Ekonomik krizden dış politikaya her alandaki başarısızlığa ve en son memur ve emekli maaşları olmak üzere gerçek gündemin kamuoyundan kaçırılmasında kullanılmasıyla demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, insan hak ve hürriyetlerinin ıskartaya çıkarılması işgüzarlığı sürdürülüyor.
Her ne kadar “komisyon”a katılan partilerin birbirinden oldukça farklı ve tezatlı “raporlarının ortaklaştırılması”nın beklenmesi perdesinde geçen yıldan devralınıp gündem saptırmada istimal edilen “süreç”teki çıkmaz ve belirsizlik devam ediyor.
Zira “terörsüz Türkiye” perdesinde “süreç”i sadece siyasî rant hesaplarında istismar eden iktidardakilerin, muhalefetin şart koştuğu “demokratikleşme,” yargının “tek kişilik hükûmet”in “tâlimatlandırılması”ndan kurtarılarak bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması taleplerini hiçe sayan “iktidar cephesi” partilerinin komisyona verdikleri raporlarla tescilleniyor.
YİNE DEMOKRASİ VE HUKUK YOK…
“PYD/SDG’nin Şara’ya dayattığı “özerklik tefrikası” anlaşmazlığın kördüğümünde Saray danışmanı her ne kadar “münfesih” dese de aslında başta Kuzey Irak, Kandil ve Suriye’nin kuzeyindeki kamplarda terör örgütü elebaşlarının açıkça deklâreleriyle KCK bünyesindeki PKK unsurlarının kendilerini feshi bir yana “silâh bırakma”ya bile yanaşmadıkları ortada.
Aslında Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un, “süreç’, terör örgütü militanlarının soruşturma, kovuşturma ve infaz düzenlemeleri ile sınırlanmalı” şartını koşmasıyla “27 Şubat çağrısı tüm unsurlar için bağlayıcıdır, bunun dışına çıkılmamalıdır. Suriye’de ise 10 Mart mutabakatına mutlak uyum şarttır” uyarısı ve Öcalan’ın yine etkisiz kalan “PYD/SDG’ye “10 Mart mutâbakatına uyması” çağrısını tekrarı, terör örgütünün silah bırakmadığının örtülü ifadesi.
Bu durumda “yasal düzenlemeler”in kendini lağvetmemiş ve silâh bırakmamış “terör örgütünün aktif unsurlarıyla destekçilerine yönelik soruşturma, kovuşturma ve infaz yasaları”yla kalınması, “süreç”te demokratikleşmenin konuşulmaması anlamına geliyor.
Keza iktidardakilerin “süreç’i sorunsuz tamamlamanın temel şartı”nı “geçiş süreci sınırları dışına çıkmamak” olarak koşmaları, başta seçilmiş belediye başkanlarının, bürokratların, siyasetçilerin, gazetecilerin yargılanmadan yargısız infazla aylardır tutuklanmalarının ele alınmayacağının “resmen” ikrarı oluyor.
Saray mahfillerinden muhalefete “Demokratikleşmeyi şart koşmak süreci sabote etmektir” tepkisiyle ”geçiş sürecine ilişkin yapılacak yasal düzenlemelerin Anayasaya aykırılık iddiası doğurabilecek herhangi bir hüküm içermemeli, ‘geçiş süreci hukuku’nun kapsamı dar tutulmalı, yalnızca terör örgütünün aktif unsurlarıyla sınırlı kalmalı” uyarılarının anlamı bu. (gazeteler, 28.12.25)
“STRATEJİ DEĞİŞİKLİĞİ” ÇARKI…
Anlaşılan Saray iktidarı, “süreç”le demokratikleşmeyi değil, sadece Cumhurbaşkanı’nın yeniden aday olmasıyla ömür boyu koltukta kalmanın önünün açılması için DEM’in desteğini hedefliyor.
Ve 15 Temmuz Hâdisesi bahanesiyle dayatılan “OHAL darbesi” demokrasi ve hukuk infazında son sekiz yılı “tek adam rejimi”nde dayatılan 23 yıllık AKP iktidarının ardından “kapsamlı bir demokrasi ve hukuk reformu” başka bir bahara bırakılıyor.
En son uzun süre gerçekleri görmezden gelen iktidardakilerin, içte siyasî maksatlarla, dışta emperyal projelerde kullanılan “süreç’e kamuoyunu ikna edemedikleri ve millet nezdinde kabul görmediğini” itirafla, milletin hassasiyetlerini manipüle eden spekülasyonlara açık hale gelindiği’nin raporlarla tesbiti üzerine Cumhurbaşkanı’nın devreye girip “strateji değişikliğine gidileceği” haberleri bunun göstergesi.
“Terör örgütünün feshinin devlet kurumları tarafından teyit edilmesinden sonra yasal düzenleme adımları”nın atılması” çarkıyla kapalı kapılar arkasında yeniden “gizli pazarlıkların masaya yatırılması ötelenen “süreç”in askıya alındığı sinyallerinin çakılması bundan.
Özetle “demokrasi ve hukuk” samimiyetsizliği “süreç”i bir defa daha akamete uğratıyor.