"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Erbil saldırısı ve Ankara’nın “Irak politikası”

Cevher İLHAN
19 Temmuz 2019, Cuma
Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin başkenti Erbil’in en güvenli ve lüks semtinde gün ortasında Türk diplomatlarını hedef alan silâhlı saldırı Ankara’nın Irak politikalarını yeniden gündeme getirdi.

Olup bitenler, bölgenin barış ve istikrarında meydana getirdiği yıkımla ABD eksenli stratejik vizyonsuzlukla muallel politikalarının iflâsını bir defa daha açığa çıkarıyor. 

Vakıa şu ki 1991’deki Körfez Savaşıyla Irak’ın kuzeyini Irak’tan koparılmasına ortam oluşturuldu. ABD’nin her türlü gıda ve ilâcı kapsayan ve on üç yıl boyunca halkı perişan edip Irak’ı çökerten süren ağır ekonomik ambargonun ardından, ABD ile savaş - işgal müttefiki İngiltere, BM Güvenlik Konseyi’nin kararını beklemeden Nisan 2003’teki işgalle Kuzey Irak üzerinden Irak’ın bölünüp parçalanması hızlandırıldı.

Sonradan bizzat Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın “yalan” olduğunu itiraf ettiği “kimyasal silâh” uydurmasıyla ve “Irak’a demokrasi” getirileceği vadiyle “Irak’ı özgürleştirme operasyonu” askeri müdahalesiyle yarım milyonu çocuk olmak üzere iki milyon Irak’lı katledildi. 

On milyon Iraklı yurdunu ve evini terketmek zorunda kalıp sığınmacı durumuna düştü. Irak’ın etnik ve mezhebî iftiraklarla bölünüp parçalanmasına zemin hazırlandı. 

BAĞDAT’A KARŞI ERBİL’İ ŞIMARTTI… 

Türkiye’nin öteden beri “kırmızı çizgisi” saydığı “Irak’ın toprak bütünlüğü”nü berhava eden Kuzey Irak’ın Irak’tan ayrılması oyununa, demokrasiyi katleden 12 Eylül darbesinin “güven ortası”nda iktidar bahşedilen Özal hükûmetlerinde Ankara’nın Bağdat’ı by pass ederek Kuzey Irak yönetimiyle “Amerikan eksenli politikalar”la Irak’ın parçalanmasına destek verilmesiydi.

Ne var ki, AKP iktidarında, “Irak’ın bütünlüğü”nü tahriple Türkiye’nin yanıbaşında terör bataklığının derinleştiren “bir koyup üç alacağız” saplantılı Özal’ın “Irak politikası”nın aynen sürdürülmesiyle, Ankara’nın Bağdat’ı dışlayıp Kuzey Irak’la ilişkileri ilerletmesi Erbil’i şımarttı; Türkiye’yi ve bölgeyi  bütün bölgeyi ateşe atan emrivakilerle karşı karşıya bıraktırdı.

Bir yandan “Irak’ın toprak bütünlüğüne saygılıyız” açıklamaları yapılırken, diğer yandan Bağdat’a rağmen Erbil’e çanak tutuldu, her türlü destek verildi.

Ankara, Barzani idâresinin Irak Anayasasında başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yeraltı - yerüstü kaynaklarının bütün Irak halkına ait olduğu açık hükmüne rağmen, merkezî Irak hükûmetine kafa tutarak yasa dışı hortumladığı enerji rezervleri üzerinde tasarrufta bulunmasını fiilen onayladı. Başta Kerkük ve Musul olmak üzere sorumsuzca Irak petrolünün İsrail üzerinden dünya piyasalarına sevkine aracılık etti.

Ve Kuzey Irak yönetiminin, dünya petrol tüketiminin yüzde 10’unu bulacak muazzam pazardan yüzde 17 hisse ile yetinmeyip, Bağdat’ı by pass ederek, başta Kerkük’ten Musul’dan hortumladığı milyonlarca varillik Irak petrolünü çoğu Yahudi sermayeli Amerikan ve İngiliz ecnebi şirketlerine peşkeş çekmesine Ankara’nın dünya piyasalarına sevkıyatına aracılık etmesi, Erbil’le doğrudan petrol ve doğalgaz anlaşmalarını imzalaması Bağdat’la arasını açtı. 

Keza Kuzey Irak Yönetiminin Türkmen bölgelerinde demografik emrivakilerine, başta “Kerkük’ün statüsü”nün değiştirilmesine seyirci kaldı.

TERÖR ÖRGÜTLERİ PALAZLANDIRILDI…

Bu arada 2015’te rafa kaldırılan “çözüm süreci” kapsamında Habur sınır kapısında konvoyla karşılanan Barzani, Diyarbakır’da bayrağı asılıp “devlet başkanı” protokolüyle ağırlandı. Çağrıldığı AKP kongresinde “Türkiye seninle gurur duyuyor!” sloganlarıyla alkışlandı. 

Ancak en vahimi, işgalle başlayan vartada bölgenin otorite boşluğu ile “terör bataklığı” haline getirilerek, “İsrail’in güvenliği” hesâbına ve ABD-İngiltere’nin başını çektiği küresel emperyal ecnebilerin hegemonya ve çıkarları uğruna ifsad şebekelerinin menhus ifna plânlarıyla başta Türkiye olmak üzere Müslüman bölge ülkelerine yönelik terör örgütlerinin palazlandırılması oldu. 

Gelinen noktada, tıpkı Suriye’deki terör örgütlerine olduğu gibi ABD Kuzey Irak Yönetimine yüz milyonlarca dolar silâh, mühimmat, askerî ve mali “yardım” yapıyor, askerî eğitim desteğini veriyor. 

Ve ifsad komitelerinin, küresel mihrakların güdümündeki “işbirlikçi” taşeron terör örgütlerinin elebaşlarıyla militanları “2. İsrail” olarak tasarlanan bölgede cirit atıyor. Bundandır ki, başkentteki “en güvenli bölge” bile “en güvensiz bölge” haline geliyor. 

Ankara, bölgeyi “terör bataklığı” haline getiren, tefrika fitnesini ateşleyen “Irak politikası”nı mutlaka tashih etmeli; bölgeyi daha da kargaşa ve kaosa sürükleyecek ve Türkiye’yi uluslararası arenada “cephe ülkesi” ve “işgalci” durumuna düşürecek tahriklerden sakınmalı.

Artık doğrudan Bağdat’la işbirliğiyle Müslüman komşu Irak’ın enerji kaynaklarının âdilâne paylaşımıyla ülkenin birlik ve bütünlüğün sağlanmasına,  barış ve istikrar içinde demokratik hak ve hürriyetlerin geliştirilmesine çalışmalı.  

Okunma Sayısı: 1220
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı