"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Çizgimizde kırık yok

18 Mayıs 2021, Salı
TÜRKİYE’YE GERÇEK DEMOKRASİ GELSİN. BU MEDENİYET ASRINDA DEMOKRATİK ÜLKELERDEKİ İNSANLARIN TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİ BİZİM DE HAKKIMIZ DİYE İNANIYORUZ.

28 Şubat’ta Mehmet Kutlular - Basın toplantıları, soru-cevaplar - 2

***

SORU - CEVAPLAR

- Depremle ilgili görüşünüz nedir?

Bunları daha önce söyledik, konuştuk. Zamanı geçmiş bir mesele olarak tekrar gündeme getirmenin bir faydası olacağına inanmıyorum. Çünkü biz görüşlerimizi açıkladık. Biz şuna inanıyoruz. Biz Allah’a ve Allah’ın birliğine, bu kâinatta hiçbir şeyin Allah’ın bilgisi ve kudreti haricinde olamayacağına, tesâdüfün bulunamayacağına inanıyoruz. Bu konuda, Diyanet’in baştan bize itiraz etmesine rağmen kendi çıkardığı broşürde aynen bu gerçekleri ifade ettiğini de görüyoruz. Bunlar inanan insanların inancıdır, görüşü böyledir. İnanmayanlara, kabul etmeyenlere saygı duyarız, ama onlar da bizim inanç ve düşüncelerimize saygı duysunlar.

Biz deprem konusunda diyoruz ki, Kur’ân-ı Kerîm’de toplumlar birtakım yanlışlara saptıkları zaman İlaâî ikazlar olmuştur. Tarih boyunca olmuş. Diyanet de bunu ikaz değil, ceza olarak ifade ediyor.

Türkiye laik bir devlet ise, ben inancımın gereğini söylemek hak ve hürriyetine sahibim. Laikliğin gereği de herkes benim inancımı kabul etmese de, düşüncelerime saygı duymakla yükümlüdür. Buna inanıyorum.

FETHULLAH HOCA’YI KENDİSİNE SORUN

- Bir hukuk savaşı içinde olduğunuzu söylediniz. Bu çerçevede Fethullah Gülen’in Amerika’da olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sadece benim değil. Türkiye’nin meselesi. Fethullah Gülen’i bana sormanıza gerek yok. Kendisine soracaksınız. Kendisi buradan sıhhati bozuk diye tedavi için gitti. Allah şifa versin. Ben o meselede fazla bir şey konuşmak istemem.

- Basın bülteninde açıkladığınız kendi görüşleriniz mi, yoksa bir kesimi temsil ettiğinizi düşünüyor musunuz?

Ben burada kendi görüşlerimi ifade ediyorum. Ben Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin eserlerini okuyan bir talebesiyim. Onun görüşleri çerçevesinde bunlar. Çünkü o cumhuriyetten evvel, cumhuriyetçi ve hürriyetçi olan bir insan. Hiçbir zaman da 1960’daki vefatına kadar bu çizgisinden ayrılmamış ve onun talebeleri de Türkiye’deki siyasî partiler içinde hürriyetçi parlamenter sistemi daha fazla benimseyen partilere rey vermişlerdir.

Bizim çizgimizde bir kırıklık yok. Biz hukuk, hürriyet ve demokrasi mücadelemizi inançlarımızla ters düşmeyen ve bağdaşan mânâsıyla kabul ediyoruz ve bunun için de o çerçevede düşüncelerimizi hem Bediüzzaman’dan istifade ederek, hem kendimiz aynı kanaatleri paylaştığımız için söylüyoruz. 

Türkiye’ye gerçek mânâsıyla demokrasi gelsin. Bu, medenî ülkeler gibi bizim milletimizin de hakkıdır. Biz bu insanlık kervanında, bu medeniyet asrında demokratik ülkelerdeki insanların kazandıkları temel hak ve hürriyetler bizim de hakkımız diye inanıyoruz. Ve gerçek mânâsıyla Türkiye’nin demokratikleşerek insan temel haklarının her cihetiyle tamamen güvence altına alınmasını, herkesin fikrinde hür ve serbest olmasını, ama fiile intikal ettiği zaman, güce dayandığı zaman–her nerede ve ne şekilde gelirse gelsin–elbette hem devletin, hem milletin onlara karşı çıkmasını ve engellemesini savunuyoruz.

Biz diyoruz ki, Bediüzzaman’ın ifadesiyle konuşuyorum; millet olarak eğer bir saadet göreceksek, hürriyet ve meşrûtiyetle, yani demokratik bir yönetimle ancak mümkün olacaktır. O bunu cumhuriyetten evvel söylemiş. Her zaman da bu söz geçerliliğini koruyor.

- Uzun yıllardan beri Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi’ne oy verdiniz. Sayın Demirel’in son durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz hürriyetçi parlamenter sistemi savunan insanları samimî olarak destekleyerek geldik. 28 Şubat, önünde eğilmeyen insan bırakmadı. Tabiî, içine girmeyen insan da bırakmadı. Süleyman Demirel de siyasetin içinden gelmiş, Reis-i Cumhur makamına çıkmış bir insan. Tabiî ki o süreçte herkes birtakım tâvizlere girdi. Biz de inanıyoruz ki, Süleyman Demirel de Türkiye’de bu kadar sene siyaset yapmış bir insan olarak–kendi ifadelerinden de bunu anlıyoruz–fiilî bir müdâhaleyi önlemek için “birtakım böyle tâvizlerin verilmesi gerektiğine inandığını” söylüyor ve bunu yaptığını belirtiyor. 

Türkiye’yi biz idare etmiyoruz. Süleyman Bey bir devlet adamıdır. Kendi düşünce ve görüşleri istikametinde hareket edecektir. Çünkü o kendi şartları içinde, kendi düşüncelerini orta yere koyacak ve hareketlerini de ona göre tanzim edecek. Onun için bizim Süleyman Demirel hakkında hüsn-ü zannımızda ve müsbet kanaatlerimizde bir değişiklik yok.

- Her yıl bu mevlide Türkiye’nin her yerinden insanlar geliyor. Bu topluluğu nasıl adlandırıyorsunuz?

Gelenlerin yüzde 99’u Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin eserlerini okuyan, istifade eden insanlardır. Onun ismine okutulan bir mevlide de gelmeleri kadar normal birşey olmaz. Böyle değerlendiriyorum.

RİSÂLE-İ NUR İLMİN HAKİKAT YOLUDUR

- Bir cemaat misiniz, yoksa tarikat mısınız?

Biz hiçbir zaman tarikat olmadık. Ve bunu Siyaset Meydanı’nda Ali Kırca da sordu. Risale-i Nur bir tarikat değildir. Tarikatlar asırlar boyu güzîde insanlar yetiştirmiş mazimizde. Öyle bir hüviyeti ve mahiyeti vardır. Ama zaman içinde bazı mecrâından çıkanları, yanlış sapmalara girenleri de elbette tarikat meselesinden ayrı tutarım. Ama Risale-i Nur bir tarikat değil, bir cemaat, bir ekoldür. Bir fikir, bir inanç hareketidir. Yani ne usûlleri, ne kaideleri, ne yolu, ne tarzları tarikat usûlü ve tarzında değildir. Daha ziyâde ilme dayanan, okumaya, eserlere dayanan, fikre dayanan ve İslâm’a bu asırda çağdaş yorum getiren bir insandır Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri. 

Bugün Türkiye’nin de, âlem-i İslâmın da çözemediği meseleleri Bediüzzaman çözmüştür. Daha cumhuriyetten evvel demokratikleşmeyi, hürriyet ve meşrûtiyet hareketlerini savunmuş, bir din âlimi olarak bunun dinle çatışan ve çarpışan hiçbir tarafı olmadığına ve bu değerleri İslâmın 1400 sene önce getirdiğine inanmıştır. Hâlâ bugün demokrasi İslâm’la bağdaşır mı, bağdaşmaz mı bu tartışılıyor. Bir Müslüman demokrat olur mu? Evet olur. Biz bunun şâhidiyiz. Bediüzzaman Hazretleri şâhidi. 

Ne Said Nursî, ne talebeleri demokrasi konusunda hiçbir takiyye yapmayız. Bizim samimî inancımız, hürriyet, adalet, millî irade, insan hakları, sosyal devlet anlayışı, kendi idâresini kendi seçme hakkı gibi değerleri İslâm’ın insanlığa 1400 küsur sene evvel getirdiğine inanıyoruz. Bunun delilini de Asr-ı Saadet’te Peygamber Efendimiz  (asm) hayattayken ve ondan sonraki 30 küsur senelik devirde yaşanmış olarak görüyoruz. 

Bediüzzaman Hazretleri de bunlara istinaden içtihadını, yorumunu yapmış. Aynı zamanda bu devirde insanlar fen ve ilimler inkişaf ettiği için herşeyin neden niçinlerini sorgulayacaktır. İnanırsa kabul edecektir. Bunlar Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin dinî delillerle anlattığı meselelerdir. Daima akla, mantığa, ilme dayanarak, izâh ve ispatlarını yaparak yazılarını yazmış. “Ben ispat edemediğim hiçbir şeyi yazmamışımdır” diyor. İşte bu onun iddiası, ispatı da eserleridir. İspatı da onun talebeleridir. 

Bu noktada biz gerek Türkiye’deki inanmış, mütedeyyin insanların, gerek İslâm dünyasındaki insanların Said Nursî’nin düşünce ve görüşlerine şiddetle ihtiyacı olduğuna inanıyoruz. Ancak böylece bir huzur, sükûn, bir kaynaşma, bir muhabbet halesi, halkaları meydana gelecek. 

Ve hem Bediüzzaman Hazretleri’nin düşüncelerine inanan mü’minlerin, hem de inanmayanların–inanmasalar dahi–onun fikirlerine bir göz atmasında fayda mülâhaza ediyoruz. Bizim zaten devamlı şekilde üzerinde durmamızın sebebi onun bu güzel fikirlerinden hem Müslümanların, hem bütün Hıristiyan dünyasının da istifade etmesinin teminidir. Müslüman-Hıristiyan diyaloğunu da en güzel şekilde Said Nursî orta yere koymuştur.

BİR FİKİR EKOLÜYÜZ

- Peki Said Nursî’ye inananlar neden ayrı ayrı kollara ayrıldı? Acaba farklı yorumlar mı var?

Beşer tarihini okuyan, bilen insanlar şunu görecektir. Her çıkan ekol, ister dinî olsun, ister insanların meydana getirmiş olduğu fikirler olsun, bunlar zaman içinde farklı gruplara ayrılmışlardır. Din değil de başka fikirleri, meselâ Marksizmi alın, o da kendisine göre bir ideoloji, kaç grubu var. Bir parti bile doğduğu zaman, zaman içerisinde değişik, farklı düşüncelerden dolayı kaç şekle girebiliyor, kaç tane parti çıkabiliyor.

Dolayısıyla fikir hareketlerinde tarih boyunca farklı yorumlardan kaynaklanan veya şahsî, hissî olan üstünlük duygusu gibi duygularla böyle farklı anlayışlar ortaya çıkmıştır. Hıristiyanlığa, Yahudiliğe bakın. Marksizme, diğer ideolojilere bakın. Bunlarda olabiliyorsa, toplu olarak bir fikir hareketinin içinde bulunulduğu her zaman farklı düşünceler olacaktır. Bu insanın tabiatından kaynaklanmaktadır. Kaçınılmaz bir meseledir bu. Bizim birbirimize bir düşmanlığımız yok. 

Ama Said Nursî’yi anlamada farklı yorumlara sahip olabiliyoruz. Bu farklı yorumlar da insanlar arasında çıktığı zaman beraber hizmetini yapamıyor. İnsanlık tarihinde çıkan bir hareketin gelecek asırlarda veya senelerde kaç gruba bölündüğü tarihçilerin ve araştırmacıların kütüphanelerinde mevcut. Biz de bir fikir hareketiyiz, bir ekolüz. O zaman böyle meseleler olacaktır. Bu kaçınılmaz bir meseledir. Bizim bundan bir rahatsızlığımız yok.

HER İNANÇ SAHİBİ DEVLETTE GÖREV ALABİLİR

- Konuşmanızda, DGM’lerce verilen tartışmalı kararları 28 Şubat sürecine de dayandırdınız. DGM’de bir dâvâ görülecek. Fethullah Gülen’in sağlık problemi inşaallah düzelir dediniz. İddianâmede Fethullah Gülen cemaati örgüt olarak belirtiliyor. Demokrasi mücadelesinde Fethullah Gülen’i de desteklemeyecek misiniz? Yarın, öbür gün sizin cemaatiniz de örgüt olarak nitelendirilirse, böyle bir nitelendirme ile karşı karşıya kalınırsa sizin tavrınız ne olacak? Bir de, mevlide resmî dâvetliler pek katılmadı, buna ne diyorsunuz?

Biz dâvet sahibiyiz. İcâbet edeceklerin kendi irâdeleri var. Kendileri gelirler, gelmezler. Biliyorsunuz, böyle meselelerde dâvetiyeyi uygun gördüklerinize gönderirsiniz, ama dâvete gelmek onların takdirindedir. Kimisi gelir, kimisi gelmez, kimisi telgraf çeker. Dolayısıyla bizim şu gelir, bu gelir diye bir beklentimiz olmaz. Bu hakka sahip değiliz. Kimin gelip gelmediği de şahsen pek dikkatimi çekmedi.

Şunu da unutmayın, 28 Şubat sürecinden bu yana, herkes endişe içinde. Hele devlet bürokrasisinde çalışıyorsa, acaba böyle devletin hoş bakmadığı–ki bazı mihraklar bizlere hep sakıncalı gözle bakıyor– “Acaba bunların mevlidine gidersek şimdi bize de bir zarar gelir mi?” gibi endişelerin böyle şeylerde tesiri çoktur. Zaten görüyorsunuz, hükümet memurlar hakkında Kanun Hükmünde Kararname çıkarttı, olmadı. Şimdi kanun çıkarılmak isteniyor. Yani devlet irticaî kadrolaşmayı, yargısız infazla kapının dışına bırakmak istiyor. Hukuk devletinde bu olmaz.

Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre onun Millî Eğitiminde okuyorsa, oradan mezun oluyorsa, “Said Nursî’nin talebeleri devlette hiç görev alamaz” diye bir kanun mu var? Olur mu yani; insanlığa, hukuka yakışır mı? Yakışmaz. Öyleyse her grubun, cemaatin, tarikatın da mensupları olacaktır. Nasıl ki ideolojik meselelerde siyasî kanaatleri farklı olan insanlar, diğer inanç sahipleri devlet memuru olabiliyorsa bunda da mahzur yok. Bunun anayasada, kanunda yeri var. Devlet fiile bakar, onun inancına bakmaz. Eğer kanunlara aykırı bir şey yapıyorsa, kanun yakasına yapışır, gereğini yapar. Ama “sen filanca gruptansın” deyip de “O memur olamaz, olmuşsa da atılır” anlayışının hukukla, insan haklarıyla bağdaşır bir yanı yok. Mevcut mer’î kanunlarımızda buna yer yok. Ama Türkiye’de kanunların tatbikinde konjonktür, hava önemli. 

 —Devam edecek—

Okunma Sayısı: 1745
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı