“Tek adam rejimi”nde siyasî iktidarın siyasallaştırıp “araçsallaştırdığı” yargı üzerinden siyasete müdahalesi devam ediyor.
Vakıa şu ki “iktidar cephesi”, şantajlarla “etkin pişmanlık”tan yararlandırılan “itirafçıların ilk duruşmalarında iftiralarını inkârlarıyla, uydurulmuş “gizli tanıklar”ın isnadlarından caymalarıyla 19 Mart (2025) operasyonlarının hukuken çöküp halkın kâhir ekseriyeti nezdinde inandırıcılığını kaybetmesine karşı yeni komplolara başvuruyor.
Bir “yüksek yargı organı” olan Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) mazbatasını verip kesin hükme bağladığı kararlarını, “ayarlanmış” bir Asliye Hukuk Mahkemesi’yle Bölge Adliye Mahkemesi üzerinden yok sayarak “seçim hukuku” bir defa daha berhava ediliyor.
HUKUK DIŞI TEZGÂHLARLA…
Gerçek şu ki Anayasanın 79. maddesiyle “Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme, genel yönetim ve denetimi görevinin YSK’nin olduğu ve YSK kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamayacağı” hükmünce “seçim yargısı” tamamen YSK’nin uhdesindedir.
Öncelikle bu esas açıkça çiğneniyor. Tıpkı Anayasanın 153. maddesindeki “Anayasa Mahkemesi kararları kesindir. Yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar” esasına rağmen, Cumhurbaşkanı’nın “Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını tanımıyorum ve saygı da duymuyorum” çıkışıyla yerel mahkemelere “tanımayın!” tâlimatını vermesi gibi.
Ya da Anayasanın 90. maddesiyle “temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalar”ın başında gelen ve iç hukuku bağlayan AİHM’in defalarca verdiği “hak ihlâli” kararlarının dinlenilmeyip Demirtaş’la seçilmiş siyasetçilerin, sırf siyasî görüşlerinden dolayı yıllardır hapis tutulmasındaki gibi.
Bundandır ki YSK’nin “mutlak butlan” başvurusunu reddetmesi, her ne kadar “verdiği karara ve Anayasal sorumluluğuna sahip çıkmaması” olarak yorumlansa da aslında kurultay sonrasında düzenlenen bütün olağan ve olağanüstü kurultayların ve verdiği mazbataların geçerliliği anlamına geldiği hukukçularca belirtiliyor.
“MAHKEME YSK KARARINI BOZAMAZ…”
Esasen daha önce “kongrelerin seçim kısmını ve mazbatayı düzenleyip onaylayan yegâne merciin YSK olduğunu” bildiren AKP’nin YSK temsilcisinin, Anayasanın 79. maddesine göre YSK yetkilidir, herhangi bir mahkeme YSK kararını bozamaz. Seçim kısmıyla ilgili herhangi bir karar vermesi çok çok yanlış olur. Siyasî partilerin davalarında, kongrelerinde “yok hükmünde kabul edilmesi”yle “mutlak butlan” görülmüş şey değil. Seçimle ilgili karar verme ve itiraz süreçlerini, mazbatanın verilmesini belirleyen seçim kurullarıdır, en son da YSK’dır. Bu kararları ortadan kaldıracak herhangi bir karar olamaz. Seçim hukuku ve mecrâsı içerisinde sistemin özüne terstir” tesbitleri gerçeği ortaya koyuyor. (Nefes, 28.6.25)
Görünen o ki bu tür tezgâhların sonuçta millet nezdinde ters tepeceğini bile bile Saray iktidarı, iktidar koltuğundan düşme akıbetini geciktirmek hesabıyla demokrasi dışı “tezgâhlar”a başvuruyor.
Artık “yolun sonu”na geldiğini gören, ekonomiyi düzeltmeye, çöken sosyal yapıyı, çürüyen kamu kurumlarını tâmire mecâli kalmayan; battığı yolsuzlukların, rüşvetin, ihaleye fesad karıştırmanın, yandaşlara millet malını peşkeşle yargılanmaktan kaçan “otoriter yönetim”, çarnâçar hukuku darbeleyen kumpaslar kurmaya kendini âdeta “mecbur” biliyor!
Topyekûn muhalefeti, sandıkta yenemeyeceği rakiplerini siyasî oyunlarla tasfiye haksızlıkları ve hukuksuzluklarıyla demokrasiyi, hukuku darbeliyor, ülkeye yazık ediyor.
Yazık, çok yazık…