"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Kanal muamması”nın içyüzü

Cevher İLHAN
18 Ocak 2020, Cumartesi 00:23

TESBİT

Kanal İstanbul tartışması için için sürüyor. Özellikle Montrö Anlaşması’nı tartışmaya açmakla bugünkü uluslararası konjonktürde bütünüyle berhava olmasıyla Türkiye’nin elinin kolunun bağlanıp, Boğazların ve Marmara Denizi’nin “Uluslararası Deniz Hukuku”na tabi bir “suyolu” durumuna düşmesiyle ticari ve savaş gemilerinin de serbestçe geçecekleri belirtiliyor.

Uzmanlara göre en büyük tehdit, Montrö Sözleşmesi’nin devre dışı kalmasıyla Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki hâkimiyeti teminatının ortadan kalkması. Uluslararası Deniz Hukuku gereği Marmara’yı ve Karadeniz’i bir “açık deniz” ve “deniz yolu” hükmüne getirip savaş gemilerinin geçişine açması.

Bundandır ki, Kanal’ın Montrö’yü fesihle öteden beri Karadeniz’e kıyıdaş ülkelere müdahale etmek isteyen Amerikan savaş gemilerinin bu bölgeye doluşup “askerleştireceği”ne; Çanakkale ve İstanbul Boğazlarını tehlikeye atacağına dikkat çekiliyor. Amerikalı dolar spekülatörü Soros’un finanse ettiği “renkli devrimler” sırasında Gürcistan’a ve Ukrayna’ya jeostratejik müdahaleye kalkışan ABD ile emperyal ortaklarının savaş ve uçak gemilerinin, “çevreleme hattı” kurma stratejisiyle Karadeniz’e çıkmalarını sağlayan “jeopolitik komplo”nun bir parçası olarak dayatılıyor.

Özetle, ekolojiyi, çevreyi tahrip riski taşıyan, ağır mâliyetiyle ekonomiyi daha da krize itecek olan Kanal, küresel ecnebilerin menfaatlerine hizmet edeceği her haliyle sırıtıyor. Boğazların, Marmara’nın ve Karadeniz’in güvenliğini büyük tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya bıraktırıyor.

Peki, bunca ikaza ve stratejik tesbitlere rağmen, niçin Cumhurbaşkanı “İlle de bu Kanal’ı yaptıracağım” diye ısrar ediyor?

GARABET

Şok ve şaşkınlık!

Dışişleri’nin ve diplomasinin devre dışı bırakıldığı, özellikle ABD ile ilişkilerin tamamen Erdoğan ile Trump’un “şahsî ilişkileri”ne endekslendiği çıkmazında çarpıcı garabetler sergileniyor.

Bu durum, İran’ın Ankara Büyükelçiliği’nin resmî Twitter hesabından “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile telefon görüşmesinde İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani için ‘şehit’ ifadesini kullandığı”nın paylaşılmasıyla bir defa daha ortaya çıktı.

Öncelikle Trump’un “Siz Süleymani için canavar diyorsunuz, dostunuz Erdoğan ise ‘şehit’ diyor; ne dersiniz?” sorusunu “Gözetmesi gereken bir kamuoyu var. Kendisi açısından böyle bir sebebi olabilir; duyduğuma şaşırdım, ama olsun” diye “şaşkınlık”la geçiştirmesi dikkat çekti.

Bir diğer çarpıcı garabet, Trump tâlimatlı suikast sonrası canlı yayında Cumhurbaşkanı’nın “Ben özellikle kendisine (Trump’a) İran’la gerilimin tırmandırılmaması telkininde bulundum” deyip, “Enteresan yani, biz o akşam Trump ile bir görüşme yaptık, 4-5 saat sonra bu olay patlak verdi. Demek ki mesele plânlanmıştı, haberi alınca şok olduk” demesiydi. (gazeteler, 5.1.20)

Görünen o ki Erdoğan’ın “iyi niyetli ve samimidir” diye her fırsatta “teşekkür” ettiği “Türkiye’nin ekonomisini mahvederim” diye tehditlerle dolu tweetleri savurduğu sırada bile Erdoğan’a “dostum” diye hitap edip “hayranıyım” diye öven Trump, “itidal tavsiyesi”ni dinlemekle kalmış; “dostu Erdoğan’a Müslüman komşu ülkenin en önemli bir komutanını katletme kararını bile bile bildirmemiş.

İLGİNÇ

 “Bu arkadaşlar IMF’ci”

Siyasette özellikle AKP’de kopan - kopacak partiler üzerinden çelişkili ilginç gelişmeler oluyor. Cumhurbaşkanı, on üç yıl boyunca kabinesinde ekonomiden sorumlu bakanlık yapan Babacan ve arkadaşları için “Biliyor musunuz, 2008 ekonomik krizinde ben ‘teğet geçecek’ derken bu arkadaşlar ‘teğet geçmeyecek’ diyorlardı. Çünkü IMF’den tâlimat alıyorlardı” ithamında bulunuyor.

Cumhurbaşkanı, o dönemde icranın başı olarak kendini ve partisini ayırıp AKP iktidarında mesela 2019’un 10 ayında, bir günde 290 milyon 499 bin 365dolar ödenen yüksek faizin bütün vebâlini “IMF’ci” dediği “bu arkadaşları”na yüklüyor.

Bundandır ki uzun yıllar AKP hükûmetlerinde Dışişleri Bakanı ve Başbakanlık yapan Davutoğlu’nun ithamlara kaşı “hayattaki eski başbakanların, âileleriyle birinci derece yakınlarının mal varlıklarının araştırılması” çıkışına benzer “geçmişi değerlendirmeye hazırım” diyen Babacan, “Bize dair kanaati böyle ise daha altı ay önce neden bana beraber çalışmayı teklif etti?” sorusunu soruyor.

Ve bu vaziyet, Bediüzzaman’ın “fikr-i siyasisine yardım eden şeytana rahmet okutan, ancak fikr-i siyasisine muhalif meleğe lânet eden” “menfi siyaset”in çarpıklığını bir defa daha ele veriyor.

Okunma Sayısı: 1894
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Kemalettin

    19.1.2020 12:06:31

    Amerika karadenize girecekmis.bogazi kapayin girmesin.abd isterse girer. Erdoğan döneminde giremez.

  • ceyhan

    18.1.2020 14:45:04

    Milli görüş gömleğini çıkardığını söyleyen ve icra eden, bop emperyal eşbaşkanlığını ilan edip yahudi üstün cesaret madalyası alan, ne kadar müslüman düşmanı varsa ve müslümanları terörist göstermek isteyenlere dostum diye hitap edeni artık iyi tanımak gerek.

  • Ahmet Danışmaz

    18.1.2020 05:12:42

    Kanal meselesini en can alıcı yerinden değerlendirmişsiniz. Karadeniz’in askerileştirilmesi ve Türkiye’nin boğazlarda her türlü kontrolü kaybetmesi işin en vahim yönü. Üstelik bunu bağımsız oluyoruz diye pazarlıyorlar. Acaba birileri bize bunu dayatıyor mu ? Selamlarımla

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı