"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

12 Eylül ve 28 Şubat gibi 15-20 Temmuz’u da aşacağız

23 Ocak 2022, Pazar
KÂZIM GÜLEÇYÜZ: 12 EYLÜL’Ü VE 28 ŞUBAT’I AŞTIK, 15-20 TEMMUZ’U DA İNŞAALLAH AŞMA İŞARETLERİ ARTIYOR. BU DEVRİN DE ARTIK KAPANMA NOKTASINA DOĞRU GİTTİĞİNİ GÖRÜYORUZ.

9 Ocak 2022’de düzenlenen İzmit 25. Söyleşi Programı - 4

12 Eylül’ün devirdiği hükümetin önde gelenleri başta olmak üzere bütün partilere, parti yöneticilerine koyduğu siyasî yasakların, 10 yıl için koymuşlardı, 5 yıl dolmadan kaldırılmasında bizim çok büyük gayretlerimiz oldu. Çok yayınlar yaptık, hem Köprü Dergisi’yle hem gazetemizle… Zaten gazetemizin bir yıl kapatılma gerekçesi, o 470 günün toplam bir yılı 12 Eylül Anayasası’nı reddeden, 12 Eylül Anayasa’sını eleştiren manşetlerimiz sebebiyleydi. Neticede o yasaklar kıl payı kalktı, o kıl payı farkı oluşturan bizlerdik. Bizim yayınlarımızdı, bizim cemaatimizdi, bizim gayretlerimizdi. Onun için bilirsiniz; İlnur Çevik rahmetli Süleyman Demirel’in baş danışmanıydı. Onunla biz 28 Şubat döneminde çok yerde panellere katıldık. Her gittiği yerdeki konuşmasında ‘Türkiye 12 Eylül yasaklarını Bediüzzaman’a gönül verenlerin gayretleriyle aştı’ diyordu. Bu bir gerçeğin ifadesiydi. Hakikaten de öyleydi. Bizim o gayretlerimiz olmasaydı siyasî yasaklar kolay kolay kalkmazdı. Siyasî yasakların kalkmasıyla birlikte, ‘Yasaksız Türkiye’, ‘Konuşan Türkiye’ kampanyalarıyla Türkiye tekrar demokrasiye geçiş sürecine girmiş oldu. 28 Şubat’ta da aynı mücadeleyi verdik. O mücadele ile 17 Ağustos Depremi’nden sonra 1999 Aralık’ında Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi resmen aday ülke kabul ve ilân etmesinden sonra yakın takibe alması neticesinde o mücadele aynen 1950 öncesi NATO’ya girmemiz için Batı’nın yapmış olduğu tazyike benzer bir tarzda Avrupa Birliği 28 Şubat sürecinden çıkmamıza yardımcı oldu. O dönemdeki mücadelemiz AB desteği ile beraber yürüdü ve neticeye ulaştı. Bütün bunlar Bediüzzaman Modeli’nin güncel hadiselere tatbikinin net örnekleri. 

Türkiye, 15- 20 Temmuz’dan bu tarafa gene sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Hukukun tatil edildiği ve askıya alındığı ve bilhassa tek adam rejimine geçilmesiyle beraber ki -ona karşı da geçmemesi için de çok mücadele verdik- ama maalesef bir takım manipülasyonlarla ve çok kuvvetle muhtemel ki sandık oyunlarıyla bu neticeyi ilân ettiler. Kabul edildiğini ilân ettiler. Ondan sonra hem iç meselelerde hem de dış meselelerde Türkiye’nin ne hale geldiğini hep birlikte görüyoruz. Ekonomiyi de ne hale getirdiklerini görüyoruz. Buna karşı da çok esaslı bir mücadele vermeye devam ediyoruz. Gidişat da yine bizi doğrular istikamette şekilleniyor. 6 partinin bir araya gelip demokratik parlamenter sisteme dönüş projesi hedefiyle birlikte çalışması ve çalışmayı neticelendirme aşamasına gelmesi bizim tavsiyelerimiz, bizim çağrılarımız, bizim telkinlerimiz ile oldu diyebiliriz. Aynı şekilde erken seçimin çok daha fazla konuşulur ve toplumun büyük bir ekseriyeti tarafından talep edilir hale gelmesi de yine bizim gayretlerimizle olan bir şey. Velhasıl, bütün bu sıkıntılı süreçlerden 12 Mart’tan, 12 Eylül’den, 28 Şubat’tan, 15-20 Temmuz’a kadarki bütün bu her gelenin gideni arattığı dönemlerin hepsinde biz Üstaddan ve Risale-i Nur’dan aldığımız ölçüler çerçevesinde demokrasiyi, hukuku, adaleti, insan hak ve hürriyetlerini, adalet-i mahzayı müdafaa ederek ve bundan dolayı da çok büyük sıkıntılar çekerek, gerek dışarıdan yapılan müdahaleler,  baskılar, resmî ilânlarımızın iki senedir verilmiyor olması, bunun yanında basın kartlarımızın gaspedilmesi, bir takım dâvâlarla taciz ediliyor olmamız… Bunun yanında içimizin bir takım fitnelerle karıştırılması filan bunlar hep eş zamanlı gidiyor. Bütün bunlara rağmen cemaatimizin Risale-i Nur’dan almış olduğu sağlam ölçü ve prensipler eksenindeki ve meşveretlerle pekiştirdiği sağlam duruşu, kararlı duruşu ortaya koyarak mücadelemizi sürdürdük, sürdürüyoruz. 

12 Eylül’ü böyle aştık, 28 Şubat’ı böyle aştık, 15-20 Temmuz’u da inşaallah aşma işaretleri giderek artıyor. Bu devrin de artık kapanma noktasına doğru gittiğini görüyoruz. En son Cumhurbaşkanlığı’na sunulan bir raporu bir iki yazımızda ve yayınlarımızda konu etmiştik. Orada ifade edilen hususların yıllardır, 15-20 Temmuz başladıktan OHAL ilân edildikten itibaren seslendirdiğimiz uyarıların, ikazların teyidinden başka bir şey değil. Zaman hep bizi doğrulayarak gidiyor. Biz derken tabiî ki Risale-i Nur’daki prensipleri, ölçüleri, düsturları doğrulayarak şekilleniyor. Bunlara uyulmamasının doğurduğu problemleri yaşıyoruz. Bunlardan çıkışımız, kurtuluşumuz da bu prensiplere tekrar dönmemizle mümkün. 

- Nurculuk hareketinin dışında Bediüzzaman Modeli’ni bilen, benimseyen ve doğruluğunu tasdik eden var mı?

İsmen çok fazla telâffuz etmeseler de biraz önce de söylemeye çalıştım; Türkiye’de radikal hareketlerin zemin bulamamasının en önemli sebebi, Risale-i Nur’daki bu prensiplerin, müsbet hareket esasının bütün Müslümanlara mal olmuş olması. Türkiye için söylüyorum bunu, ama maalesef diğer İslâm ülkelerinde bu çok fazla söz konusu değil. Özellikle İhvan-ı Müslimin’in güçlü olduğu yerlerde… Mısır’da, Suriye’de, Kuzey Afrika ülkelerinde, Sudan’da vs. yaşanan sıkıntılar, gerilimler, zulümler, çatışmalar hep Bediüzzaman Modeli’nin uygulanamayışının ortaya çıkardığı neticelerdir. Aslında Risale-i Nur ve Bediüzzaman Modeli, Üstad’ın vefatından sonraki yıllarda Tarihçe-i Hayat’ın son kısmındaki Risale-i Nur ve Hariç Memleketler bölümünde bir kısım örneklerini gördüğümüz dışa açılma süreci sonraki yıllarda daha da yoğunlaşarak devam etti. İslâm ülkelerinin birçoğunda artık Risale-i Nur akademik çevrelerde artık tanınır, okunur hale geldi. Ama bilhassa bu İhvan-ı Müslimin gibi grupların, -onların içerisinde de farklı farklı gruplar, temayüller, gruplar var- bizdeki Siyasal İslâmcılık hareketine benzer tarzda iktidar olmaya çok hevesli olanların öne çıkması maalesef Mısır’ın bu hale gelmesine sebebiyet verdi, Suriye’deki çatışmalarda bizdekiler tarafından da el altından desteklenerek “Hadi Esad’ı devirin, iktidar olun” gibi telkinlerle tuzağa düşürülmeleri Suriye’nin bu hale gelmesine sebebiyet veren önemli sebeplerden birisi. Maalesef rahmetli şehit Suriyeli âlim Ramazan El Buti Üstad’ın bu tarafını da çok iyi anlamış âlimlerden biriydi ve hep ikazda bulundu. Dedi ki; Sakın bu fitneyi tırmandırmayalım, Suriye bu badireyi olabildiğince barışçı bir şekilde, sükûnetle, atlatabilsin. Ama bu gayretlerini devam ettirirken o da bir takım fitne çeteleri tarafından, bu gayretlerinden rahatsız olanlar tarafından camide şehit edildi. Üstad’ın mesajının bu yönüyle oralarda ki; Ramazan El Buti Üstad’ın bilhassa bu tarafının Müslümanlar ve İslâm ülkeleri tarafından, İslâmî cemaatler tarafından anlaşılması ve uygulanması gerektiği, özellikle bu yönünün çok iyi hayata geçirilmesi gerektiği noktasında çok ısrarlı mesajlar veriyordu. Fakat maalesef o istenen manada olamayınca İslâm dünyasındaki bu sıkıntılar bütün Müslümanları üzen, mağdur eden neticeler karşımıza çıktı. İşte Afganistan, Pakistan’dan tutun birçok İslâm ülkelerinde yaşanan iç sıkıntıların en önemli sebebi Bediüzzaman Modeli’nin oralarda bu yönüyle tam olarak anlaşılamayışı ve uygulanamayışı. 

- Kazakistan meselesi ile ilgili sorular var. Bu meseleyi bize anlatabilir misiniz? 

Kazakistan’da anlayabildiğim kadarıyla, görebildiğim kadarıyla 1989’da Demir Perde çöktükten, yıkıldıktan Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra birçok eski Sovyet sınırları içerisinde Sovyetler’in hegemonyası altında olan devletler bağımsızlıklarına kavuştular. Onlardan biri de işte Orta Asya Cumhuriyetleri’nden biri olan Kazakistan. Oralarda değişik liderler iş başına geldi. Onların içersinde en uzun süre iktidarda kalan Nursultan Nazarbayev Kazakistan lideri. Şeklen çekilmiş görünse de gene perde gerisinden yönetmeye devam ettiği anlaşılıyor. 30 yıldan fazla oldu artık. Bir manada daha evvel Kırgızistan’da benzer şeyler yaşandı. Asker Akayev falan vardı. Onları gene renkli devrimlerle al aşağı ettiler ki onların arka planında Soros’un finansörlüğünü yaptığı bir takım örgütlerin olduğu da söyleniyor. Şimdi burada da uzun yıllara yayılan bir birikim söz konusu ve bu patladı. 

Orada Türkiye’nin içeride bu kadar iddialı dış politika ile ilgili söylemlerinin ne kadar gerçeğe uygun olduğu bir kez daha ortaya çıkmış oldu. Türkiye’yi yönetenlerin kabadayılığı ancak içeriye, dışarıda hiçbir etkilerinin olmadığı bir kez daha görülmüş oldu. Rahmetli Demirel Türk Cumhuriyetleri ile periyodik toplantılar yapardı ve onlarla çok sıkı bir istişare mekanizması kurmuş idi. Onları bir ahenk içerisinde ikili diyaloglarla yılların vermiş olduğu devlet adamlığı tecrübesiyle hem de uluslar arası dengeleri çok iyi okuyan o ferasetiyle onlara çok isabetli telkinlerde bulunuyordu. Onun vefatından sonra bir boşluk meydana geldi. Yani adını vermeden, adını koymadan Abi’lik yapıyordu. Ondan sonra bu Türk Zirveleri falan boşlandı. Şimdi Türk Devletleri Teşkilâtı filan gibi şeyler hiçbir zaman onun yerini dolduramadı. Neticede Kazakistan’da dediğim gibi en uzun süreli iktidarda kalan Nazabayev’in yönettiği bir ülke olarak, böyle bir karışıklığa sahne oldu. Rusya zaten eski peyki olarak gördüğü ve çekilmeyi hiçbir zaman hazmedemediği ülke olarak görüyordu. Ve Rus askerlerini dâvet etti yönetim. Şu anda Rus askerleri orada. Türk askeri niye yok? Niye Rus askeri var? Çünkü Rusya zaten buna hep hazırdı, fırsat kolluyordu. Türkiye’nin söylemden başka icraat gücü olmadığı için seyirci kalmak durumunda kaldı. Bakalım inşaallah daha fazla tahribata meydan vermeden bu hadiseler durulur ve bir dengeye kavuşur ümit ediyoruz. Tabiî ki Rusya için farklı değerlendirmeler de yapılması mümkün ki; Üstad bununla ilgili de ipuçları vermiş. ‘Rus da dinsiz kalamaz geri dönüp Hıristiyan da olamaz ya Kur’ân’a tabi olur ya da musalaha eder, kılıç çekemez’ ifadeleri de Üstad’a ait. İşin bu tarafını da göz ardı etmeden o eski milliyetçi reflekslerle Rus düşmanlığına dökmeden gene o Rusya meselesini de daha dengeli bir şekilde değerlendirerek götürmek lâzım. Ama temennimiz Kazakistan için daha fazla kan dökülmemesi daha fazla insanın acı çekmemesi, bir an evvel sükûnete, istikrara kavuşması ve yeniden bir dengeyi bulması. 

- Türkiyede böyle bir karışıklığın olmamasının sebebi Risale-i Nur ve Risale-i Nur Talebeleri.

Türkiye’nin böyle çok daha tehlikeli fay hatlarını içinde barındırıyor olmasına rağmen, Türk Kürt, meselesi mütemadiyen kaşınıyor,  Alevî Sünnî meselesi öyle, laik anti-laik  meselesi, dinci dindar meselesi filan. Bu kadar sosyal fay hatları olan ülke olmasına rağmen bu tarz hadiselere sahne olmaktan koruyan şey Bediüzzaman Modeli’nin attığı mayanın bu ülkede tutmuş olması. Çok şükür ki böyle de bir şansımız diyelim. Cenab-ı Hakk’ın bize bir lütfu daha doğrusu. Bediüzzaman Modeli sayesinde biz böyle hadiselere maruz kalmaktan korunuyoruz.

SON

Okunma Sayısı: 2221
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı