"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

12 Mart muhtırası ve demokratik direnç-1

Cevher İLHAN
12 Mart 2020, Perşembe
Türkiye’de bütün darbe ve ara dönemler gibi 12 Mart 1971 muhtırasında da Adalet Partisi hükûmeti ile dönemin Başbakanı merhum Süleyman Demirel’in demokratik direnç ve duruşu insafsızca çarpıtılıyor.

Oysa muhtıra öncesi ve sonrası verilen demokrasi mücadelesi yakın tarihin arşivlerinde. Meclis Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’na, Demokrat Parti’nin verâsetini alan AP iktidarına cuntacıların hazımsızlığıyla darbe hazırlıklarının daha iktidarın ilk yılında başladığını beliren Demirel’in tesbitiyle, 12 Mart muhtırası 27 Mayıs 1960 darbesine dayanıyor. 

16-17 Eylül 1961’de Başvekil Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idamından bir ay sonra “darağacının gölgesi”nde 15 Ekim’de yapılan seçimlerde AP’ye karşı Yeni Türkiye Partisi’nin çıkarılmasıyla bölünmüş parçalı tabloyu nazara veren ve Cumhurbaşkanı seçimi ile “Çankaya protokolü”ne dikkat çeken Demirel’in, bu süreçte “çok önemli bir hâdise” dediği Cemal Gürsel’in Meclis’in açılmasından bir gün önce 24 Ekim’de CHP Genel Başkanı İnönü ve AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala dahil o günkü parti liderlerini Köşke çağırıp açıkça tehdidini nazara vermesi 12 Mart’ın ardındaki zihniyeti tanımlıyor. (Darbe Tutanakları, 50-52) Bu açıdan Demirel’in, “Gürsel diyor ki; ‘Bu Meclis’in açılmasını istyorsanız, birinci şart beni Cumhurbaşkanı seçeceksiniz! İkinci şart, ‘Yassıada kararları’yla ilgili kimse bir şey söylemeyecek! 27 Mayıs ihtilâliyle de ilgili kimse bir şey söylemeyecek! Bunu kabul ediyorsanız şuraya imza koyun, etmiyorsanız yarın Meclis açılmayacak!” sözlerini hatırlatması 12 Mart’ın perde arkasını aralıyor. 

“FAREYİ YAKALAMAK YERİNE, EV YAKILIR!”

“Demokrasiye vurup giden” 27 Mayıs’ın ardından “yiğit ve cesur adam” diye tavsif ettiği AP’nin Cumhurbaşkanı adayı Profesör Ali Fuat Başgil Hoca’nın gece yarısı kaldığı otelden “kaçırılıp” ölüm tehdidiyle “İstanbul’a götürülmesi” vahametine işâret ederek, Ekim 1965’te AP’nin tek başına iktidarıyla siyasetin büyük oranda rayına oturmasının ardından 1966’da Gürsel’in ölümüyle, “asker nezdinde de itibarlı olan” ve “mülâyim” Sunay’ın seçilmesiyle ortalığın yatıştığı, “ordunun içinde “Millî Birlikçiler’in dışında bir başka grubun lideri olması hasebiyle askerleri durdurmada önemli rol oynadığı” değerlendirmesi, 12 Mart öncesi komplolara açık kırılgan tabloyu bildiriyor. 

Bu kırılgan tabloda 9-10 Mart 1971’e gelindiğinde, asker-sivil büyük bir kesime sirayet edip yoğunlaşan “darbeye hazırlık toplantıları”yla ve özellikle dönemin Genelkurmay Başkanı’nın, 12 Mart’ın baş aktörleri arasında yer alan Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ile Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur tarafından dışlanmasıyla 12 Mart muhtırası dayatılıyor. Demirel’in tâbiriyle, 12 Mart’ta evin tavanındaki “fareyi yakalamak yerine, ev yakılır!”. 

Demirel’in tâbiriyle “ona buna karışmayan” Cumhurbaşkanı Sunay, Başbakan olarak “darbe söylentileri”ni araştımasına karşı telefonlarına çıkmaz. Muhtıra verilip iş işten geçtikten sonra ise Başbakan’a “Ne yapayım? Beni de aştılar!” diye “mâzeret” beyân eder! (Darbe Tutanakları, 32-34)

“EN ÖNEMLİ HÂDİSE, MECLİS’İ AÇIK TUTMAKTIR”

Aslında başta Nahit Menteşe ve Esat Kıratlıoğlu olmak üzere, 12 Mart sürecinde baskılara mâruz kalan bakanların ve en yakın şâhitlerin ifâdesiyle, dönemin Cumhurbaşkanı’nın “Beni de devreden çıkardılar” diye muhtıracılardan yana tavır takınmasına mukabil Demirel’in 12 Mart muhtırasının “tam bir darbe tehdidi”ne karşı direnişi, hakkındaki bütün ithamları boşa çıkarıyor.

Bakanlar Kurulu’yla AP Genel İdare Kurulu’nu âcilen toplayıp, saatlerce süren toplantıda muhtıraya karşı çok sert bir bildiri yazdırması; ithamların aksine muhtırayı asla kabul etmeyip, müzâkere edilmesine bile katiyen yanaşmak istemeyip muhtıraya karşı “Çıkacağım, Kızılay’ın ortasında vatandaşlara, ‘Ey ahali gelin irâdenize sahip çıkın!’ çağrısında bulunacağım; hükûmet asla istifa etmeyecek!” diye diretmesine rağmen, arkadaşları “hükûmet istifa etmediği takdirde Silâhlı Kuvvetlerin parlamentoya el koyacağı ve parlamentonun kapatılacağı” tehdidinin nazara vererek vazgeçiriyorlar.

Aslında her ne kadar dönemin Adalet Bakanı Hasan Dinçer’in ibâreleri kısmen yumuşatmasına rağmen, “muhtıranın anayasa ve hukuk devleti ile bağdaşmadığı” itiraz ve çıkışıyla “muhtıracılar”a karşı kamuoyuna çok sert bir “açıklama” yazdıran ve “Hiç olmazsa parlamentoyu açık tutalım, Meclis açık kalsın, Meclis’te mücadelemizi devam ettiririz, biz burada birtakım işleri gene yaparız’ diye istifayı kabul ettiğini açıklayan Demirel’in “Benim yaptığım en önemli hâdiselerden birisi Meclis’i kurtarmaktır” tasrihi, “şapkasını aldı gitti” isnad ve iftirasının mesnetsizliğini açığa çıkarıyor. 

Okunma Sayısı: 1259
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı