Son günlerin en çarpık propagandası “kararlı, etkili, saygın dış politika” propagandası, “stratejik vizyon”dan dem vurulması.
Ne var ki AKP iktidarında, “otoriter rejim”de ülkenin itibarını, saygınlığını etkisizleştiren, stratejiden yoksun vizyonsuzluklarla tehditlere, şantajlara gelindiği ortada.
Mâlum AKP iktidarı ilk imtihanı, Irak’ı işgale giden 65 bin Amerikan askerinin ağır silâhlarıyla İskenderun’dan Nusaybin’e Türkiye topraklarını işgaline dair “1 Mart (2003) hükûmet tezkeresi”nin Meclis’te reddedilmesi üzerine 1 Eylül 2004 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu “tebliği”yle Türkiye’nin 7 deniz ve 6 hava limanında gizli mahiyetteki ABD’nin askerî personelle, silâh, mühimmat, teçhizat ve askeri malzemenin ithal, ihraç, nakil ve dağıtımı”yla Müslüman komşu Irak’ı işgaline destekle kaybetti.
Peşinden bu taviz, 3 Temmuz 2004’te Süleymaniye’de conilerin Mehmetçiğin başına çuval geçirme kalleşliğinin bir notayla dahi kınamaktan kaçınmasıyla, daha sonra “çuvalcı” Amerikalı işgal komutanına Türkiye’de törenle ödül madalyası takılmasıyla açığa çıktı.
İSRAİL’E SAVAŞ VE LOJİSTİK DESTEK!
Akabinde, yine “ikiyüzlü politikalar”la İsrail’le tarımdan tohumculuğa, turizmden telekomünikasyona kapsamlı ekonomik, enerji, savunma sanayii ihaleleri sürerken, İsrail’le ticaret yüzde bin beş yüze katlandı.
İktidardakilerin halka karşı “haydut, katil, zâlim” dedikleri, Gazze soykırımında Filistinli çocukları bombalayan İsrail’e Azeri petrolüyle jet yakıtının yanısıra TÜİK’in ifşaatıyla silah ve mühimmatta kullanılan demir-çelik, barut, silâh aksamı “savaş ve lojistik destek ürünleri” ihracatı rekoru tescillendi.
Ankara’dakilerin onayıyla İsrail’e Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na, OECD üyeliğine alındı. NATO tatbikatlarına katılımı sağlandı. Konya’da kurulan İsrail Hava Kuvvetleri Koordinasyon Merkezinde İsrailli pilotların eğitilmesi kıyağı sunuldu. Bu arada ilk kez İsrail Cumhurbaşkanı Ankara’ya davet edilerek TBMM’de konuşturulup alkışlandı.
En çarpıcısı da Gazze’ye insanî yardım götüren Türk Bayraklı Mavi Marmara sivil yardım gemisine baskınla on vatandaşı katleden İsrailli katillerin Türkiye’de ve uluslararası mahkemelerde yargılanmalarından cayılması oldu.
Vizyonsuzluk, bizzat Cumhurbaşkanı’nın yakınmasıyla ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde PKK’nın “Suriye kolu ” PYD/YPG’ye 50 bin TIR, iki bin kargo uçağı dolusu silah ve mühimmatı sevkle yüz bin militanını silâhlandırıp “ordu” ve “uydu devlet” kurdurmasına seyirci kalmakla sürdü. İsrail’in Müslüman komşu Suriye’nin silah ve savunma gücünün yüzde 70’inin tahribine, Golan Tepelerini işgaline, başkent Şam’ı kuşatıp bombalamasına seyirci kalındı.
KIRILMALAR DEVAM EDİYOR
Keza İsrail’in ağır bombardımanla yıktığı Gazze soykırımında hastaneleri, okulları, camileri, kiliseleri, mülteci kamplarını hedef alıp on binlerce çocuğu katleden vahşetine mukabil hiçbir etkili ve caydırıcı “yaptırım”a başvurulmayıp hep “kuru kınamalar”la kalındı. Bir diğer dış politika kırılması, aynen “Bu can bu tende kaldıkça asla serbest kalmayacak!” sözünü verdiği casusluktan otuz beş sene hapis cezasıyla yargılanan Amerikalı rahip Brunson’un Trump’ın “ekonominizi mahvederim!” “tehdit tweeti” ve “telefonu”yla derhal serbest bırakılıp ülkesinde gönderilmesindeki gibi; Cumhurbaşkanı’nın “ben bu makamda olduğum sürece dosyası asla katillerine teslim edilmeyecek!” restini çektiği “Kaşıkçı dosyası”nın mahkeme kararına rağmen “U dönüşü”yle katillerine teslimi cayılmasıydı.
Keza Cumhurbaşkanı’nın asla görüşmem ve aynı masada oturmam” dediği Mısır Devlet Başkanı “darbeci Sisi”, “Kardeşim Sisi”yle yüksünmeden kucaklaşmasıydı. Bir Bakan’ın “15 Temmuz’un finansörü, ABD’nin taşeronu” olarak takbih ettiği, “yandaş medya”da “şerefsiz!” manşetleri atılan BAE Emiri’yle canciğer dost olmasıydı… Diplomasinin, Dışişleri’nin dışlandığı, “şahsîleştirilen” “dış politika” tavizleri devam ediyor.