Uluslararası hukuku çiğneyen tam bir gangsterlikle Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun gece yarısı evine baskınla kaçırılıp esir alınması bütün dünyada tartışılıyor.
Çarpıklıkların başında, Trump’ın, Bush’un Nisan 2003’te Irak’ı “işgal gerekçesi” olarak ortaya atıp daha sonra dönemin Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın “yalan olduğu”nu resmen itiraf ettiği “kimyasal silâh” benzeri uyduruk bahanelere bile gerek görmeden şımarıkça “Ülkeyi biz yöneteceğiz” demesi geliyor. (gazeteler, 5.1.26)
Bir diğer çarpıklık, Venezuela petrollerini “karantinaya alıp kullanma ve satmanın hakları olduğunu” ileri sürüp “Amerikan şirketlerinin ülke petrollerini işletecekleri”ni söylemekle BM sözleşmesini ve beynelmilel kuralları tepelemesi.
Ülkenin Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla Başkanlık görev ve yetkilerini devraldığı Başkan Yardımcısı Rodriguez’e, “yeni Venezuela yönetiminin ‘uslu’ davranmaması, dayattıklarını yapmaması halinde ikinci saldırıyı yapacakları” çıkışıyla bütün dünyanın önünde bir başka ülkeye saldıracağını bildirmesi…
KARGAŞA VE KAOSU ATEŞLEME!
Gerçek şu ki siyonist damadının “yüzyıl plânı”yla Kudüs’ü İsrail’in başşehri olarak ilân eden, her türlü silâh ve mühimmatı yığdığı soykırımla İsrail’in çoğu çocuk ve kadın 100 bin sivili katline Gazze’yi “turizm, eğlence ve kumar merkezi” yapma ve hidrokarbon çıkarma çıkarları uğruna milyonlarca Gazzeliye “sürgün projesi”ni dayatan Trump bununla da kalmıyor.
İsrail’i Yemen’den Lübnan’a, Katar’a ve Suriye’ye saldırmasına, Golan Tepelerini işgale, Şam’ı kuşatarak Başkanlık Sarayını ve Genelkurmay’ı bombalamasına cüretlendiren Trump, nükleer enerji tesislerini vurduğu “on iki gün savaşı”ndan sonra “İran’ı çok sert cezalandıracağız!” diyor. “İran’daki gösterilerin arkasındayız” kışkırtmasıyla iç karışıklık kargaşa ve kaosuyla Irak gibi işgalle bölüp parçalama fitnesini ateşleyip alevlendiriyor.
Keza “arka bahçemizdir” dediği Güney Amerika ülkelerini, Kolombiya’yı, Küba’yı, Meksika’yı, Panama’yı vuracağını tekrarlıyor; liderlerine hoyratça “Arkalarını kollasınler!” tehdidini sallıyor. “Kanada ile Grönland’ın ABD’ye ait olduğu”nu ileri sürüyor.
Bununla da yetinmiyor, dünya petrol rezervlerinin yüzde 20’sini kontrolünde tutan ABD’nin dışındaki ülkelerle siyasî, ekonomik ve enerji işbirliğini yapan yönetimleri “düşman!” kategorisine koyuyor. Petrol ihtiyacının yüzde 17’sini Venezuela’dan temin eden ve “küresel finans oligarşisi”nde başa çıkamadığı Çin’e, gözüne kestirdiği yönetimlere “ya bizimle işbirliğini yaparsınız ya da saldırırım!” şantajını savuruyor.
ABD VE TRUMP’I KINAMAKTAN ÇEKİNMESİ...
Ancak en çarpığı, İspanya’dan Çin’e birçok ülkenin Trump’ın uluslararası hukuku ihlâlle dayattığı zorbalığı kınadığı, Amerika’nın içinden bile büyük tepkilerin yükseldiği, Trump’ın destekçilerinin, Cumhuriyetçilerin önemli isimlerinin bile açıkça eleştirdiği Venezuela müdahalesine Ankara’dakilerin çelişkili çekingenlikleri!
Amerikalı senatörlerin ve Trump’ın eski danışmanlarının “CIA küresel psikopatlarının bir ülkeyi daha düşmanca işgali olarak ABD’nin Suriye, Afganistan ve Irak’taki askerî müdahalelerinin devamı olduğunu, ‘uyuşturucuyla mücadele’ amacını taşımayıp petrol şirketleriyle bankaların çıkarlarına hizmet ettiğini, rejim değişikliklerini hedeflediğini” belirtmelerine karşı iktidardakilerin gayr-ı meşruluğa, hukuk dışılığa, eşkıyalığa kırılganlıkları!
İktidar partisi sözcülerinin, Cumhurbaşkanı Yardımcısının, bazı bakanların sanki saldırıyı ve kaçırmayı ecinniler yapmış gibi sahada top çevirip kovboyculuğa “kuru kınamalar”la kalmaları. Dışişleri Bakanlığı’nın çatışan iki taraf varmış gibi “krizin çözümü için tüm tarafları itidale çağırmak”la saldırganlığı sıradanlaştırması.
Ve Cumhurbaşkanı’nın “kardeşim ve dostum” dediği Mudoru’nun kaçırılmasını “müessif bir hâdise” olarak “teğet geçip” haydutluğun talimatını veren Trump’ı ve ABD’yi ağzına almayıp kınamayarak geçiştirmesi.
İbret-i âlem olarak…