Terör örgütünü “meşrulaştıran” “terörsüz Türkiye komisyonu”nun “muğlak raporu” dış cephede de muallel.
Zira iktidardakilerin “PKK silâh bıraktı” yanıltmalı propagandalarının aksine terör örgütünün İran kolu PJAK’tan Kuzey Irak ve Kandil kamplarındakilerin yanısıra başta “Suriye PKK’sı” PYD/YPG olmak üzere PKK’nın çatı yapılanması KCK bünyesindeki unsurların hiçbiri silâh bırakmış değil.
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin ikrarıyla Siyonistlerin “arz-ı mev’ud (vaad edilmiş topraklar)” ütopyalı “Ortadoğu İsrail’indir” sapkınlığıyla bölgede İsrail’e karşı hiçbir güçlü ülke bırakmayıp güdümüne alma gayesiyle Ortadoğu’yu işgalle görevli Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı’nın ismini verdiği SDG’nin “polis gücü” - “iç güvenlik” adı altında küresel sömürgecilerle silâhlandırılmış 100 bin militanıyla “koridor devlet”e zemin hazırlanıyor.
ABD – İSRAİL SINIRDA “TERÖRİSTAN” KURUYOR!
Gerçek şu ki Irak işgalinde “Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi” oldubittisiyle üçe bölünmesi benzeri “ecnebilerin parmak karıştırmasıyla” Suriye’nin de fiilen dörde bölünmesi ifsadı devam ediyor. Şam’la entegre olmayan PYD/YPG’nin “özerkliğinin-otonomisinin” altyapısı oluşturuluyor.
“Suriye’de PYD/YPG bitti,” “SDG Şam’la entegre oldu” iddialarının tam tersine, Cumhurbaşkanı’nın iç kamuoyuna karşı “sınırımızda teröristana asla izin vermeyeceğiz!”, “özerklik savaş sebebidir” çıkışlarına, Dışişleri Bakanı’nın aylardır “Suriye’de PKK’nın özerkliğiyle Suriye’nin bölünmesine müsaade etmeyeceğiz!” teminatlarına rağmen Türkiye’nin sınırında resmen “teröristan” kuruluyor.
Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani’nin yanısıra Suriye yönetiminde hiçbir resmî sıfatı olmayan terörist başının “manevî oğlum” dediği PYD/YPG yöneticisi Mazlum Abdi’nin Münih’teki Suriye toplantısına katılması, örgütün dış ilişkiler temsilcisi İlham Ahmed’le birlikte ABD’ye davetleri bunun göstergesi.
Çarpık olanı, her fırsatta “Suriye’nin toprak bütünlüğüyle siyasî birliği”nden dem vuran Ankara’dakilerin kapalı kapılar arkasında ABD’nin “Suriye’nin etnik-mezhebî iftiraklarla bölünüp parçalanması” projesini onaylamaları.
PYD/YPG’nin aslında pazarlıkta elini güçlendirmek için işgal ettiği Halep, Rakka ve Deyrizor’dan çekilmesini, “SDG’nin büyük tâvizler verdiği, silah bırakıp Şam’la entegre olduğu” propagandasıyla kamuoyunun tepkisini dindirme, toplumun gazını alma didinmeleri.
“PKK/SDG İFSADI” MİLLETTEN GİZLENİYOR…
Görünen o ki Suriye’ye ait Golan Tepelerini, Şeyh (Hermon) Dağını işgal eden, yirmi kilometreden kuşattığı Başkent Şam’ı, Devlet Başkanı Sarayı ile Genelkurmay’ı bombalayan İsrail’i “stratejik müttefik” ilân eden Şara’yı “teslim” almış; işgal projesinde koşturuyor.
Küresel işgalciler, “Suriye işgali operasyonu”nda bölgedeki baş işbirlikçileri PYD/SDG’yi “yedeğe” almış. Tefrikayı, “on iki gün savaşı”nda -Esat’ın izin vermediği- ülkenin hava sahasını İran’a saldıran İsrail’e açan, “İsrail dostumuz, İran ve Lübnan’daki Hizbullah düşmanımızdır!” tehdidini savuran, şeklen de olsa artık İsrail’i eleştirmeyen, Trump’ın “genç, yakışıklı, cesur, her istediğimizi yapıyor” diye övdüğü El Kaide ve IŞİD eski yöneticisi Şara üzerinden yürütüyor.
Bu yüzden, iktidardakilein “komplo teorileri” dedikleri sahada bir bir gerçekleşiyor. Sanki sınırda “teröristan” kurulmamış, “Türkiye’nin bütün ‘kırmızı çizgileri’ korunmuş”, “PKK/YPG silâh bırakmış” gibi uyduruk medyatik dezenformasyonlarla bir algı oluşturuluyor.
Cumhurbaşkanı artık “Ayn’ü’l-Arap” demeyi bırakmış, “Kobani” diyor. Saray iktidarı mahfillerince, “PKK silah bıraktı, ‘terörsüz Türkiye süreci’ başarıldı” yanıltmasıyla “Suriye PKK’sına örtülü onay”la “işgalcilerin plânları”nı kabullenmeleri milletten gizleniyor.
Bu maksatla her türlü atraksiyona, siyasî manevraya tevessül ediliyor.
Özetle “süreç” içte olduğu gibi dış cephede de saptırılıyor.