"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bilim tevhide şahitlik ediyor

İ. Seyda DURGUN
11 Haziran 2026, Perşembe
Bilim, varlıkta cereyan eden hadiselerin işleyişini “nasıl” sorusu çerçevesinde açıklarken, “niçin” sorusu olayların ardındaki anlam, gaye ve hikmeti sorgulatıyor.

DİZİ: BİLİM BİZE NE ANLATIR NE ANLATMAZ - 3

5.Sebepler Sadece Birer Perdedir

Yaratılışa yazılımcı analojisi ile de bakabiliriz. Bir bilgisayarın virüs tehdidi algıladığında kendi kendine yeni bir savunma yazılımı (yeni bir.exe dosyası) üretebilmesi, o bilgisayarın “yazılımcısız” olduğunu değil, o sistemi kuran yazılımcının ne kadar ileri görüşlü ve dahi olduğunu gösterir.

Evrimci ve materyalist felsefe, DRT7 enziminin virüse ait Gam proteini tarafından tetiklendiğini moleküler düzeyde teşhis ettiğinde, felsefî bir indirgemecilik tuzağına düşer. “Bakın, mekanizmayı başlatan fiziksel tetikleyiciyi (sebebi) laboratuvarda bulduk; o halde bu sistemin arkasında aşkın bir Yaratıcı aramaya gerek yoktur” iddiasını ileri sürer. Oysa bu yaklaşım, bilimin sınırları içindeki “nasıl” sorusuna verilen teknik bir cevabı, felsefenin ve ontolojinin “öznesi/faili kimdir” sorusunun yerine ikame etme hatasıdır. 

İslâm kelâmı ve yaratılış felsefesinde yer alan illiyet (nedensellik) düşüncesi, bu yanılgıyı kökten deşifre etmektedir. Kelâm ilmine göre, tabiatta gözlemlediğimiz sebep ile sonuç arasındaki ilişki, doğurgan ve yaratıcı bir zorunluluk (determinizm) değil; yalnızca İlâhî iradenin eşyayı bir düzen içinde var etmesinden kaynaklanan kronolojik bir arada bulunma halidir. Mütefekkirlerin üzerinde hassasiyetle durduğu bu durum “mukarenet, illet ve iktiran”6 kavramlarıyla açıklanır.

İllet; bir şeyin var olmasını, bir nizam kazanmasını sağlayan gerçek sebep, hakikî fail ve yaratıcı güçtür. Biyolojik dünyada bu, sonsuz bir ilim ve hikmet gerektiren tasarımın bizzat kendisidir. 

İktiran ve mukarenet; iki veya daha fazla şeyin, zaman ve mekân açısından sadece yan yana denk gelmesi, beraberce görünmesidir. İnsanoğlunun en büyük zihinsel yanılgısı, yan yana ve peş peşe görünen (iktiran eden) iki şeyden öndekini, arkadakinin “yaratıcısı” zannetmesidir. 

Bu durum tam bir “yazılım ve tetikleyici” ilişkisidir. Bir bilgisayarda “Enter” tuşuna bastığınızda ekranda muazzam bir grafik programının açılması ya da bir siber savunma algoritmasının devreye girmesi, o programı “Enter” tuşunun kendi kendine yazdığı anlamına gelmez. “Enter” tuşu, sadece arka planda bir mühendis tarafından zaten satır satır kodlanmış olan sistemi harekete geçiren mekanik bir tetiğin, bir iktiranın adıdır. 

İşte virüsteki Gam proteini de tıpkı o “Enter” tuşu gibi yalnızca tetiğe basan bir parmaktan ibarettir. O tetiğe basıldığında devreye giren harika DRT7 savunma yazılımını bakterinin hücresine önceden yerleştiren ise gerçek illet, yani Yaratıcının sonsuz ilmidir. 

Meseleye materyalist nazardan bakmanın mantıksal imkânsızlığı, biyokimyasal elementlerin yapısı incelendiğinde daha da berraklaşır. Bakteriyi, virüsü ve DRT7 enzimini oluşturan karbon, hidrojen, azot, oksijen ve fosfor atomlarının her biri tek tek cansız, şuursuz, kör ve sağırdır. Bu cansız atom yığınlarının, kendi kendilerine bir araya gelerek;

1. Dışarıdan gelen düşman bir virüsü moleküler düzeyde teşhis edecek bir “bilgiye”, 

2. Daha da hayret vericisi, virüsün sızma kodunu bozmak amacıyla kendi hücresel varlığını feda ederek tüm bakteriyel koloniyi kurtarmayı hedefleyecek düzeyde biyolojik bir “şefkate, vizyona ve amaca” sahip olmaları mantıken imkânsızdır. 

Şuursuz sebeplerin bir araya gelerek şuurlu, amaca matuf ve fedakârlık içeren sistemler üretemeyeceği gerçeği; laboratuvarda gördüğümüz her mekanik sebebin, aslında Sanatkârın kudret elini gizleyen ve kâinattaki düzeni muhafaza eden İlâhî birer perdeden ibaret olduğunu ispatlamaktadır. 

6.Türlerin Sınırları ve “Sikke-i Tevhid” (Ortak Tasarım)

Maddeci evrim teorisinin en büyük iddiası, tüm canlıların birbirine dönüşerek tek bir ortak atadan geldiğidir. Peki biyolojik işleyiş buna izin veriyor mu? 

Türler arası geçişten bahsetmeden önce “tür”ün ne olduğunu bilmek gerekir. Biyolojide tür kavramı, sanıldığı kadar net bir kavram değildir. En yaygın tanım olan “biyolojik tür” kavramı, türleri “doğada birbiriyle çiftleşip verimli döller üretebilen popülasyonlar” olarak tanımlar.

Ancak bu tanımın hemen bir sınırı vardır: Fosil canlılar için işe yaramaz. Ayrıca eşeysiz üreyen canlılar (bakteriler gibi) bu tanıma uymaz. Daha da önemlisi, farklı türlerin çaprazlanması durumunda ortaya çıkan canlıların çoğunlukla kısır olması, türler arasında doğal bir bariyer olduğunu gösterir.  Yani kendi neslini devam ettiremez, yeni bir silsilenin başı olamaz:

“İki farklı türün birleşmesinden doğan yeni canlı, genellikle ya kısırdır ya da nesli kesintiye uğrar; üreme yoluyla yeni bir soyun başlangıcı olamaz.”7

Bu durum, biyolojide türler arasında önemli üreme bariyerleri bulunduğunu gösteren bilgilerle paraleldir.  

DRT7, bakteri türüne özgü bir savunma mekanizmasıdır. Bu mekanizma, bakterinin başka bir canlıya dönüştüğünü göstermez; tam aksine o türü koruyan bir “kimlik kartı” gibidir. Peki, bazı bakteriyel sistemlerin (örneğin DRT10) insandaki telomeraz (TERT) enzimine benzemesi ne anlama gelir? Klasik evrimciler bunu hemen “ortak atanın delili” olarak sunar. Oysa bu, ortak tasarımın (Sikke-i Tevhid / Birlik Mührü) çok daha güçlü bir kanıtıdır.

Aynı mimar, köprü, cami, ev gibi yaptığı farklı binalarda benzer kemer veya kubbe motifleri kullanır. Bu durum, binaların birbirinden türediğini değil, aynı mimarın eseri olduğunu gösterir. Bakteri hücresindeki bir antiviral savunma mekanizması (DRT10) ile insan hücresindeki kromozom uçlarını koruyan telomeraz mekanizmasının (TERT) aynı yapısal şablonları paylaşması, hayatın en küçük seviyelerinden en karmaşık düzeylerine kadar aynı “Nakkaş-ı Ezelî”nin mührünün geçerli olduğunu doğrulamaktadır.

7. Bilim Nasılı, İman Niçini Açıklar

M. Figiel ve ekibinin Şubat 2026 tarihli bu değerli ön yayımı, biyolojinin “bakteriler basit canlılardır” yanılgısını bir kez daha çürütmüştür. Hücrenin en ince yapısında bile akıl almaz bir mühendislik, hassas bir mizan ve koruyucu bir şefkat çalışmaktadır.

Makale bir enzimin bugünkü işleyişini göstermektedir. Ancak “ilk DRT7 nasıl ortaya çıktı?”, “ilk bakteri nasıl var oldu?” veya “canlılık zinciri sonsuz mu?” sorularına cevap vermemektedir.

Bilimsel yöntemler bize bu sistemin “nasıl” çalıştığını açıklar. İman ve tefekkür ise bize bu sistemin “niçin” var olduğunu ve “kimin” eseri olduğunu gösterir. İkisi birbirine düşman değildir; aksine, bilimsel detaylar netleştikçe, Yaratıcının sanatı gözlerimizde daha da büyüleyici bir hale gelmektedir.

O yüzden gençlerin sorusuna verilecek cevap şudur: Laboratuvarda gördüğünüz düzen, imanınızı zayıflatmak zorunda değildir. Tam tersine, o düzeni aceleyle ideolojik sonuca çevirmediğinizde, daha derin bir hayret ve düşünme imkânı doğurabilir. Bir bakterinin içindeki savunma sistemi elbette tek başına bütün varlık problemini çözmez; ama bize bir gerçeği gösterir: hayat, göründüğünden çok daha komplekstir. Bu çok boyutluluk, iman eden biri için başıboşluk değil; dikkat, ölçü ve Sanatkârı anlama çağrısıdır.

Kâinatın her zerresi gibi, hücrenin derinliklerinde çalışan bu muhteşem antiviral motoru da kendi lisan-ı mahsusuyla haykırıyor:

“Her şey O’nun harika bir sanatıdır ve hiçbir şey başıboş değildir!”

Dipnotlar: 

6. Said Nursî, Lem’alar, Onyedinci Lem’a: Kelam ilmi ve İslam felsefesinde mukarenet, “iki veya daha fazla şeyin birbiriyle birlikte bulunması, eşleşmesi, zaman ve mekân açısından yakınlık veya beraberlik” anlamına gelir. illet, bir şeyin var olmasını sağlayan gerçek sebep ve yaratıcı güç anlamına gelir. İktiran ise iki şeyin sadece zaman veya mekân olarak yan yana denk gelmesi, beraber görünmesidir. İnsanların en büyük yanılgısı, bu iki kavramı birbirine karıştırmaktır. Örneğin, bir nimetin size ulaşmasına bir insan veya bir doğa olayı vesile olduğunda, bu durum sadece bir iktirandır (birlikteliktir). O nimeti asıl var eden ve size gönderen gerçek illet (sebep) ise yalnızca Allah’ın kudretidir.

7. Said Nursî, İşârâtü’l-İ’caz: “İki neviden doğan nevi, alelekser ya akimdir veya nesli inkıtaa uğrar, tenasül ile bir silsilenin başı olamaz.”

—SON—

Okunma Sayısı: 230
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı