Siyasî iktidar mihraklarınca iç siyasette istimal edilen Ankara’daki NATO zirvesinin yankıları devam ediyor. Çarpıklıklar, Trump’ın gelir gelmez casusluktan otuz beş sene hapis cezasıyla yargılanan ve Cumhurbaşkanı’nın “Bu can bu tende kaldıkça asla hapisten çıkmayacak” dediği Amerikalı rahip Brunson’un “bir telefonuyla serbest bırakıldığı”nı hatırlatmasıyla, Ankara’da “vereceği”ni söylediği, ayrılır ayrılmaz “kararımı tam olarak vermedim” çarkıyla kalmıyor.
Trump’ın Türkiye’de “Hürmüz’de bir ticarî gemiye taciz” bahanesiyle ABD/İsrail’in 180 ilkokul öğrencisini bombalayıp katletmekle yeniden ateşlediği savaşta Müslüman komşusu İran’ın sert ve tahkir edici “vurma emrini vermesi”yle kalınmıyor.
“İSRAİL’E DESTEK BİLDİRİSİ”YLE
Çarpıklıkların başında, zirvenin “sonuç bildirisi”ndeki başta ABD ile işgalci emperyal müttefiklerinin sahip olduğu “nükleer silaha sahip olmaması gerektiği”nin yinelenmesi geliyor. Keza daha yeni imzaladığı “ateşkes mutabakatı”nın tam tersine -daha Hamaney ailesinin cenaze merasimleri devam ederken- “Hürmüz Boğazı’nda seyr-ü sefer özgürlüğüne saygıya çağrılması”na karşı İsrail’in Gazze’de 100 bin sivili katlinden, hâlen Batı Şeria dahil bütün Filistin’de saldırılarını sürdürmesinden, BM kararlarına aykırı olarak yasadışı “Yahudî yerleşim birimleri” dayatmasından tek kelime bahsedilmemesi.
Ayağına çağırdığı Zelenski’nin yanısıra Şara’yla görüşüp “cesur, yiğit, yakışıklı, ne desem onu yapıyor” tekrarıyla “işbirlikçiliği”ni överek bir diğer Müslüman komşusu “Lübnan’a müdahalesi” istenirken, yine Trump’ın daha ilk dönemindeki cüretlendirmesiyle İsrail’in tatlı su, enerji, maden kaynaklarının yer aldığı Golan Tepelerini işgaline, bombaladığı Şam’ı kuşatmasına ve Dürzî bölgesini silahlandırmasının bir defa daha “teğet” geçilmesi.
İsrail’in Suriye’nin resmen işgalindeki Suriye’nin güneyine -ülkenin yüzde 30’una- Suriye ordusunun girmesine müsaade etmemesi. “Mutabakat”ı hiçe sayarak Lübnan’ı bombalayıp sivilleri katlinden hiç söz edilmemesi…
Eski Başbakan GP Genel Başkanı Davutoğlu’nun “NATO ülkeleri, ‘güvenlik’ dendiğinde bölgedeki en büyük tehdit İsrail’i durdursunlar. Gücü, milletimize değil, sınırlarımıza kadar uzanmış bebek katillerine göstersinler, milletimize değil!” tepkisiyle Ukrayna’nın yanısıra “soykırımcı Siyonist İsrail’e destek platformu”na dönüştürülmesi.
MEHTERLE “UYDURUK KAHRAMANLIK!”
Belli ki Trump’ın Cumhurbaşkanı’nın önünde “iyi bir savaş Başbakanı” diye övgüler dizdiği Netanyahu’yla atışması “kayıkçı kavgası.” Amerikan halkının kahir ekseriyetinin protestosuna, İspanya’nın başını çektiği Avrupa’nın eleştirilerine, dünyanın infialine rağmen, Amerika’daki Yahudî Lobisi ile Evanjelik mihraklar İsrail’in işgal, istila, ilhak ve zulmüne tam desteği sürdürüyor. Ancak en çarpığı, halka karşı hâlâ “katil, haydut, zâlim İsrail” çıkışlarıyla ”Gazze’nin intikamı alınacak!” nutuklarını atan, “İran’a taziyetlerini sunan” Ankara’dakilerin, İran’a karşı İsrail’in zulmünü ve soykırımını “teğet” geçmekle arkasında olduğunu “tescilleyen” mâlum “bildiri”ye yüksünmeden imza atmaları.
Türkiye’nin ev sahipliğinde İsrail’e arka çıkmanın, iktidara iliştirilmiş yandaş yorumcular”ca millete karşı “mehterle NATO liderlerini karşıladık!” propagandasıyla karambole getirilmesi. 2004’ten beri AKP iktidarında ve “tek kişilik otoriter rejim”de Ege’de 21 ada ve adacığı işgal edip asker çıkarmasına suskun kalınan Yunanistan Başbakanı’nın “Ceddin Deden…” marşıyla karşılanması şeklinde geçiştirilmesi!..
Soykırım boyunca ve hâlen kat kat katlanan İsrail’le ticaretle kalmayıp, Kuzey Irak Yönetiminin hortumladığı petrolü Kerkük – Yumurtalık boru hattından Türkiye üzerinden İsrail’e satılmasına aracılık yapmakla Uluslararası Tahkim’de 1.5 milyar dolar cezaya çarptırılmasını görmezden gelmeleri. Ve Ukrayna savaşına “sarsılmaz destek”le Türkiye’nin diğer komşu Rusya’ya karşı resmen “cephe ülkesi” haline getirilirken, Müslüman komşusu İran’a karşı ve “İsrail’in tarafı” yapılması… Yazık…