2025, ağır ekonomik krizin kronikleştiği, siyasî iktidar eksenli yolsuzlukların, rüşvetin, irtikabın, kamu malını yandaşlara peşkeşin, ihaleye fesad karıştırmanın, mâliyetinden on katı ihale edilen dolar-döviz garantili, Londra mahkemeleri tahkimli dev ihalelerle milyarların “iktidara iliştirilmiş müteahhitler”e peşkeş çekilmesi tartışmaları 2026’ya devredildi.
Keza “tepeden tâlimatlı” siyasete yargı operasyonlarıyla yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının ıskartaya çıkarılmasıyla, seçilmiş belediye başkanlarının, siyasetçilerin, gazetecilerin sırf düşüncelerinden dolayı yargılanmadan yargısız infazla derdest edilip tutuklanmalarıyla haksızlıkların ve hukuksuzlukların tavan yapması geçen yıldan kaldı.
“Dünya hukuk ekseni”nde 142 ülke arasında 133. sıraya çıkarken, yolsuzlukta Türkiye dünyadaki 180 ülke arasında 107. sıraya yükselmiş! Dolandırıcılık ve sahtecilik yüzde 40 artmış.
Boşanmaların yüzde 200 artması, en az 5 milyon 200 bin kişinin boşandığı belirtiliyor. “Âİle yılı” ilân edilen 2025’te âilelerin dağılmasının katlanmasıyla Cumhuriyet tarihinin rekorunun kırılması, sadece 2024’te 171 bin çocuğun ortada kalması yıkımın bir diğer göstergesi.
Yine 50 bin çocuğun sokaklarda dilencilik yaptığı, binlerce çocuğun uyuşturucu torbacılığından yakalandığı geçen yılın “suç istatistikleri” arasında.
Nüfusun yüzde on artmasına karşı, yüzde 140 artarak 450 bini aşan tutuklu ve hükümlünün insanlık dışı kötü şartlarla âdeta istif edildiği cezaevlerine sığmıyor. Bundandır ki 406 Ceza ve Tutukevine 36 tane daha eklendi, 11’i de yapılıyor. En garibi, iktidardakilerin yeni cezaevlerini bir “yatırım” ve “başarı” gibi görüp bununla “övünmeleri!”
Özetle, infaz sisteminin çürüklüğü, mahkemelerin yetersizliğiyle üst üste eklenen uzun tutukluluk süreleriyle hapishanelerin kapasitelerinin çok üstünde doldurulmasıyla bir felâkete dönüşüyor.
Bundandır ki taşan cezâevini boşaltmak için “yargı paketleri” perdesinde infaz yasasından değişikliklerle zaman zaman toplu tahliyeler yapılıyor; ancak kısa zamanda yeniden dolup taşıyor.
TESBİT
Neden baronlardan başlanmıyor?
En vahimi, siyasetin dini istismarıyla, politik rant hesaplarında suiistimaliyle dinin dünyevîleştirilmesiyle, ilkokul sıralarına kadar inen içkiden uyuşturucuya, kumardan - sanal kumardan kötü madde bağımlılığına, şans ve talih oyunlardan her türlü toto-lotonun devlet eliyle oynatılmasıyla, hırsızlığın, gasbın, ahlâkî çöküşün yaygınlaşması. Tesbitlere göre 65 bin kişi “uyuşturucu”dan cezaevinde.
Ne var ki “uyuşturucu ile mücadele” propagandasında bazı tanınmış şahısların “uyuşturucu kullandıkları” iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklanmasıyla, özel hayatlarının âfişe edilmesiyle magazinleştiriliyor.
Oysa ciddi ve etkili bir mücadele için, “kullanıcılar”la, birkaç gramlık maddeyi taşıyan, “torbacılar”la, sokak satıcılarıyla kalınmaması; öncelikle 9 kat artan uyuşturucu kaçakçılığının engellenmesi; gemilerle, konteynerlerle yapılan uyuşturucu ticaretinin engellenmesi icâb ediyor.
28.5 milyar dolara varan “uyuşturucu rantı zinciri”nin başından başlanması; tonlarca uyuşturucuyu ülkeye sokan uluslararası uyuşturucu baronlarından, uyuşturucu şebekelerinden, uyuşturucu kaçakçılığı yapanlardan, temin edenlerden, finansını sağlayanlardan, ülke sokaklarında cirit atıp hesaplaşan – çatışan mafya ve çete liderlerinden başlanması gerekiyor.
Sahi neden baronlardan başlanmıyor?
KISACASI
“Gündem kirliliği” üretiliyor
Belli ki bir ucu “iktidar cephesi”ndeki iç siyasî hesâplara, “taht kavgaları”na uzanan kamuoyunun tanıdığı isimlere operasyonlarla, sansasyonel ve medyatik isimleri gündeme getirmekle ülkenin gerçek ve yakıcı gündemi saptırılıyor.
Başta borç, faiz ve dövizle çöken, yatırım, üretim ve istihdamdan yoksun ekonomik yıkım ve dış politika iflası olmak üzere “yeni bütçe” ile açığa çıkan tükenişin üstü örtülmeye didiniliyor. Kamuoyu manipüle edilmeye çalışılıyor.
Sadece muhalefet belediyelerini hedef alan ve hukuku yerle bir eden operasyonlar karambola getirilerek ülkenin gündemi kaybediliyor. Siyasî iktidarın sadece siyasî rakiplerine değil, “her suçluyla mücadele ettiği” havası pompalanıyor. “Uyuşturucu operasyonları” algı operasyonu haline getiriliyor…
Gerçek gündemi saptırıp sabote etmek maksadıyla sürekli gündem kirliliği üretiliyor.
Ama nâfile, gerçeklerin üstü örtülemiyor.