"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ne mümkün zulm ile imhâ-yı hürriyet?

24 Aralık 2018, Pazartesi 01:40
Namık Kemal teorik olarak hürriyet konusunu gerek “Rüyâ Makalesi” ile gerekse “Hürriyet Kasidesi” ile en güzel şekilde işleyerek milletin kalbinde hürriyet aşk ve ateşini yakmaya çalışmıştır; ancak pratikte bu hürriyetin nasıl getirileceğini ve insanların bunU nasıl sahipleneceği yollarını göstermemiştir.

Nitekim Bediüzzaman kendisine işkenceli zulüm ve esareti yapanlara karşı “Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede bir çığır açan, eğer kâinattaki kanun-u fıtrata muvafık hareket etmezse, hayırlı işlerde ve terakkide muvaffak olamaz, bütün hareketi şer ve tahrip hesabına geçer” dedikten sonra şöyle devam eder: “İşte, nev-i insanın tenevvüünün en mühim mayası ve zembereği, müsabaka ile, hakikî imanlı fazilettir. Fazileti kaldırmak, mahiyet-i beşeriyenin tebdiliyle, aklın söndürülmesiyle, kalbin öldürülmesiyle, ruhun mahvedilmesiyle olabilir. Evet, şu hürriyet perdesi altında müthiş bir istibdadı taşıyan şu asrın gaddar yüzüne çarpılmaya lâyık iken ve halbuki o tokada müstehak olmayan gayet mühim bir zâtın yanlış olarak yüzüne savrulan kâmilâne şu sözün,

Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile imhâ-yı hürriyet?

Çalış, idrâki kaldır, muktedirsen âdemiyetten!

sözünün yerine, bu asrın yüzüne çarpmak için ben de derim:

Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile imhâ-yı hakikat?

Çalış, kalbi kaldır, muktedirsen âdemiyetten!

Veyahut,

Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile imhâ-yı fazilet?

Çalış, vicdanı kaldır, muktedirsen âdemiyetten!

Evet, imanlı fazilet, medar-ı tahakküm olmadığı gibi, sebeb-i istibdat da olamaz. Tahakküm ve tagallüb etmek faziletsizliktir. Ve bilhassa ehl-i faziletin en mühim meşrebi, acz ve fakr ve tevazu ile hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye karışmak tarzındadır. Lillâhilhamd, bu meşrep üstünde hayatımız gitmiş ve gidiyor.” (Lem’alar, 2005, s. 409-411) demiştir.

“Gönülde cevher-i elmâsa benzer cevher-i gayret 

Ezilmez şiddet-i tazyikten te’sîr-i sikletden...”

“İnsan kalbindeki hamiyet-i milliye ve gönüldeki gayret cevheri elmas cevherine benzer; ağırlığın şiddetinden, zulüm ve baskının tazyikinden etkilenmez ve ezilip yok olmaz...”

Namık Kemal, hamiyet ve gayret kelimelerine çok önem vermektedir. İnsanlık cevherini işleten, geliştiren ve hem insanı hem milletleri terakkiye sevk eden, zindan-ı atalet ve betaletten kurtaran ancak hamiyet ve gayrettir. Bediüzzaman da talebelerine daima “Gayretin Allah katındaki değerini bilseniz bir dakikanızı boşa geçirmezdiniz” demesi meşhurdur.

Bediüzzaman ayrıca “Size meşakkatte büyük rahat var. Zira, fıtratı müteheyyiç olan insanın rahatı yalnız sa’y ve cidaldedir” dedikten sonra insanı çalışmaya ve gayrete sevk eden hususları da şöyle sıralar:

Hamiyet ve gayret “Medeniyet ve fazilet çarşısında bulunur.” O da, “cephesinde insan yazılan ve iki ayak üstünde olan sandık içindeki, üstüne kalp yazılan siyah ve pırlanta gibi parlak olan bir kutudadır.” Onlar da, “İman, muhabbet, sadâkat, ve hamiyettir” demektedir. (ESDE, Münâzarât, s. 300)

“Ne efsûnkâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet 

Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten...”

“Ey hürriyetin sevimli, güzel yüzü, sen ne büyülü bir şey imişsin! Gerçi biz esaretten kurtulduk; ama bu defa da senin aşkının esiri olduk.”

 Bediüzzaman da “Ey Hürriyet-i Şer’î! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sadâ ile çağırıyorsun; benim gibi bir şarklıyı tabakat-ı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun. Sen olmasaydın ben ve umum millet zindan-ı esarette kalacaktık. Seni ömrü ebedî ile tebşir ediyorum” (ESDE, Hürriyete Hitap, s. 170) diye Namık Kemal’i tasdik etmektedir.

“Senindir şimdi cezb-i kalbe kudret setr-i hüsn etme 

Cemâlin tâ ebed dûr olmasın enzâr-ı ümmetden...”

“Şimdi hürriyeti tatmış bu milletin kalbi fethedecek güç sendedir; güzelliğini gizleme. Güzelliğin milletin bakışlarından sonsuza dek uzak kalmasın.”

“Ne yâr-ı cân imişsin âh ey ümmîd-i istikbâl

Cihânı sensin âzâd eyleyen bin ye’s ü mihnetden...”

“Ey geleceğin ümidi olan hürriyet! Sen ne can dostuymuşsun; dünyayı bütün üzüntü ve sıkıntılardan, ümitsizlikten ve minnetlerden kurtaran ve kurtaracak olan sensin.”

Gerçekten de insanlık hürriyeti tatmış ve hürriyetle değerini bilmiş ve hürriyetle her nevi baskı ve zulümden kurtularak maddî ve manevî terakki ve tekâmül etmiştir. Bunun en güzel delili nerede hürriyet varsa orada huzur, güven ve istikrarın bulunmasıdır. Nerede hürriyet varsa orada maddî ve manevî zenginlik, refah ve kültür ve medeniyet vardır. Nerede istibdat ve baskı varsa orada medeniyetler, kültürler, fikirler ve değerler yok olmakta ve ahlâk dahil her nevi fazilet yok olmaktadır.

Bu sebeple milletin fakirlikten, yoksulluktan, cehaletten ve ihtilâflardan kurtulmasının tek ve yekta yolu hürriyetin hâkim olmasıdır. Namık Kemal de Bediüzzaman da bunu ifade etmektedir.

“Senindir devr-i devlet hükmünü dünyâya infâz et 

Hüdâ ikbâlini hıfz eylesin her türlü âfetten...”

“İnsanlığa ve Dünyaya hükmetme çağı şimdi bundan sonra senindir, hükmünü dünyaya duyur; Allah senin ikbalini her türlü belâdan korusun.”

Namık Kemal burada hürriyetin korunması için Allah’a yalvarırken, ferde ve topluma da hürriyete sahip çıkmalarını öğütlemektedir. 

Zira bir şeyi Allah’tan istemek demek onu yapmaya azmetmek demektir. Yoksa işi Allah’a havale ederek tembelce beklemek değil... 

Nitekim Bediüzzaman 1909’dan sonra Hürriyet ve Meşrûtiyetin fayda ve faziletlerini anlatmak için çıktığı Doğu Anadolu seyahatinde kendisine sorulan “Biz me’yus olduk; (Hürriyet) daha ne vakit bize gelecektir?” sualine cevaben şöyle der:

“Yeis, aczden gelir. Yeis, mâni-i herkemâldir. Hamiyet ise, şiddet-i mevânia karşı şiddetle metânet etmektir. Hâlbuki şu zaman, mümteniât-ı âdiyeyi mümkün derecesine indiriyor. Çabuk yeise inkılâp eden hamiyet, hamiyet değildir. Ben, sizi tembellikten kurtarmak için, kabahatlerinizi gösteririm. Ona  çabuk gelmek istiyorsanız, işte mârifet ve faziletten demiryolunu yapınız! Ta ki, meşrûtiyet, medeniyet denilen şimendifer-i kemâlâta binip ve terakkiyât tohumlarını bindirerek, kısa bir zamanda mânilerden kurtulup geçerek size selâm etsin. Siz ne kadar yolu acele ile yapsanız, o da o derece acele ile gelecektir.

Sual: İnşaallah, tâliimiz varsa biz de göreceğiz. Bize tevekkül kâfi değil midir?

Cevap: Bîçare tâliinize siz de yardım etmelisiniz. Bağdat tarrarları gibi olmayınız. Sizin atâlet bahanesi olan şu teşebbüssüz tevekkülünüz, nizâm-ı esbâbı reddettiğinden, kâinatı tanzîm eden meşîete karşı temerrüd demektir. Şu tevekkül döner, nefsini nakzeder.” (ESDE, Münâzarât, s. 214-215) şeklinde cevap verir. Hürriyetin ancak ümitli olmak, hürriyeti istemek ve onun için mücadele etmekle gelebileceğini ifade eder.  

Artık bir ‘hürriyet çağı’na girilmiştir. Tarihin bu akışını hiçbir güç durduramayacaktır. Şair bunu yaklaşık 150 yıl önce, Bediüzzaman da 100 yıl öncesinden müjdelemektedir. 

“Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar 

Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletden...”

“Ey hürriyet denilen kükreyen yaralı aslan! Senin gezdiğin güzel sahralar bu gün zulmün köpeklerine kaldı, artık gaflet uykusundan uyan da bu milletin saadetine yol aç!”

Hürriyet Kasidesi’nin bu son beytinde Namık Kemal can alıcı vurgusunu yapar. Bediüzzaman da “Ey eski çağların cihangir Asya ordularının kahraman askerlerinin ahfâdı olan vatandaşlarım ve kardeşlerim! Beş yüz senedir yattığınız yeter. Artık uyanınız, sabahtır. Yoksa, sahrâ-yı vahşette yatmakla gaflet sizi yağma edecektir.” (Tarihçe-i Hayat, 1998, s.140) diye ikaz etmektedir.

Sonuç:

Hürriyet konusunda Namık Kemal teorik olarak hürriyet konusunu gerek “Rüyâ Makalesi” ile gerekse “Hürriyet Kasidesi” ile en güzel şekilde işleyerek milletin kalbinde hürriyet aşk ve ateşini yakmaya çalışmıştır; ancak pratikte bu hürriyetin nasıl getirileceğini ve insanların buna nasıl sahipleneceğinini yollarını göstermemiştir. 

Bediüzzaman ise teoride Namık Kemal’in hürriyet konusundaki fikirlerine bütünü ile katılmakla beraber daha ileri giderek Münâzarât isimli eserinde Hürriyetin hem tarif ve teorisini yapmış, felsefesini ve fikrî altyapısını oluşturmuş, hem de pratik hayatta, içtimaî ve siyasî sahada hürriyete nasıl sahip çıkılacağı ve ne şekilde uygulanacağı konusunda yol göstermiştir. 

Bunun en görünen tarafı “Ahrar ve Demokrat” kadrolara destek olmak, Hürriyet ve Demokrasiyi siyasî hayata taşıyacak olan “Demokratları” desteklemek şeklinde yol göstermesidir. Zira Bediüzzaman hürriyetin ancak “Demokrasi” ile sağlanabileceği, demokrasinin de ancak Demokrat kadrolarla siyasete hâkim olacağı şeklindeki yorumlamaktadır. 

“Hürriyet ve Vatan Kahramanı” olarak anılan Namık Kemal bu unvana ne kadar lâyık ise Bediüzzaman da tam bir Hürriyet Fedaisi” olarak o kadar lâyıktır. Bediüzzaman’ın Namık Kemal’den ayıran farklı yönü ise “Hürriyeti imanın hassası” olarak görmesi ve hürriyete iman ve Kur’ân namına sahip çıkmasıdır. Şeyh Selim gibi Hürriyeti “Kâfirlere has bir özellik olup Cehenneme lâyık” gören geleneksel anlayışa tamamen aykırı şekilde Kur’ân-ı Kerîm’in ve Asr-ı Saadeti netice veren Peygamberimizin (asm) siyasî ve içtimaî anlayışını ortaya koyarak “Hürriyeti imanın özelliği ve Rahman olan Allah’ın rahmetinin insana en önemli ihsanı” olarak görmesi ve yorumlamasıdır. (ESDE, Münâzarât, s. 238)

Bu sebeple Bediüzzaman “Gerçek Hürriyet Fedaisi”dir. Bu unvanı da kendisine yine bizzat kendisi vermekte ve kendisini “Yirmi senelik İslâmiyetin bir fedaisi” (ESDE, Münâzarât, s. 238.) olarak isimlendirmekte ve “Hürriyet imanın hassasıdır” demektedir. 

Not: Bu makaleyi inceleyip tashih ederek yardımlarını esirgemeyen değerli hocamız Prof. Dr. Mahmut Kaplan’a çok teşekkür ederim. (M. Ali KAYA)

 -SON-

Okunma Sayısı: 2702
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı