleri, Rumuz, s. 371-372)

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere Başbakanı Lloyd George, ve Yunanistan Başbakanı Venizelos arasında imzalanan gizli antlaşma gereği Anadolu işgal edilecekti. 50 bin kişilik Yunan ordusunun bütün masrafları İngiltere tarafından karşılanacaktı. Saldırının başlamasına sadece bir gün kalmıştı. Yunan başbakanını Venizelos’u her anlamda destekleyen ve İngiliz başbakanı Lloyd George’un da can dostu olan Yunan Kralı Aleksandros kendi evinin bahçesinde, akşam vakti dolaşırken, Moritz isimli maymunu tarafından ısırıldı ve kral kan zehirlenmesi sonucu öldü. Bu arada bahtiyar maymunu da vurarak öldürdüler.

Bu şok gelişmeyi Lloyd George “Tarihin akışını değiştiren bir hadise” olarak değerlendirdi ve Anadolu’yu istilâ planları suya düştü. En son teknolojiyle donatılan orduyu, bir maymunun ısırığı durdurmaya yetmişti. Bu hadise başta Üstad olmak üzere bütün Müslümanları memnun ederken, gayri müslimleri mahzun etmişti.

Zahiren vakıa bu şekilde vukuu bulmasa da hadisenin arka planına yani manevî cephesine de bakmamız gerekiyor. 

O günlerde, Üstad Bediüzzaman’ın yanında bulunan Molla Süleyman ismindeki talebesi ve hizmetkârı şunları anlatıyor:

“Yunan Başbakanı Venizelos, İngiliz Başbakanı Lloyd George’dan 50 bin kişilik silâh alıyor. Bu silâhlarla Anadolu’ya taarruz edecekleri sırada, bir Cuma gecesi Bediüzzaman, namazdan sonra duâya başladı. O gece sabaha kadar uyumadı. 

Devamlı duâ etti: `Ya Rabb! Senin askerin daha çoktur. Bu mel’unlara fırsat verme!` ”Sabahleyin, ben Divanyolu’ndan gazetesini ve çorbasını almaya çıktım. Gazeteler Yunan Kralı I. Aleksandros’u maymun ısırdığını, maymunun ise öldürüldüğünü yazıyordu. Gazeteyi görünce, Bediüzzaman çok sevindi ve gülerek, `Bir kalem getir de Süleyman, bu hayvanın arkasından bir mersiye yazalım` dedi.” (Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, s. 194.)

Görüldüğü üzere şiir başında meali verilen âyette de işaret edildiği gibi Rabbimizin görünmeyen orduları vardır. Bu bazen Üstad Hazretleri’nin duâsı olabildiği gibi, maymun gibi görünen bir mahlûkla bu vazife ifa edilebilmektedir. Tarihin akışını değiştiren aslında maymunun ısırığı değil, Rabbimizin Üstadımızın sabahlara kadar yaptığı duâsının “görünür!” halidir. Mevzuyu zahire göre değil batına göre anlamamız gerekir.

Bu şiirde Üstad Hazretleri iki konuda ezber bozmaktadır. İlki hayvanların da şehit ve gazi olabileceğidir. Moritz isimli maymunun bahtiyar olarak ifade etmesinin bir sebebi de budur. İkincisi de Cennetlik olarak nitelemesidir.

Aslında çok aşina olmadığımız bu mevzular Kur’ân hakikatleridir. Hz. Salih’in devesi, Hz. Süleyman’ın Hüdhüd’ü ve Karınca’sı, Ashab-ı Kehf’in köpeği gibi birçok hayvan Cennetle müjdelenmiş ve hizmetlerine göre derece almışlardır. Üstad Hazretleri de bu gerçeği maymun’a yazdığı şiirde belirterek ayrıca bu bilgileri teyit etmektedir vesselâm…

Okunma Sayısı: 2591
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Züleyha

    19.1.2020 12:41:25

    "Allah'ın rahmetinden umidini kesme" ayeti mü'minleri zahirde olumsuz gibi görünen her hadisede umuda sevk etsede, bazen dil alışkanlığı gibi oluyor. Söylüyoruz ama inanmıyoruz...Fakat bunun gibi örnekleriyle beraber düşünüldüğünde, o umut daha içten ve hakiki oluyor. O orduları harekete geçiren hakikatın "dua" olduğunu unutmazsak ilmelyakin bildigimiz hakikati aynelyakin belki hakkalyakin yaşarız insallah. Allah razı olsun.

  • Abdurrahman AYDIN

    18.1.2020 10:32:46

    3. Demek tek gayeleri rıza-ı İlahî olanlar Hz. Hızır (as) gibi Hakk'ın razı olacağı şeyi istiyor, hatta o işin icrasında da vasıta kılınıyorlar. Hayat mertebeleri de bu icraya müsait olunca melekler gibi kaza-i İlahiye vasıta oluyorlar. "Attığında sen atmadın, lâkin Allah attı" sırrıyla manevi tasarruf böyle bir şey olsa gerek. Bu yazılar hayvanlara baktırarak insan olmayı ve Allah'dan korkmayı öğretiyor. Tebrikler.

  • Abdurrahman AYDIN

    18.1.2020 10:32:06

    2. Peki, Üstad niye beddua etti? Rasûl-i Ekrem Efendimiz (asm) miraçta Allah'ın selamını “Esselamüaleyna ve ala ibadillahissalihin” ibaresiyle almıştı ya. İşte, Hallac-ı Mansur: “Eğer bir gün Hz. Muhammed (asm) ile görüşmem nasip olsaydı, O’na: “Mi’rac gecesinde Allah’ın selamını niçin yalnız kendi ümmetin üzerine aldın? Diğer bütün kâfirler için de alsaydın her halde onlara da merhamet esirgenmezdi derdim" dedi. Bunun üzerine Rasulullah’ın (asm) ruhaniyatı tezahür ederek: “Benim Allah’ın iradesinden başka bir şey istememin imkânı var mıydı?” deyince, Mansur niyaz edip özür diledi ise de kabul edilmedi, başını feda ederek sulh olunacağı kendisine söylendi. O andan itibaren Hallac’ın sanki dili tutuldu. “Enel-hak!” demeye başladı. Bu sözü yüzünden zındıklıkla itham edildi. Zindanda dediler ki: “Ben Allah’ın kuluyum de, kurtul!” O: “Ya ben ne diyorum?” dedi ve “enelhak” demeye devam etti. Nihayet idam edildi.

  • Abdurrahman AYDIN

    18.1.2020 10:07:28

    1. Gerçekten de zahire bakıp ümitsizliğe düşülmemesi için hatırda tutulması gereken bir konu. Öyle ya! "Yerin ve göklerin orduları O'nundur." Sudan toprağa herşey hizmetkar iken yine O''nun emriyle birden âfete dönüşebilir. O ilham ile sevk edince en küçük askerler (mikroptan bit ve çekirgeye, ebabilden maymun ve arslana kadar) O'nun adına kralları esir etmiştir. En büyük zalimleri en küçük askerleriyle yere sermesi, Nemrud'a, sivrisineğinin üstelik topalını göndermesi ca'y-i dikkattir. Demek dua-yı Üstad ve sevk-i İlahi ile bu zafer hasıl olmuş. O halde burada manevi bir tasarruf var.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı