"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Irkçılık, ciddi bir sosyal hastalık belirtisidir

15 Şubat 2024, Perşembe
Irkçılık, ciddi bir sosyal hastalığın belirtisidir. Özellikle dinî inancın yitirildiği veya zayıfladığı durumlarda ortaya çıkar. Kâinat boşluk kabul etmez. Manevî değer ve ilkelerin etkisizleştirildiği zamanlarda insanlar maddî değerlere yönelirler. Menfi milliyetçilik de bu bağlamda değerlendirilebilecek bir duygusal hastalıktır.

- 2 -

Menfi milliyetçilik fikrinin temelinde nefsanî, duygusal bir haz yatar. İnsan nefsi, kendi benliğine ve milliyetine düşkündür. Milliyetçilik bencilliğin bizciliğe dönmüş halidir. Bu düşkünlüklerin ifrat mertebede olması, başka bir deyişle mecazi mahbublara dönüşmesi, insanları menfi milliyetçiliğe sürükleyen önemli faktörlerin başında gelir. Bu nefsanî haz, İslam’ın onaylamadığı, hatta şiddetle reddettiği zehirli bir lezzetin ifadesidir. Çünkü İslam, unsuriyetçiliği değil, din kardeşliğini esas alır ve teşvik eder. 

Bu nedenle, menfi milliyetçilik yapanların gözleri adeta kör olur; adalet ve merhametin insanî ve vicdanî boyutlarını göremez ve gerekliliklerini yerine getiremezler. Kendi kavminden olan bir zalimi alkışlarken, başka bir ırktan olan masumu ve mazlumu hor görme, hatta zulmetme eğilimindedirler. Bu durum, gafletin ve cehaletin en tehlikeli ve en yoğun bir şekilde yaşandığı bir sonuçtur. 

Bu menfi düşüncede aynı zamanda şeametli bir güç bulunur. Adalet ve merhametten kaynaklanmayan, menfi milliyetçilikten doğan bu güç, masumları ve diğer kavimleri ezme eğilimindedir. Bu güç, zulüm ve haksızlıkta kullanıldığı için şeametli, yani uğursuz ve kötüdür. Bu noktada, menfi milliyetçiliğin içsel çıkmazları ve beraberinde getirdiği tehlikeler, adaletsizlik ve merhametsizlik üzerinden vurgulanmalıdır.

Üstadın Mektûbat’taki tespitleri şöyledir:

“Menfî milliyette ve unsuriyet fikrinde ifrat edenlere deriz ki: Memleketimiz (Anadolu), eski zamandan beri çok muhâceretlere ve tebeddülâta mâruz olmakla beraber; akvâm-ı sâireden, pervâne gibi, çokları içine atılıp, tavattun etmişler. İşte bu halde, Levh-i Mahfûz açılsa ancak hakîki unsurları birbirinden tefrik edilebilir. Öyle ise, hakîki unsuriyet fikrine, hareketi ve hamiyeti binâ etmek, mânâsız ve hem pek zaralıdır. Onun içindir ki, menfî milliyetçilerin ve unsuriyetperverlerin reislerinden ve dine karşı pek lâkayd birisi, mecbur olmuş, demiş: ‘Dil, din bir ise, millet birdir.’ Mâdem öyledir; hakîki unsuriyete değil, belki dil, din, vatan münâsebâtına bakılacak. Eğer üçü bir ise, zâten kuvvetli bir millet; eğer biri noksan olursa, tekrar milliyet dairesine dahildir…”

Menfi Milliyetçilikte Kullanılan Duygusal Stratejiler ve Bağlar 

Menfi milliyetçilik, genellikle korku, gurur, öfke gibi güçlü duygusal tepkileri harekete geçirecek şekillerde mesajlar iletilmesini içerir. Risale-i Nur, bu tür duygusal stratejilere karşı uyarıda bulunarak insanları temkinli olmaya davet eder.

Zira görünüşte toplumsal bağları güçlendirmek amacıyla oluşturulan bu duygusal bağlar, çoğu zaman bireylerde başkalarına üstünlük sağlama amacını taşır. Bir bakıma şahsi enaniyet olarak nitelendirilebilecek bu durum, sosyal hayatta ırk enaniyeti olarak tezahür eder. Risale-i Nur, bu tür bağların gerçek bir dayanışma ve adalete değil, ayrıştırmaya ve düşmanlığa yol açabileceği ikazında bulunur.

Irkçılık, ciddi bir sosyal hastalığın belirtisidir. Özellikle dinî inancın yitirildiği veya zayıfladığı durumlarda ortaya çıkar. Kâinat boşluk kabul etmez. Manevî değer ve ilkelerin etkisizleştirildiği zamanlarda insanlar maddî değerlere yönelirler. Menfi milliyetçilik de bu bağlamda değerlendirilebilecek bir duygusal hastalıktır.

Bu nedenle Bediüzzaman Hazretleri; Türkçülük, Kürtçülük, Arapçılık gibi kavim ve kabileye dayalı asabiyetlere ve bağlılıklara ısrarla karşı çıkmıştır. Gerekçesi çok açıktır: “Çünkü, unsuriyetperver (kavme, soya bağlı) bir hâkim, milletdaşını tercih eder, adalet edemez…”. Bu cümledeki hâkim sadece mahkeme hâkimi demek değildir. Kamusal güç kullanan ve hükmeden herkesi kapsar ve hatta her bir karma toplumun egemen unsurunu da içerir. Millet-i hakime ve millet-i mahkume tasnifi de bir yönüyle buna işaret eder. Zaten “Rabıta-i diniye yerine, rabıta-i milliye ikâme edilmez; edilse, adalet edilmez, hakkaniyet gider.” Zira din adaleti emreder ama milliyet fikri menfi olursa tarafgirliğe dönüşür, başkasını yutmakla beslenir ve zulmetmeyi emreder. Hem de bu zulüm bireysel değil kitlesel zulüm olur. 

Bu konuda Üstadın şu ifadeleri oldukça mühimdir:

“İşte, ey Türkçülük dâvâ eden mülhid zâlimler! Türk milletinin medar-ı iftiharları olabilecek bu kadar zatları gayet âdi ve ehemmiyetsiz bahanelerle -sizin tâbirinizle- benim gibi bir Kürt yüzünden perişan etmek, tezlil etmek milliyetçilik midir? Türkçülük müdür? Vatanperverlik midir? Haydi, o insafsız vicdanınıza havale ediyorum!”

“Bu hususta size bir hakikatli misal vereyim:

“Eskiden, Türk olmayan bir talebem vardı. Eski medresemde, hamiyetli ve gayet zeki o talebem, ulûm-u diniyeden aldığı hamiyet dersiyle her vakit derdi: ‘Salih bir Türk, elbette fâsık kardeşimden ve babamdan bana daha ziyade kardeştir ve akrabadır.’ Sonra, aynı talebe, talihsizliğinden, sırf maddî fünun-u cedide okumuş. Sonra ben, dört sene sonra esaretten gelince onunla konuştum. Hamiyet-i milliye bahsi oldu. O dedi ki: ‘Ben şimdi, râfizî bir kürdü, salih bir Türk hocasına tercih ederim.’ Ben de ‘Eyvah!’ dedim, ‘Ne kadar bozulmuşsun!’ Bir hafta çalıştım, onu kurtardım, eski hakikatli hamiyete çevirdim.”

“İşte, ey meb’uslar, o talebenin evvelki hali, Türk milletine ne kadar lüzumu var! İkinci hali, ne kadar vatan menfaatine uygun olmadığını fikrinize havale ediyorum. Demek -farz-ı muhal olarak- siz başka yerde dünyayı dine tercih edip, siyasetçe dine ehemmiyet vermeseniz de, herhalde şark vilâyetlerinde din tedrisatına azamî ehemmiyet vermeniz lâzım.” 

Onun bu ifadeleri aynı zamanda menfi milliyetçiliğin önlenmesinde eğitimin rolünü de vurgular.

Üstad Hazretleri tarafından milliyetçilik meselesine dair Mektubat’ta işlenen bir başka derste, milliyetçilik anlayışının ırkçılık ekseninde ilerlemesi durumunda ortaya çıkacak sonuç, “kıyamete kadar kabil-i iltiyam olmayan bir inşikak” riski olarak ifade ediliyor. 

Bu bağlamda, milliyetçilik ve gençlik arasındaki ilişkiyi anlatan bölümde ise, “o şarabın humarı pek elim ve dehşetli” olacağından bahsediliyor. Bu ifade, Divan Edebiyatı mazmunlarından biri olup içilen şarabın sabah ayıldıktan sonra meydana getirdiği dayanılmaz ağrıyı anlatır. Bu ifadeyle de eğer ırkçılık mayası bu memlekette tutarsa, herkesin aklı başına geldiğinde bütün ülke vatandaşlarına yazık olmuş olacak deniyor.

Menfi Milliyetçiliğe Ülkemizden ve Dünyadan Örnekler

Menfi milliyet fikrinin ne kadar etkili bir akım olduğunu idrak etmemiz açısından ülkemizde ve dünyada sebep olduğu bazı olaylara maddeler hâlinde değinmek isterim:

Ülkemizden örnek verecek olursak:

1. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü. 2. Menfi milliyetçiliğin körüklenmesiyle ülkemizde 45 yıldır devam edegelen PKK sorunu. 3. Ülkemizde yapılan son seçimlerdeki ‘vatan elden gidiyor’ ve ‘beka sorunu’ gibi söylemlerin seçim sonucuna etkisi. 

Menfi milliyet fikrinin küresel bağlamda neden olduğu bazı olaylara örnek vermek gerekirse:

1. Siyonist milliyetçilerin, Filistin topraklarında ‘İsrail devleti’ kurma gayesi. 2. Irkçı Han Çinlilerinin Doğu Türkistan’daki Müslüman Uygur Türkleri’ne yönelik soykırımları. 3. I. ve II. Dünya Savaşları. 4. Fransız İhtilali. 5. Son dönemde birçok Avrupa ülkesinde göçmen karşıtlığının da etkisiyle aşırı sağcı (ırkçı) partilerin iktidara gelmesi ve anketlerde yükselmeleri. Son örnek, Hollanda, Polonya, Avusturya, İtalya, Almanyadır. 

Menfi milliyetçilerin son yıllarda yaşanan göçmen artışı, enflasyon, yerli halkın işini kaybedeceği, ekonomiye zarar vereceği ve hükümetlere yüklü mali küflete neden olacaklarına dair aşırı sağcı ve popülist söylemleri Avrupa toplumlarında karşılığını fazlasıyla buluyor. Sadece Türklerde veya Müslümanlarda değil günümüz Avrupasında da menfi milliyetçilik fikri işlettiriliyor. Bu da Avrupa Birliği’nin kurucu değerlerinden biri olan menfi milliyetçiliği red fikrinin aşınmasına sebep oluyor.

—DEVAMI YARIN—

Okunma Sayısı: 1952
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı