"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nur Talebelerinin üzerinde büyük vazife vardır

04 Eylül 2021, Cumartesi
Risale-i Nur’un şahs-ı mānevisini teşkil eden her bir Nur Talebesinin üzerinde, kaç yüzyıldan beridir bulutlanmış ve/ya perdelenmiş olan doğru İslâmiyeti, Kur’ân-ı Hakîm ve Sünnet-i Seniyye ekseninde ihya edercesine, DOĞRU İSTİKAMETİ İslâmiyete lâyık doğrulukla hayata tatbik edip tebliğ ve irşad etme yükümlülüğü vardır.

GÖRÜŞ-2: Mehmet Asıf IŞIK
mehmetasif@gmail.com

MUKADDES DÂVÂNIN VARİSLERİ

“Risale-i Nur, veraset-i nübüvvet yoluyla doğrudan doğruya hakikat’ül hakaika yol açmış Cadde-i Kübra-i Kur’âniye’dir.” (Tarihçe-i Hayat, s: 533)

“En kudsî bir mücahede-i maneviyeyi tazammun eden ve sırr-ı veraset-i nübüvvetle velâyet-i kübranın feyzine mazhar ve sahabenin sırr-ı meşrebine medar olan Risale-i Nur…” (Latif Nükteler)

“Hem Risaletü’n-Nur’un velâyet-i kübra olan sırr-ı veraset-i nübüvvet feyzini veren ders-i hakaik dâiresindeki ilm-i hakikat dahi …” bu ve benzeri manadaki pek çok beyanlarıyla Hazreti Bediüzzaman, bu zamanda peygamber varisliği olan, iman ve Kur’ân hakikatlerine dair ilim ve derslerin, İslâma hizmet usûl ve esaslarının Risale-i Nur’da zuhur ettiğini kerrat ile ifade etmiştir.

“Sahabelerin velâyeti, velâyet-i kübra denilen, veraset-i nübüvvetten gelen, berzah tarîkına uğramayarak, doğrudan doğruya zahirden hakikata geçip, akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafına bakan bir velâyettir ki, o velâyet yolu, gayet kısa olduğu halde gayet yüksektir.” (Hakikat Nurları – 93) 

SONRAKİLER /SONDAKİLER

Madem Risale-i Nur veraset-i nübüvvet vazifesiyle muvazzaf ve müşerreftir. Me’hazı ve kaynağı Kur’ân ve Nübüvvetin nuru olan Risâle-i Nurlar’daki hakikatler, gönderildiği zamanda azgınlaşmış nefis ve hevaları susturup, kalp ve ruhları ıslah, dalâletlerle ifsad olmuş akıl ve zihinleri ilzam ve ikna edebilecek muhtevadadır. Şu tarif ile denilir ki Risale-i Nur, asrında mehdiyyet vazifesi görecektir ve görmektedir.

O halde zamanın son dilimindeki Kur’ân hizmetkârları olan Nur Talebeleri, Kur’ân-ı Hakîm’in i’cazını beyan, iman hakikatlerini neşir ve Sünnet-i Seniyeyi ihya etmek olan veraset-i nübüvvet hizmetindeki üstadları sahabeler gibi, İsm-i Hakim ve Rahim’e mazhariyetle, “sahabenin sırr-ı meşreb-i uhuvvetkâranesini gösteren meşreb-i hıllet ve meslek-i uhuvvet” esaslarıyla ortaya çıkacaklar. “Kendilerine ilim verilmişlerden olan” Bediüzzaman, -tabir caizse- adeta zamanı bükerek asr-ı ahiri Asr-ı Saadetle buluşturup/bağlayıp geçen yüzyıldan itibaren içinde bulunduğumuz ve sonraki asırların Kur’ân hizmetkârlarına sahabe kardeşliği modelini ihdas etmiştir.

Bugün yaşadığımız çağ ferdiyetin, her alandaki hürriyetin, bilginin ve sür’atin asrıdır. Zamanın bu aralığında Risale-i Nur’un önerdiği hizmet usûlüyle, ferdi hürriyetin gereği olarak tıpkı sahabeler gibi, kimse iradesini başkasına teslim etmeye mecbur olmadan, herkes Kur’ân’a ve manalarına vasıtasız muhatap olabilmektedir. Kur’ân ve iman hizmetlerindeki hiyerarşi, tarikatlerin aksine ast-üst ilişkili olarak dikey veya prizmatik değil, kardeşlik esasına bağlı ve bünye içindeki her cüz eşit olmak suretiyle yataydır. Tarikat ve tasavvuf usûllerindeki gibi, hakikat şeyh veya mürşidin eliyle veya dersiyle, remizle ve sembollerle bilvasıta değil, hakikatin kendisinden ders alınacaktır. Çünkü bu zaman çok hızlı akıyor. Kimsenin uzun yıllar sürecek nefis terbiye ve tezkiye usûlleriyle terakki etmeye vakti de imkânı da yoktur.

Yukarıda izah olunduğu üzere, kanaatimce önceki birkaç asırdan, hâlen yaşanan ve sonraki çağların psikolojik ve sosyolojik şartlarıyla dini eğitimin usûl ve muhtevasından dolayı zaman tarikat zamanı değildir.

GERİYE NE KALDI?

İslâm ümmetinin ilim, irfan ve hikmet namına bütün müktesebâtının vâris-i hakikisi olan, ehl-i ilim, ehl-i Hak ve ehl-i vicdan olanların ittifakıyla elbette ki Risāle-i Nur kaldı; Hem de bütün parıltısıyla…

Risale-i Nur’un şahs-ı mānevisini teşkil eden her bir Nur Talebesinin üzerinde, kaç yüzyıldan beridir bulutlanmış ve/ya perdelenmiş olan doğru İslâmiyeti, âhir zamanda tam da sahabeler gibi, Kur’ân-ı Hakîm ve Sünnet-i Seniyye ekseninde ihya edercesine, DOĞRU İSTİKAMETİ GÖSTEREN PUSULA GİBİ, İslâmiyete lâyık doğrulukla hayata tatbik edip, dahildeki dini anlayış ve yaşayışı ta’dil ve tashih, harice ise tebliğ ve irşad etme yükümlülüğü vardır.

Bu mehdiyyet vazifesinin özelde Müslümanları, genelde ise bütün insanlığı Kur’ân’ın hayatbahş esaslarıyla manen ihya edip kalp, ruh ve akıllarına rahmet meltemleri estirir gibi, Kur’ân eczanesinden çıkarılıp hazırlanmış devalarla, şahsî hayattan toplum hayatına, dinî-ilmî eğitimden, ekonomiye ve siyasetin geniş dairelerine kadar her alana yayılmış vazifeleri vardır. Bugün İslâm coğrafyası çok çeşitli belâ ve musîbetlerle alevler içinde, çok çetin zorluklarla karşı karşıyadır. “Yıldız sahabeler” gibi şaşırtmadan sırat-ı müstakimi gösterip doğru yola sevk edecek “Pusulaya” şiddetle ihtiyaç içindedir.

Görevlendiren, vazife tevdi edeceği kişileri seçer. Kendileri farkında olmasalar bile, ifa edecekleri görevin şartlarına ve özelliklerine göre onları donatır. Yapacakları görevlere hazırlamak için onları bazen zora koşar, bazen inayetiyle görünür-görünmez (melâike, nuranî ve ruhanî) kullarını ve sebepleri yardımlarına koşturur.

“… bu müthiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid’alar, dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş...” (21. Lem’a)

Dünün sahabesi Allah’ın adını yüceltmek için elinde kılıçla, yüreğinde dağlar gibi imanıyla cihad etti. Bugünün sahabesi ise, kalbinde imanla, aklında ilimle ve elinde kalemle Kur’ân ve iman hakikatlerini insanlığa tebliğ için, Hak’kın yüksek hatırı ve Hakk’ı ayakta tutmak için aynı inanç ve gayeyle ilmen cihad etmektedir: “Allah’ın sözünün yücelmesi için savaşandır, Allah yolunda olan.” (C. Sağir: 3707, 6/187-H. No: 8891)

Başta da söylendi; Peygamberlikten sonraki makam sahabelerin ve Ehl-i Beyt’indir; onlara asla yetişilemez. Ancak, ümmetin fesada maruz kaldığı zamanın ahirinde, Peygamberimizin (asm) bıraktığı iki şeye sımsıkı sarılarak hadis-i şerifin müjdelediği yüz şehid sevabına nail olarak doğru İslâm’ın tastamam kendisi olan sahabe meslek ve meşrebiyle, Sünnet-i Seniyyeyi ihya edip sahabenin ihlâs himmet, gayret ve fedakârlığıyla sahabelerin bu asırdaki mümessilleridir ki Hazreti Peygamberin (asm) sahabelerinin derecesine en yakın olanlardır.

Bu makamın sahibi ahir zaman mehdisi olan Risale-i Nur’un şahs-ı mānevisidir. Bu husus, “Eimme-i Erba’a (dört mezheb imamı), Sahabeden ve Mehdi’den sonra en efdallerdir denilir” (Mektubat / 267) ifadesiyle, Hazreti Mehdi’nin makamının sahabeden hemen sonra olduğu beyan edilmiştir.

Yine bir diğer hadiste, ümmetin son dönemindeki çetin şartlarda yapılacak iman ve Kur’ân hizmetinin makbuliyetine dair aşağıdaki hadis-i şerifte oldukça manidardır: “Ümmetimin durumu yağmurun durumu gibidir; başı mı daha hayırlı sonu mu bilinmez” (C. Sağir: 3746, 5/516-H. No: 8161)

Ne mutlu onlara; ne mutlu ahir zaman sahabelerine!..

Ahir Zamandaki sahabe ruhlu dost ve kardeşlerime bir kaç tavsiye:

1- Kur’ân hizmetine omuz verip bu mukaddes dâvâyı taşıyan bahtiyarlar Kur’ân’ın ve Zat-ı Risaletin şefaatine nail olmaya namzettir. Peygamberimizin (asm) ve varis-i evvelleri olan sahabelerin emanetinin, ahir zamandaki sevdalılarına rehberlik edecek hizmet prensipleri olarak İhlâs ve Uhuvvet Risaleleri ile istikametin muhafazası için Hutuvat-ı Sitte Risalesi harika dersler ve düsturlar ihtiva eder. Bu ölçüler Bediüzzaman’ın Kurân’dan ve sünnetten çıkardığı emir ve talimatlarıdır.

2- Nahl Sûresi 125. âyette, “(Sen) Rabbinin yoluna hikmetle ve en güzel öğütle dâvet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! ...” buyurulur. İsm-i Hakîm’e mazhariyetin gereği, her hususta hikmete tabi olup her işini hikmetli yapmaktır.

3- Fetih Sûresi 29. âyette Hz. Muhammed’in (asm) Allah’ın Resûlü olduğu beyan edildikten sonra “O’nunla beraber olanların birbirlerine karşı şefkat ve merhametli oldukları” buyurulur. Bizlere de hem birbirimizle muamelemizde hem de hariçtekilerle münasebetlerimizde Rahmet Peygamberinin (asm) ümmeti olduğumuz, O’nun (asm) dinine ve dâvâsına hizmet ettiğimiz, halimizden anlaşılabilmelidir.

4- Bu muazzez ve mübarek hizmetin, Kur’ân-ı Hakîm’in i’cazını beyan etme vazifesinin her bir hademesi birbirinin iman kardeşi ve en yakın dostudur. Saf Sûresi 4. âyetinde “Allah, kendi yolunda birbirlerine kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları (cihad edenleri) sever...” buyurulur. Bu hizmet manevî cihad’ın ta kendisidir. Allah’ın Nam-ı Celil’ini yüceltme cehd ve gayretidir. Saflar sık, birbirine omuz ve kuvvet vererek olmalıdır. Bu sımsıkı duruşu ve bağı gevşeterek, çözülüp dağılmasına sebep olabilecek her türlü söz ve tutumdan ateşten kaçar gibi kaçınılmalıdır.

5- Risale-i Nur’un tarz-ı harekâtı müsbet olduğu gibi üslûbu da nezihanedir. Âl-i İmran 159. âyette beyan edilen “O vakit Allah´tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi…” Kur’ân-ı Hakîm’e hizmet mesleği, bünyede ve etrafında rahmet ve şefkat meltemleri estirmiyorsa, halimizde, söz ve eylemlerimizde kabalık ve katı yüreklilik var ise, rahmet de gelmez, tevfik-i İlâhî de imdada yetişmez. Etrafımızdakiler dağılır gider. Bugün öyle bir hâlimiz var ise davranışlarımız, tutum ve tavrımız hakikat kantarına vurulmalı. Nezaket ve incelikler Peygamber Efendimizin (asm) tebliğ ve irşad metodu asla ve kat’a terk edilmemeli.

Aksi takdirde, Allah korusun, yarın Hakk’ın divanında “hayırsız mirasyediler” olarak hesap sorulur!

Selâm, Hüda’ya tabi olup hidayet ve istikamette olanlara...

-SON-

Okunma Sayısı: 1442
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı