"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman cumhuriyetçidir

02 Aralık 2022, Cuma 00:45
İslam Yaşar: “bediüzzaman hazretleri meclise daveti yeni kurulan cumhuriyetin temellerinin sağlam olması için kabul edip gitmiştir. Meşrutiyetin devamı olan Cumhuriyet ve bu manada millet meclisi Bediüzzaman’ın da üzerinde hassasiyetle durduğu, ama hakiki Cumhuriyet, dindar Cumhuriyet manasını ortaya koyduğu bir haldir.''

Lütfiye Özdemir - İSTANBUL

—Dünden Devam—

Programın ikinci kısmında söz alan yazar ve edebiyatçı İslam Yaşar ise, “Cumhuriyet bir kurtuluş hareketidir. Padişahından paşasından, erinden normal vatandaşına kadar Cumhuriyet milli kurtuluş hareketidir. Cumhuriyeti milli ve manevi temele, milletin kendi iradesiyle ortaya koyduğu bir kurtuluş hareketi manasına inhisar ettirelim ki, günümüzde bazı insanların bazı kişilere atfettiği kurtarıcı manası biraz daha sun’i, cüz’i ve insanları bazı mecralara kanalize etme gayretinin tezahürü olduğu ortaya çıksın. Cumhuriyet’in kurtuluşu hareketinde Osmanlı’nın yıkılışı ve Cumhuriyet’in kuruluşu hengamında büyük faaliyet gösteren insanların yanı sıra bizzat katılan, destek veren, dualarıyla iştirak eden insanlar da vardır. Bediüzzaman Hazretlerini bu desteğin içerisinde ön sıralarda görüyoruz. Bediüzzaman’ın ısrarla Ankara’ya davet edilmesinin sebebi göstermiş olduğu kitabi mücadelenin meydana getirdiği muvaffakiyettir.” dedi. 

Maddi cepheden manevi cepheye

Davetler devam ederken, Bediüzzaman Hazretleri son daveti kabul ederek Ankara’ya geldiğini ifade eden Yaşar, “Bediüzzaman Hazretleri ilk davetle son davet arasındaki zaman içinde bir tehlikeyi görür. Ankara’da dine, maneviyata karşı bir mücadele başlatılacaktır. Dine karşı bir cephe açılacaktır. Bediüzzaman Hazretleri bu gerçeği görünce Ankara’ya gitmeye karar verir ve İstanbul’dan Ankara’ya gider. Dolayısıyla bunu maddi cepheden manevi cepheye koşma manasında değerlendirmek gerekiyor. Asıl Ankara’ya gidiş sebebi maneviyat cephesinin açılmış olmasıdır. Maneviyat cephesinde gizli ve aleni bazı saldırıların emarelerini görmesi Bediüzzaman Hazretlerinin maddi cepheden manevi cepheye koştuğunu gösteriyor. Sipere sığındığını değil cepheye koştuğunu gösteriyor. Meclis rehavet halindedir. Kimisi garplılaşmak bahanesiyle şeair-i İslamiyeyi kendi dünyalarının dışında tutmaya çalışmaktadır. Bediüzzaman Hazretleri bu tablonun alem-i İslam’a yakışmadığını görür ve ikaz etme, uyandırma hareketine geçer. 

Meclisi ikaz için yazılan on madde 

“Bediüzzamanın Meclisi rehavet içinde görünce Meclise bir beyanname dağıttığı söylenir. Halbuki Bediüzzaman gibi zamanın bütün hassasiyetlerini bilen, medeni kavli leyyinle muamele ve mukabele eden bir zatın davet edildiği Meclise geldiği zaman meclisi ikaz etmek için, kimseye herhangi bir şey söylemeden ortaya çıkması makul değildir. Gerçeğin böyle olmadığı sonradan anlaşılır. Bediüzzaman Hazretleri meclisi bu rehavet halinde görünce meclisin başkanı olan Mustafa Kemal’e meclisin ikaz edilmesi için bir mektup yazar. Meclisi ikaz etmesi için on tane madde sayar. Kendisine de bazı ikazlarda bulunur. Beyannamenin muhteviyatında: ‘Meclis dinine, şeair-i İslamiye’ye sahip çıkmalıdır. Kur’an’ın emrine göre hareket etmelidir. Yapılacak inkılaplar sağlam olmalıdır. Kur’an’a, şeair-i İslamiyeye dayanmalıdır. Şeair-i İslamiyeye dayanırsa ancak inkılaplar muvaffak olur. Avrupa’nın çökmeye yüz tuttuğu bir zamanda onun çürümüş prensiplerinin bir yenilik hareketiymiş gibi memlekette İslam cemaatinin içerisine getirilmeye çalışılması bir tenakuzdur. Bu tenakuz terk edilmelidir manasında bazı ikazlar vardır. Kuvvet meclisten alınmalıdır. Böylece meclisten alınmış bir hilafetin kuvveti şahsın temsil ettiği değerden çok daha kuvvetlidir ve bu manada netice verir. Çünkü zaman cemaat zamanıdır, meclis de bir nevi cemaattir.

“İçimize ihtilaf verdin”

“Meclisin ikaz edilmesinin Mustafa Kemal’i rahatsız ettiğini görüyoruz. Ve meclisteki bir karşılaşmalarında Bedizzaman Hazretlerine doğru giderek tehditvari, ‘Biz seni buraya çağırdık ki bu kahraman hocanın fikirlerinden istifade edelim. Sen geldin namaza dair beyanlarda bulunarak içimize ihtilaf verdin’ der. Aslında bu bir ithamdır. Bediüzzaman Hazretleri ithama rağmen yine makul cevaplar vermek ister. Muhatabında böyle bir makuliyet görmeyince onun lisanıyla ona hitab etme cihetine gider. Onun üzerine doğru birkaç adım atıp iki parmağını onun gözüne doğru uzatarak adeta onun gözündeki tesiri kırar ve ona hitap eder: ‘Paşa, paşa! İslamiyette imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Namaz kılmayan haindir hainin hükmü merduttur’ ifadeleri vardır söylemiş olduğu sözlerde. Beyannamenin, komutanları ve meclis üyelerinin ekseriyetini memnun ettiğini görüyoruz. Meclis’in ekseriyeti Bediüzzaman’a taraftar olurlar. 

Manevi cihad zamanı

“Bediüzzaman Hazretleri bir gerçeği görür: Ahirzamanda gelecek dehşetli şahsın Peygamberimizin (asm) Hadis-i Şeriflerdeki tevillerle Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu bu dehşetli şahsın emarelerini ve numunelerinin tezahürlerinin bu şahısta başladığını görür. İnkılabları buna bahane edeceğini görür ve ondan uzak durmaya karar verir. Bu kararda şöyle bir gerçek vardır: Bediüzzaman Hazretleri yine Peygamberimizin bir sözüyle hareket eder ki, Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: ‘O zamana yetiştiğiniz zaman siyaset canibiyle onlara galebe edemezsiniz ancak manevi kılıç hükmünde icaz-ı Kur’an’ın nuruyla mukabele edilebilir. Eğer icaz’ı Kur’an’ın nuruyla mukabele ederseniz onların üzerinde muvaffak olursunuz’ hadis-i şerifini esas alır ve bu manada bir gerçeği görür. Artık kılıçla, silahla ve siyasetle cihad zamanı kapanmıştır. Manevi cihad zamanı başlamıştır. Manevi cihad da ancak Kur’an’ın icazıyla olacaktır. O zaman yapılması gereken Kur’an’ın icazıyla yeni bir cihad hamlesi başlatmaktır. Bu da manevi cihad olacaktır. Bediüzzaman Hazretleri bu gerçeği görerek adeta bu manada Ankara’yı en kara bir halet-i ruhiye içinde görmenin tezahürüyle Van’a gitmeye karar verir. Mustafa Kemal tren garına kadar gelerek, ona bazı sorular sorar, Ankara’dan ayrılmasına mani olmaya çalışır, ama Bediüzzaman Hazretleri ona makul cevaplar vererek ayrılma kararını değiştirmez. Üstadın manevi cihada vazifelendirilmesi 1919’daki rüyadaki hitabeyle müceddid olarak çağırıldığı mecliste ümit adamı olan Bediüzzaman’ı görevlendirme vardır. 

En dehşetli inkılap harf inkılabıdır

Bediüzzaman Hazretleri Mustafa Kemalle birlikte çalışmayı yapılan ikramlarla kabul etmiş olsaydı ilk vereceği fetva heykellere fetva olacaktı. Demek ki, Bediüzzaman Ankara’da kalmayarak Ankara hükümetiyle, Mustafa Kemalle birlikte çalışmayarak çok önemli bir karar vermiştir. Üstad’ın I.Dünya Savaşı öncesi gördüğü Ağrı Dağının infilakı rüyasında ana teması, devleti, milleti, vatanı temsil etmektedir. Bediüzzaman Hazreti devleti, milleti, vatanı ümitlendirme, onlara cesaret verme manasında bir gayretin içerisinde olmuştur. Nitekim orada infilak ve inkılaplardan sonra Kur’an’ın etrafındaki surlar kırılacak tabiri var. Kur’an’ın etrafındaki surlar inkılaplarla kırılacaktır, nitekim kırılmıştır. Hatta burada en dehşetli inkılap harf inkılabıdır. Bediüzzaman Hazretleri harf inkılabının üzerinde büyük bir gayret göstermiş ve eserlerini bu manada çoğaltma cihetine gitmiştir. 

Bediüzzaman’a şükran borçluyuz

“Bediüzzaman Hazretleri muhatabını bizzat tanıdıktan sonra dine, Şeair-i İslamiye’ye vereceği tahribatı fark eder. Bu tahribatı Kur’an’i, imani düsturlarla ve cemaati nazara vererek mukabele eder ve muvaffak olur. Bu şahs-ı manevilerin mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir. Bu mücadelede merkez nokta Cumhuriyettir. Ve Meşrutiyetin devamı olan Cumhuriyet ve bu manada millet meclisi Bediüzzaman’ın da üzerinde hassasiyetle durduğu ama gerçek Cumhuriyet, hakiki Cumhuriyet, dindar Cumhuriyet manasını ortaya koyduğu bir haldir. Demek ki Bediüzzaman tarihi vasfını ortaya koymuş, manevi icraatlarını yapmış ve ehl-i küfrün ve ehl-i dalaletin karşısında ehl-i imanı temsil ederek Kur’ani bir duruş sergilemiştir. Ahirzamanın gelecek dehşetli şahsının karşısında ahirzamanın gelecek müsbet şahsının rollerini oynayarak muhatabını bu noktada ikaz etmenin ötesinde ilzam etmiş ve Kur’an’ın hükmünün tekrar kıyamete kadar baki kalmasının yollarını açmış, zamini hazırlamıştır. Onun için ona şükran borçluyuz.”

Müsbet şahs-ı maneviyi izhar etmek

Programın bitişinde tekrar söz alan İzzet Atik, Üstadın Medresetüzzehra Projesinden de bahsederken, “Üstadımızın okul olarak beklediği ama bütün dünya çapında en çok dershanesi olan bir üniversite var: Medresetüzzehra. Bunu birileri üniversite olarak bekliyor ama Üstad bunu kurmuş, herkes burada birşeyler öğreniyor. Dünyanın her yerinde dershanesi olan, kürsüsü olan üniversiteden bahsediyorum. Önemli olan şahs-ı manevisidir. Bugün Risale-i Nur ve bizdir. Şahs-ı manevinin ne olduğunu anlatmakla mükellef bir cemaatiz. Üstadın yazdığı Risale-i Nur hem imani hem içtimai istikametin gösterildiği bir eserdir. Müslümanların hem dünyasının hem ahiretinin yok edilmeye çalışıldığı bu şahs-ı manevinin karşısında, müsbet şahs-ı maneviyi izhar etmek onu kitlelere yaymak gibi bir görevimiz var. Bu programda bunu yapmaya çalıştık” dedi.

—SON—

Okunma Sayısı: 3516
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı