"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Türkiye’de eğitim ideolojiktir

16 Mayıs 2023, Salı 00:07
Eyüp Karataşlı: “Türkiye Cumhuriyetinin Anayasa tarihi incelendiğinde eğitimle ilgili ilk çalışmaların 1924 Anayasası ile başladığı görülmektedir. Eğitimde devletin getirmiş olduğu ideoloji net bir şekilde Anayasaya da yansımıştır. Nitekim 1924 Anayasası’nın hemen ardından aynı yıl Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkartılmıştır. Çıkarılan bu kanun ve yapılan değişiklikler Türk eğitim sisteminde, günümüze kadar süregelen merkeziyetçi ve tek tipçi yapının oluşturulması açısından fevkalade önemlidir.''

GİRİŞ: Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesinde Hürriyet Seminerleri serisi devam ediyor. Hürriyet Seminerleri serisinin bu haftaki misafiri ise eğitimci ve hukukçu doktora öğrencisi Eyüp Karataşlı oldu.

Karataşlı’nın “İdeolojik Anayasa ve Eğitim Hürriyeti” başlıklı konuşmasının özetini okumak için buyrun.

Eğitim ve eğitimde amaç nedir?

Eğitim, alan uzmanlarınca dahi üzerinde uzlaşma sağlanamamış olan muğlak bir kavramdır. Bu sebeple eğitimi tanımlayarak başlamak yerine onu anlamaya çalışmak daha doğru ve yerinde olacaktır. Bilimi kutsayan 20. yy yaklaşımı, eğitimi, “bireyin davranışlarında kendi hayatı yoluyla kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme süreci” olarak tanımlamıştı. Peki, insan sadece davranıştan mı ibarettir? Ya da davranışa dökülmeyen her öğrenme veya somut olarak yansımayan öğrenme süreçleri eğitimin dışında mı kalacaktır? Tüm bu sorular eğitimle ilgili düşüncelerin de değişmesine sebep olmaktadır. Eğitimi bilgi dikte etme süreci değil toplumdaki ortak kültür mirasının aktarılması olarak gören veya bireyin sadece davranışlarına değil zihni ve ruhi olarak da gelişimlerine dikkate çeken alternatif eğitim akımları doğmaya başlamıştır.

Bir “Güç” olarak eğitim 

Eğitim, kendi tanımından ve sınırlarından öte anlamlar taşıyabilir. Bir eğitim sistemini belirleyen kuvvetler ve otoriteler, toplumdaki sosyal, kültürel, politik ve ekonomik yönleri etkileyebilir. Eğitim süreçleri, özgürleştirici ve bireysel gelişimi teşvik edici olabileceği gibi toplum mühendisliği aracı olarak da kullanılabilmektedir. Bu bağlamda okullar toplumsal dinamikleri yönetenler ve eğitim politikalarını belirleyenler tarafından bir dönüşümün mekanı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Burada belirleyici rol ise gücü elinde tutanların ideolojileri ve bakış açıları olmuştur.

İdeolojik eğitim: Dünya ve Türkiye gerçeği

İdeolojik eğitimle birlikte kişi yeniden şekillendirilir. Bu yolla şekillendirilen bir kişi, toplumda yeniden üretilerek yaşamına ideolojik boyutlarla yön verilir. Bu bağlamda hakim gücün mevcudiyeti ve bu mevcudiyetin devamını sağlayan şey baskı ve ideoloji aygıtlarıdır. Devlet, bu aygıtları kullanarak toplum içerisindeki varlığını idame ettirir. Burada devletin baskı aygıtı ile kastedilen şey hukuk, mahkeme, polis, ordu gibi belirli bir zorlamanın bulunduğu açık güç kurumlarıdır. İdeolojik aygıtlar ise iktidarın din, aile, eğitim gibi alanlarda ideolojik etkisinin devam ettirildiği kurumlardır. Bu bağlamda ülkelerde devlet otoritesini elinde tutan gücün hegemonyasındaki ideolojiler doğrultusunda bir eğitim anlayışı uygulanmaktadır. Bu eğitim anlayışının somutlaşmış hali ise bize eğitim programlarında sunulmaktadır. Bir okulda, bölgede veya ülkede kullanılan eğitim programı bize ülkenin ideolojileri hakkında ipuçları vermektedir. Mesela, eğitim programları ırkçılığı beslemek ve diğer kültürleri aşağılamak için kullanılabileceği gibi, demokrasi ve bireysel gelişimi ön planda tutan bir anlayışı da topluma sunabilir.

Eğitim: İdeolojik mi, demokratik mi?

Ülkelere hakim olan gücün ideolojileri doğrultusunda eğitim sistemleri ve eğitim programları da değişir. Burada Avustralya’da bir eğitim programı hazırlama örneğini vermek istiyorum. Avustralya’da okullar, önceden belirlenen temel ortak insani değerlere bağlı kalmak şartıyla istedikleri şekilde eğitim programı hazırlamada özgürdürler. İster dinî ister meslekî ister azınlıklara yönelik okullar olsun, herkes kendi belirleyeceği içeriklere göre eğitim verme özgürlüğüne sahiptir. Bu çerçevede kapsam, okul paydaşlarınca (okul müdürü, öğretmenler, fon destekçileri, şirketler, öğrenciler, veliler, esnaf temsilcileri, din adamları vs.) belirlemektedir. Yani eğitime ilişkin kararlar ortak bir istişare ile alınmaktadır. Benzer şekilde İngiltere’de de özel okullar, temel çerçeve olarak hazırlanan programlara uymak şartı ile kendi inanç ve kültürleri doğrultusunda verilecek din eğitimi dahil tüm eğitim programlarını uygulayabilmektedir. Buradan hareketle devletin ideolojisi ve yetiştirmek istediği birey anlayışı ile eğitim programları ve eğitim sistemlerinin paralellik gösterdiğini söyleyebiliriz.

Cumhuriyetten günümüze Anayasalarda eğitim anlayışı

Türkiye Cumhuriyetinin Anayasa tarihi incelendiğinde eğitimle ilgili ilk çalışmaların 1924 Anayasası ile başladığı görülmektedir. Eğitimde devletin getirmiş olduğu ideoloji net bir şekilde Anayasaya da yansımıştır. Nitekim 1924 Anayasası’nın hemen ardından aynı yıl Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkartılmıştır. Çıkarılan bu kanun ve yapılan değişiklikler Türk eğitim sisteminde, günümüze kadar süregelen merkeziyetçi ve tek tipçi yapının oluşturulması açısından fevkalade önemlidir. Ayrıca 1924 yılında 430 sayılı kanunla “Türkiye dâhilinde bütün müessesatı ilmiye ve tedrisiye, Maarif Vekâletine merbuttur.” denilmiştir. Mevcut Anayasanın 174. maddesiyle koruma altında tutulan Tevhid-i Tedrisat Kanunu aradan yaklaşık 90 yıl geçmesine rağmen geçerliğini muhafaza etmektedir. Kısaca “eğitim birliği” olarak da bilinen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile, bütün okullar devletin denetimine girmiştir. Bu kanuna göre Türkiye’de hiç kimse özellikle etnik ve dinî temellere göre eğitim verecek okul açamaz. Kanunla birlikte ileride yapılacak inkılâpların da temeli atılmıştır. Böylece mesela laiklik, Cumhuriyet döneminde yeni bir ulus oluşturma çabası olarak karşımıza çıkacaktır. Cumhuriyet rejimi, eğitim alanında yürürlüğe koyduğu pozitivist temelli kanunlarla “aydınlanmış, akılcı ve çağdaş bir insan oluşturma” hevesi peşine düşecektir.

1961 Anayasasında ise eğitim hakkı, “Kişinin Hakları ve Ödevleri” bölümünde düzenlenmiştir. 1961 Anayasası’nın 21. Maddesi “Bilim ve Sanat Hürriyeti” başlığını taşır. İlgili maddede açıkça herkesin bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahip olduğu ifade edilmiştir. Burada biz eğitimin belirli bir özgürlük alanına kavuşacağını düşünürken ilgili maddenin devamında eğitim ve öğretimin devletin gözetim ve denetimi altında serbest olduğu’ ve ‘Çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamayacağı’ gibi ifadeler bize eğitimin ideolojik dayatmalarla devam edeceğini göstermektedir.

1982 Anayasasında eğitime ilişkin düzenlemeler ise 1961 Anayasasından daha keyfî ve daha katı olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğitim ve öğretimin inkılap ve ilkeler doğrultusunda ve devlet gözetimi altında yapılacağı Anayasada özellikle vurgulanmıştır. Ayrıca Türkçeden başka hiçbir dilin eğitim ve öğretim kurumlarında okutulamayacağı ve öğretilemeyeceği de yine darbe Anayasası olarak bilinen 1982 Anayasasında kayıt altına alınmıştır. İşin ilginç tarafı devletin ideolojisi olarak belirlenen inkılap ve ilkeler, 1924 Anayasasından bugüne kadar her kademede kapsamı genişletilerek Anayasada yer almıştır ve bugün halen de aynen korunmaktadır.

Burada özellikle 1960’lı yıllardan itibaren dünyada, tek tip insan yetiştirme gayesine sahip “fabrikasyon eğitim modeli” yerine; özgürlükçü, yeniden yapılandırmacı, demokratik temellerin atıldığı bir eğitim anlayışı hakim olmaya başlamıştır. ABD, Avustralya, Kanada ve Avrupa’da bu değişim etkilerini hızla göstermiş, iki büyük dünya savaşından başarısızlıkla ayrılan Almanya bile eğitim anlayışının meyvelerini toplamak suretiyle çok kısa bir süre içerisinde ayağa kalkmayı başarabilmiştir. 

Diğer taraftan, Türkiye’de eğitim, statüko anlayışının daha sıkı ve katı olarak uygulandığı ve devletin eğitimi ideolojik bir aygıt olarak yönettiği bir alanda kalmıştır. Bugün eğitimin temelinde yatan sorunları bu anlayış farklılıkları temelinde incelemek daha doğru olacaktır. Nitekim uluslararası sınavlar olmak üzere ülkemizin bugün içinde bulunduğu başarısız durum, eğitim sisteminde hakim olan ideolojik aygıtların ve yaklaşımların değişmesi gerektiğini göstermektedir.

Sorulardan bazıları

Uluslararası sınavlardan ve ülkemizin bu sınavlardaki başarı durumlarından bahsedildi. Bu sınavlarda ülkeleri başarılı kılan sebepler nelerdi? Bizim ülkemiz neden bu sınavlardan istenilen başarıyı sağlayamıyor?

PISA ve TIMSS gibi uluslararası sınavlara yönelik ülke sıralamamızın OECD ülkelerinin altında yer aldığı görülmektedir. PISA sınavını ele alacak olursak, 2009 yılında matematikte 44. sırada olan Türkiye’nin 2018 yılına gelindiğinde 50. sırada yer aldığı görülmektedir. Burada ülkemizi başarısız kılan sebepleri sorgularken aslında başarılı ülkeleri başarılı yapan kıstaslara bakmakta fayda var. Temel olarak özgürlükçü bir biçimde yapılandırılmış eğitim sistemlerinin ve politikalarının daha başarılı bir öğrenci profili sistemi sunduğunu söyleyebiliriz. Örneğin, ABD içerisinde devletin resmi eğitim anlayışının dışında alternatif bir eğitim yaklaşımının uygulandığı Waldorf Eğitim Sistemi örneği vardır. Burada kalp-ruh ve akıl ekseninde bir eğitim anlayışı ile eğitim uygulanmakta ve işin ilginci burada yetişen öğrencilerin ABD’de üniversitelere yerleşme oranlarının diğer okullara göre çok daha fazla olduğu görülmektedir. Buradan hareketle, özgürlükçü ortam sayesinde farklı yaklaşımların da eğitim anlayışı içerisinde yer aldığı sistemlerde rekabetçi ve daha kaliteli bir eğitimin mevcut olabileceği görülmektedir. Diğer taraftan yine Finlandiya, Norveç gibi Kuzey Avrupa ülkelerinin uluslararası sınavlarda başarısının arkasında yatan sebeplerin başında, eğitim politikalarının işbirliğine dayalı ve çok sesli eğitim anlayışına müsaade ediyor olması gelmektedir.

Eğitimde demokrasi

İki dünya savaşı geçiren ve bu savaşlardan ağır yara alarak çıkan Almanya ve Japonya gibi ülkelerin eğitim sisteminde bu seviyelerde başarılı olmasının sebebi nedir? 

Gerçekten, İkinci Dünya Savaşı’ndan önce özellikle Almanya’da eğitim, ideolojik aygıt olarak Nazi propagandasında aktif bir şekilde kullanılmış ve üstün ırk yetiştirme ve Nazi ideolojisine sadakati sağlama gibi amaçlara hizmet etmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya Federal Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte eğitim sistemi yeniden yapılandırılmış ve eğitimde demokrasi, özgürlük, insan hakları, eşitlik ve sosyal adalet değerleri benimsenmiştir. Bu değerler doğrultusunda sürdürülen eğitim faaliyetleri, bugünkü Almanya’nın, gerek uluslararası sınavlardaki başarısını ve gerekse ekonomi, demokrasi ve sosyal devlet anlayışında geldiği noktayı daha iyi açıklayacaktır. Japonya da benzer süreçlerden geçmiş ve özellikle eğitim reformları ve eğitimin ideolojilerden arındırılarak sadece belirli standartlar içerisinde yürütülmesi gibi prensipler onların da eğitimdeki başarılarını olumlu etkilemiştir.

—DEVAMI YARIN—

Okunma Sayısı: 4472
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı