"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hayat nasıl arınır?

17 Aralık 2020, Perşembe
HAYAT MUSÎBETLERLE, HASTALIKLARLA, ACI VE IZTIRAPLARLA, GAM VE GÖZYAŞLARIYLA SÂFÎLEŞİR, ARINIR, OLGUNLAŞIR, KEMÂLE ERER, KUVVET BULUR, TERAKKİ EDER, MÜKEMMELLEŞİR, YÜKSELİR, NETİCE VERİR,

MÂNEVİ DEĞERLERİMİZLE KOVİD-19 TERAPİSİ
HAZIRLAYAN: SÜLEYMAN KÖSMENE - 11

Ağlamaktan Çekinmeyin!   

İnsan bazen ağlar. İnsanın canı yandığında ilk tepki veren gözyaşıdır. Ama ağlayınca kıyametin koptuğunu düşünmemeli ve endişe etmemeliyiz. Çünkü bir defa Allah için ağlayan göz Cehennem’e girmiyor. 103 Bu muhteşem müjdeyi gözlerimizden almış oluyoruz.

Öte yandan Tıp dünyasına baktığımızda gözyaşının ilginç maddî faydaları olduğunu görüyoruz:  

Gözyaşı antibiyotik etkili lysozyme adında bir enzim barındırmakla, gözleri besler, dezenfekte eder ve gözleri enfeksiyonlardan korur. Lysozme enzimi birçok bakteri türünü parçaladığı için gözde mikrop oluşumunu engeller. Ayrıca morfin etkilidir ve insanın ağrısını giderir, stresini alır. 

Gözyaşı akmaması ise, görme kaybına sebep olan kuru göz hastalığının belirtisi demektir.  

 Bu sebeple ağlayıp gözyaşı dökmek iyidir, kalbe ve göze şifadır. Ağlayana “ağlama!” demek doğru değildir. 

Demek gözlerin beslenmeye ve antibiyotik salgılara, bedenin Allah korkusu ile titremeye, ruhun rahmete ve günahlardan arınmaya, insanın Cehennem’den Allah’a sığınmaya ihtiyacı var ki göz ağlıyor, gözyaşı döküyor. 

Korkmayın; ağlamak abdesti de, namazı da bozmuyor. 

O halde ağlama hissiniz varsa, bırakın kendinizi, tutmayın! 

Ağlamaktan çekinmeyin!   

“Allah korkusuyla gözyaşı döken kimse, süt memeye geri dönmedikçe ateşe girmez. Allah yolunda yapışan tozla, Cehennemin dumanı bir araya gelmez.”

 Hazret-i Muhammed (asm) 

Hastalıklar İnsanın Menfaatinedir

Musîbetler ve hastalıklar, bizim için, eğer sabredebilirsek birer sevap makinesi hükmündedirler ve menfaatimizedirler.  

Musîbet ve hastalık geldiğinde, bize acı verseler de, zarar vermezler. 

Çünkü:

1) Cenab-ı Hak insana giydirdiği vücut elbisesini sanatına mazhar ediyor. İnsanı bir model yapmış; o vücud elbisesini o model üstünde keser, biçer, kısaltır, daraltır, büyütür, değiştirir. İnsanı hasta eder, derde uğratır, aç eder, tok eder, susuz eder. Böylece her bir durumda muhtelif isimlerinin cilvesini gösterir. 

İnsan hastalanmalı ki, Şâfî ismi ona şifa versin. Acıkmalı ki, Rezzâk ismi kendisine türlü türlü rızıklar ihsan etsin. Darda ve zorda kalmalı ki, Rab isminden, Muîn isminden imdat istesin. Sıkıntı çekmeli ki, Sabûr ismine sığınsın. 

Her bir şer, bizi Allah’ın bir ismine götürür.

Muhtelif ıztırap hallerinde Allah’a muhtelif isimleriyle sığınan ve Allah’tan yardım isteyen insan ne kadar sıkıntı çekiyor gibi gözükse de, Allah’ın özel yardımı ve şefkatiyle kucaklanmıştır. 104 Bir anne çocuğuna tokat vursa, bu onun şefkatsizliğini göstermediği gibi, bununla çocuk da annesine küsmez. Çünkü tek bir annesi vardır. Başka bir şefkat kaynağı yoktur. Çocuk bunu bilir. Annesinin sinesine daha fazla sokulur. Annesi de az önce tokat vurdum demez; sinesine sığınan biricik evlâdını daha fazla kucaklar, öper, esirger ve kötülüklere karşı korur. 105  

2) Hayat musîbetlerle, hastalıklarla, acı ve ıztıraplarla, gam ve gözyaşlarıyla sâfîleşir, arınır, olgunlaşır, kemâle erer, kuvvet bulur, terakki eder, mükemmelleşir, yükselir, netice verir, hayatî vazîfesini yapar. Tek düze istirahat döşeğinde geçen bir hayat meyvesizdir, verimsizdir, hantaldır, neticesizdir. Böyle bir hayat aslında sağlıklı değildir; mutlak hayır olan vücuttan çok, mutlak şer olan yokluğa yakındır. Çünkü hareketsizliktir. Hayatı hastalıklar ve musîbetler harekete getirir ve gerek dünya hayatı lehine, gerekse ebedî âhiret hayatı lehine olgunlaştırır, meyvedâr eder.  

Meselâ hep durağan yaşayan, hep hareketsiz kalan ve söz gelişi gece gündüz uyuyan bir kimse daima uyuşuktur, hantaldır, dayanıksızdır, hayatilik açısından verimsizdir. 

Ama hep hareket eden, hep kıpır kıpır olan, hiç yerinde duramayan, hep koşan kimseler, söz gelişi bir sporcu dinamiktir, çeviktir, damarları ve kasları hayat doludur, hastalıklardan uzaktır. İnsan vücudu hayatîlik fonksiyonlarını çalışarak kazanır, yerinde durarak ise kaybeder. 

İşte bizim şer dediğimiz acı, ıztırap, hastalık ve musîbetler de insan hayatını arındıran, temizleyen, olgunlaştıran, verimli kılan, insana güç ve direnç kazandıran, insana yaşama gücü veren şeylerdir. Şer değildir. Fazla ağır gelse Allah’a sığınılmalıdır. 106

3) Dünya bir imtihan yurdudur, bir hizmet evidir, bir ibâdet menzilidir; lezzet, ücret ve mükâfât yeri değildir. Madem dünyada hizmet ve ibâdet esastır; hastalıklar, acılar, ıztıraplar, keder ve dertler, sıkıntılar ve musîbetler sabretmek şartıyla o hizmete ve ibâdete çok uygun düşüyor, kuvvet veriyor. Bir saatlik acı ve musîbet, bir gün ibâdet hükmüne geçiyor. Böylece acı ve ıztıraplarla, hastalık ve sıkıntılarla az bir ömürde insan, ebedî bir hayatta istifade edeceği ibadet sevabını kazanabilmektedir. Ebedî bir hayatı kurtaran az sıkıntı ve hastalıklar çok görülmemeli, dayanılamayacak derecedeyse yardımı Allah’tan istemelidir.  

4) Mülk sahibi Allah’tır. Allah mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Kimsenin de hesap sormaya yetkisi yoktur. Can bizim de olsa, mülk O’nundur. Sağlığı ve afiyeti bize veren O’dur. Sağlığı ve afiyeti verdiği gibi, hastalık ve ıztırap da verebilir. Bu O’nun hakkıdır. Bu sebeple O’na zalim denmez.  

O bize afiyet vermekle yükümlü de değildir. 

Her nimet bir bedel ister! Bir lokma ekmeği bedelsiz alamayan insan, dünya kadar havayı, suyu, hayatı, sağlığı, afiyeti ömrü boyunca bedelsiz almıştır, almaktadır. 

Bir nimet kısıtlanmış ise eğer, nimetlenen tarafın yüzsüzleşmesi gerekir mi? Şimdiye kadar madem bedelsiz verdin, bundan böyle de bedelsiz ver, denebilir mi? “Vermeseydin, neden teşekkür edeyim?” denebilir mi? “Şimdi neden afiyet vermiyorsun, neden sağlığıma kavuşturmuyorsun?” diye hesap sorulabilir mi?

Hayır, hayır! Yapılması gereken, “şükrüm eksiktir” demek, teşekkürsüzlüğüne yanmak, kendine dönmek ve eksik bıraktığı teşekkürü yerine getirmektir. Yüzsüzlük yapmak ve sıhhati verenden hesap sormak değildir. 

İnsan Allah’ın hem mülküdür, hem de mülkü üzerinde işlemeye yetki verdiği kuludur. İnsan nasıl kendi mülkünde dilediği gibi işliyorsa, dilediği değişikliği ve onarımı yapıyorsa, elbette Allah da kendi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder, değiştirir, onarır, ıslah eder, uyarır, ikaz eder, âhiret hesabına acı ve ıztırap verir. 

Bunun hesabını insan soramaz. Allah’ın kuluna verdiği acı ve ıztıraplar, musîbet ve hastalıklar zannettiğimiz gibi zarar değildir, ziyan değildir, kötülük değildir; kuluna hediyesidir, iltifatıdır, rahmetidir. Çünkü perde arkası hiç ummadığı derecede güzeldir, lâtiftir, hoştur, rahmettir. 107

“Hastalık bazılara bir ihsan-ı İlâhîdir, bir hediye-i Rahmanîdir.”          

Bediüzzaman Said Nursî

Cennetle Müjdelenmenin Tam Zamanı

Bulaşıcılık hayır mıdır, şer midir? 

Tabiî ki şerdir. 

Bir hastalığın bulaşıcı olması hastalığı herkese yayar. Hele bu hastalığın nefes yoluyla havada dolaşan parçacıkları varsa… Bulaştığı zeminlerde az bir süre de olsa kalıcılığı varsa… Göze gözükmeyen, bulaşıp bulaşmadığı fark edilmeyen partikülleri varsa… Durum daha vahimdir.  

Kovid-19 böyle bir hastalıktır. Hızlı bulaşır. Hastalara bulaşmak riski sebebiyle yakın çevresinden de kimse yaklaşamaz. Hasta ilk darbeyi hemen bu ilk anda yer. Kendisine yardımcı olacak, yemeğini, ilâcını verecek, doktora götürecek, tedavi edecek çok özel kişiler olması gerekir. Bu ayrı bir zorluktur.  

Bulaşıcılık herkesi tedirgin eder. Herkes kendini korumaya alır. Tedbirlere başvurur. Bulaştı mı, bulaşmadı mı; evham konusu yapar.     

Ancak şunu gözden kaçırmayalım: Senin en yakın sevdiklerinin şefkati ve merhameti daha önce hiç olmadığı kadar seni sarar. Seni merak eder. Halini hatırını sorar. Sana duâ eder. Hastalığının bir an önce geçmesi için çaba sarf eder, koşturur.

İnsanlar senin için çırpınır, durur. Onların sevgisini ve şefkatini daha çok hissedersin. Bir çocuk kadar sevilmeye ve merhamet görmeye başlarsın. Daha önce çok kırdığın nazarlar seni sevmeye, sana öfke duyan gözler sana dostça bakmaya, seni kıskanan duygular sana duâ etmeye başlar. 108  

Peki, senin durumun nasıldır? Şimdi yalnızlaştın, evet! Hiç alışık olduğun bir şey değildi! Daha önce hiç yalnız kalmamıştın. Şimdi yalnızsın! Kendinle baş başasın! Çok iyi bir muhasebe zamanı, değil mi? Kimse seni rahatsız etmiyor. Az sonra doktorun gelecek. Bu dönemde sana en yakın isim. Nabzına ve değerlerine bakacak. Ama o da senden kendini korumaya dikkat edecek!  

Sen artık kendinden korunulan birisin! Evet, yeni bir süreç! Buna alışamadın. Ama olsun! Bu süreci üzülerek, korkarak, stres yaparak geçirme. Bu süreci berhava etme! Bu sürece alış! Şahane bir süreç senin için! Doktorlar gerekeni yapıyor, merak etme! Sevdiklerin de gerekeni yapıyor. Kimse senin bu hastalığına sevinmiyor. Herkes bir şeyler yapıyor. Ama hastalık bu işte! Senin bütün plânlarını bozdu, doğru! 

Ama üzülmekle, stres yapmakla, korkmakla eline ne geçecek? Olacak olan olur. Doktoruna güven. Yakınlarına teslim ol. Olacaklara teslim ol! Kaderine teslim ol! Allah’a teslim ol! Allah’ın senin için en iyisini yapacağından emin ol! 

Gerisini merak etme! Bu süreçten inşallah şifa ile çıkacaksın.

İnsanlarla beraber iken, iç içe yaşıyorken neleri ihmal etmiştin? Hangi sevdiğin insanları kırdın? Kimlerin değerini bilmedin? Oysa onlar için sen biricik değerdeydin! Kimlerle boş yere kavga yaptın? 

Ahiret uzakta değil dostum! Ahiret yakınında. Bu, senin bu hastalıktan öleceğin manasına gelmiyor. Bu hastalıktan şifa bulsan da, ahiret yakınında. Mahşerde yalnız olacaksın! Hesabını yalnız vereceksin. 

Bu yalnızlıkta hayatını bir daha gözden geçir. Daha önce zaman bulamamıştın. Koşuşturmaların bitmek bilmiyordu. Şimdi bir daha planla. Önceliklerini bir daha sırala. Dünyaya yaşadığın kadar, ahirete yaşayacağın kadar önem vermiş misin, bir bak! 

Hiçbir şey için geç değil, hiçbir şey için! 

Tövbenin tam zamanı! Allah’ı bulmanın tam zamanı! Affedilmenin tam zamanı! Bağışlanmanın ve günahları dökmenin tam zamanı! İçinde bulunduğun menfî ibadetle Allah’ın rızasını kazanmanın tam zamanı! Hastalığın verdiği ıztıraplara rağmen, hâlâ sahip olduğun güzelliklere şükretmenin tam zamanı! Acılarına, ağrılarına, yalnızlığına, gerginliğine, durgunluğuna, sabretmenin tam zamanı! 

Sabrederek Cennet ile müjdelenmenin tam zamanı! 

 “Tedavi için ilâçları almak, istimal etmek meşrûdur; fakat tesiri ve şifayı Cenâb-ı Hak’tan bilmek gerektir. Derdi O verdiği gibi, şifayı da O veriyor.”

Bediüzzaman Said Nursî

Dipnotlar:

103- İlgili hadis 96 nolu dipnot kayıtlarında geçti.

104- Nursî Saîd Bedîüzzaman, Lem’alar, Y.A. Neşr., Germany, 1994, s. 16; Mektûbât, s. 48, 49.

105- Sözler, s. 322.

106- Lem’alar, s. 16; Mektûbât, s. 49.

107- Lem’alar, s. 16; Mektûbât, s. 48; Lem’alar, s. 208.

108- Lem’alar, s. 342.

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 1058
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı