Gerçek gündem karambola getiriliyor. NATO zirvesi için geldiği Türkiye’de tam da Cumhurbaşkanı’nın “ateşkeş mutabakatı”nı takdirinin ardından -âdeta gözdağı verircesine- Müslüman komşu İran’a “amansız saldırı” tâlimatını veren Trump’ın iki hafta sonra yine ani bir çıkışla “saldırıları durdurması”nın perde arkası tartışılıyor.
Mâlum “anlaşma”yla dayatılan yaptırım ve ambargoların kalkması, bloke edilen onlarca milyar doları alması, savaşta uğradığı zarara karşı üç milyar dolarlık fonun oluşturulması, Hürmüz Boğazı’nı kontrolü ve dünyadaki petrol şirketlerinin yatırım yapmasının İran’ı bölgenin en önemli ülkesi haline getirmesinden telaşlanan İsrail ve Amerika’daki Yahudî Lobisinin Trump’ı saldırıya tahrik ettiği bildirilmişti.
Amerikan medyasında Siyonist - Evanjelik odakların ateşlediği son şiddetli saldırıların maksadının “mutabakat”ı iptalle İran’ı yeniden müzâkere masasına oturtmakla sözkonusu kazanımlarından caydırmak olduğu açıkça ifade edilmişti.
İSRAİL’E “CEHENNEME KADAR YOLUNUZ VAR!”
Ne var ki Hürmüz’de iki Suudi petrol gemisini tâciz bahanesiyle, askerî garnizonları, petrol rafinerilerini, elektrik - doğalgaz tesislerini, sivil yerleşimleri, ülkenin altyapısını, yolları, köprüleri ağır bombardımana rağmen, İran’ın Körfez’deki Amerikan uydusu sultanlıklardaki askerî üslere misillemesinin Trump’ı daha da zora sokmasının bir defa daha bütün hesapları altüst ettiği belirtiliyor.
Bundandır ki Trump’ın Tahran yönetiminin iç çatışmaya girmesi, halkın kalkışması komplosunun aksine İran’ı savaşın başında olduğu gibi dış tehditlere karşı daha da birleştirmesi üzerine büyük iddialarla alevlendirdiği saldırıları durdurduğu tesbitleri yapılıyor.
Keza ABD Merkez Komutanlığının saldırıların sürmesi karşısında elindeki önleyici füzelerin azalabileceği uyarısını yaptığından söz ediliyor. Saldırılara İran’ın misillemesinin özellikle bölgedeki işbirlikçi “tek adam rejimleri”ni sarstığına, Trump’a yoğun baskı yaptıklarına dikkat çekiliyor. Konunun uzmanları, Amerikan yönetiminin İsrail’in yarısı çocuk 100 bin sivilin katledildiği Gazze soykırımının ardından 180 ilkokul çocuğunu hunharca bombalamakla ateşlenen İran savaşına tepkisinin etkili olduğunu kaydediyorlar.
Bu yüzden Trump’ın Kasım’daki Kongre ara seçiminde kaybetme ihtimalinin artması üzerine aday olmaya hazırlanan Başkan Yardımcısı JD Vance, bütün dünyada, bilhassa Amerikan toplumunda protestoların arttığından yakınıyor.
“İsrail’in Amerikan kamuoyunda desteğini giderek kaybettiğini söyleyen Vance, İran’la müzakereleri engellemek amaçlı ‘yabancı kaynaklı’ nüfuz kampanyası finansesini nazara veriyor. “Başımıza bunca savaş ve gâile sizin yüzünüzden!” diye İsrail’i şiddetle eleştiriyor. “Öncelikle Amerikalıları temsil ediyorum, Amerikan halkı için yapmam gerekeni yapacağım, Cehenneme kadar yolunuz var!” diye İsrail’e rest çekiyor. (Euronews, 16.7.26)
AMERİKAN HALKININ İSRAİL’E TEPKİSİ…
Aslında Vance’in, Trump’ın da aralarında bulunduğu gayr-ı ahlâkî suçlar kumpası Jeffrey Epstein’in “İsrail’deki derin devlet unsurlarıyla, ABD istihbaratının üst kademeleriyle, İsrail İstihbarat Teşkilatı Mossad ve CIA bağlantılı derin devlet yapılanmasının İsrail ve Yahudî Lobisi’nce şantaja getirildiği”ni ifşası, İran savaşı kışkırtıcılığının arka plânını açığa çıkarıyor.
Bundandır ki Siyonist propagandanın aksine Amerikan yönetiminde derin iç hesaplaşmanın tırmanmasından bahsediliyor.
Neticede, Trump’ın savaşı defalarca alevlendirmesi zikzakları, Amerikan halkında Yahudî lobisi - Siyonizm aleyhtarlığının yaygınlaşmasının, İsrail’in lânetlenmesinin içyüzü ortaya çıkıyor.
Çarpık olanı, Dışişleri Bakanı’nın “bölge ülkeleri sorumluluğu alsın” önerisiyle Ankara’dakilerin hâlâ ABD’nin “büyük İsrail” hegemonyası hesâbına Suriye’nin Lübnan’a müdahalesi, Trump’ın Gazze’yi İsrail’e ilhakla “turizm merkezi” paravanında kıymetli madenlerini, enerji rezervlerini hortumlama amaçlı “Filistin Eylem Komitesi”nde yer alması. Hâlâ emperyal işgalcilerin işgal ve istilâlarından, zâlimlerin menhus projelerinden “barış ve istikrar” beklemesi…
Peki neden?