ÂYETLERDE “ÂDİL,” “KERİM,” “MELİK” GİBİ İSİMLERİN PEYGAMBERLERE VE İNSANLARA VERİLMESİ GİBİ…
Müfessirlerin, İslâm âlimlerinin tesbitiyle, Allah’ın bazı isimleri Zatına hastır, insanlar için kullanılmaz. Bazı isimler ise Zatına has olmayıp insanlar için de kullanılabilir.
Meselâ; “Her şeyin Allah’a muhtaç olduğu, Allah’ın ise hiçbir şeye muhtaç olmadığı” mânâsındaki –ve insanlara Abdussamed” olarak verilmesini ikaz ettikleri- “Samed” isminin ya da “Takdis edilen, mukaddes olan” mânâsındaki “Kudüs” isminin insanlar için kullanılmayacağına hükmetmişler.
Buna mukabil, Kur’ân’da geçen İlâhi isimlerden mesela “Âdil” ve “Kerim” gibi isimlerin insanlar için de kullanılabileceğini belirtmişler; “Hz. Ömer de âdildir” ifadesindeki gibi.
Nitekim Cenâb-ı Hak için “Rabbiniz şüphesiz Rauf - Rahîm’dir” (Nahl, 7) meâlindeki âyette Allah’ın Rauf-Rahîm olması, O’nun engin şefkat ve merhametini ifade ederken bir diğer âyette Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm) için de “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da Rauf - Rahîm’dir (çok şefkatli ve merhametlidir)” (Tevbe, 128) denilir.
Yine Allah’ın isimlerinden biri olan “Melik” ismi (Haşir, 23) Kur’ân’da “hükümdar” anlamında insanlar için de kullanılır. (Yusuf, 43, 50) Ancak Allah’ın “Melik” ismiyle insanlara “melik” denilmesi aynı mânâya gelmez.
Zira “tesmiyede müşâreket, mahiyette iştiraki gerektirmez” kaidesince iki farklı varlığa aynı ismi kullandığımızda, bu onların aynı mahiyette oldukları mânâsına gelmez.
Bu bakımdan topyekûn kâinatın, bütün mevcudatın, mahlûkatın, mülk ve saltanatın Allah’a ait olduğu mânâsındaki “Melik”le, belli bir coğrafi sahayı kontrol eden insana “melik” denilmesinin anlamları farklıdır.
“ULEMAYA İKTİDAEN ‘AZÎZ’ KELİMESİ İNSANLARA SIFAT OLARAK VERİLEBİLİR…”
Aslında “Bediüzzaman” ünvanında geçen “Bedi’ kelimesinin insanlar için kullanılamayacağı” sathi iddialarına da bizzat Bediüzzaman cevap verir.
Şimdiki bazı selefiler gibi bir hocanın “Azîz” kelimesinin insan için kullanılmayacağı itirazına karşı Emirdağ Lâhikası’ndaki bir gayrimünteşir mektupta meseleyi vuzuha kavuşturur:
“Aziz, sıddık kardeşim Sabri! O hocanın ‘Aziz’ kelimesine itirazına deriz:” diye başlayan “mektup”ta Bediüzzaman “Evvelâ: Eskiden beri ve ehl-i ilim mükâtebelerinde (yazışmalarında) ‘Aziz kardeşim, aziz arkadaşım’ ve umum halkın muhaverelerinde (konuşmalarında) ‘Azizim, azizim’ tabirleri, sıfat ve mânâ-yı lügavî itibariyledir. Hem ‘Allah dilediğini aziz eyler’ (mealindeki âyetin) sırrına göre insana verilen ‘aziz’ lafzı İlm-i Sarf usûlünce (...) ‘izzete mazhar olmuş’ demektir” hakikatini ifade eder.
Akabinde “Sâniyen: Gerçi ‘Aziz’ ismi, Esmâ-i Hüsnâdandır. İsim olarak başka da istimal edilmez. Fakat mânâsı itibariyle sıfat olarak daima hem ‘Aziz,’ hem Esmâ-i İlâhiyeden ‘Halîm ve Hakîm ve Mâlik ve Melik ve Alîm ve Mü’min ve Semi’ ve Basîr’ gibi çok istimal edilmiş. Hiç kimsenin hatırına itiraz gelmez. Yoksa (...) Mü’min ismi, sıfat mânâsıyla umum mü’minlere ümmetçe verilmesi ve Hakîm ismi, sıfat mânâsıyla bütün doktorlara bütün halk tarafından istimal edilmesi; o zatın itirazına göre hata ve günah olmak lâzım gelir. Bunlara kıyasen Mâlik ismi ve Semi’ ve Basîr isimleri, sıfat mânâsıyla herkese her vakit veriliyor” ilmî tavzihini yapar. —Devamı yarın—