"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nefis ve hürriyet

Dr. Dolunay Coşkun
14 Haziran 2020, Pazar
Risale-i Nur’da, hürriyet, imanın hassası olarak tarif edilir.

Yani imanın bir hususiyeti olup, imana ait bir parçadır.  “Demek iman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar.” 1

Hürriyeti hep dışarıda ararız. Devletlerin, siyasetçilerin, hükümetlerin istibdadından söz ederiz. Çalışan isek, amirden, işçi isek işverenden, evlât isek ana-babadan, öğrenci isek öğretmenden şikâyet eder, onların istibdadından, hürriyetimizi kısıtladığından yakınır dururuz. Oysa hürriyetin en geniş dairesi, en derinlerde, kendi içimizde saklıdır. Eğer içimizdeki hürriyet, tam manası ile bulunursa, dışarıdaki yangınlar bizleri ürkütmez, yıldırmaz ve azamî gayretle onları da aşmaya çalışırız. 

Büyük daireleri değiştirmek, dönüştürmek kolay değildir. Nasıl, damlalar birleşirler ve büyük su kütlelerini oluştururlar. Bir kelebek kanadının çırpınışının etkisi ile ta uzaklarda fırtınalar kopar. Hürriyeti  bulmuş, imanın hakikatini, kendinde yerleşmesini sağlamış bir mü’min de, kâinata bu manada meydan okuyabilir. Bu yüzden afaktan önce, enfüste yani en iç dairemizde, hür olmayı, hürriyet penceresinden bakabilmeyi gerçekleştirebilmeliyiz. Aksi takdirde, etrafımızda, ülkemizde, dünyamızda, arzuladığımız, yaşamaya beklediğimiz hürriyete kavuşmak hayal olabilir.

İnsan, içinde kendine verilen pek çok emanetlerden oluşan bir cemiyet mahiyetindedir. İçimizdeki emanetlerden birisi olan nefis ise, bizim kemalat ve istidatlarımıza sahip çıkmaya çalışan en büyük müstebit diktatördür. Hem bir hırsız, kendine ait olmayanı çalıyor, hem de “benim” diyen bir yüzsüz, her canının istediği gibi kullanan bir arsız, hem yalancı bir hain, hem her şeyi bildiğini sanan bir cahil. Oysa diğer emanetlerden olan akıl, kalb, ruh, sır, hafi, ahfa denen birçok lâtifenin, tevhid içinde birlik ve beraberlikle yönetilmesi gerekiyor.

“İnsan-ı kâmil odur ki: Bütün o letaifi; kendilerine mahsus ayrı ayrı tarik-ı ubudiyette, hakikat canibine sevk etmek ile sahabe gibi geniş bir dairede, zengin bir surette, kalb bir kumandan gibi, letaif askerleriyle kahramana ne maksada yürüsün.” 2 ifadelerindeki gibi hepsi beraber yürümeliler. Ve bu birlikteliğin adeta zamkı hükmünde olan İHLÂS denen bir sırrı var. İşte nefis, bu birlik bozulsun ve ferdiyetçilik oluşsun diye o yeteneklerini devreye sokuyor, akıl ve kalbin hürriyetini ele geçiriyor. O zaman ya nefsin kontrolündeki akıl ya da nefsin kontrolündeki kalp, sistemi yönetiyor. Oysa akıl, kalb ve bütün letaifler tesanüd halinde, benliğin üstünde tecelli eden güzelliklere nefsin sahip çıkmasına engel olmalılar. Şeytan yalnızca ihlâslı kullara tesir edemeyip, teslime mecbur olması gibi, nefiste akıl ve kalbin birlikte çalışmasına ve ittihadlarına teslim oluyor. Bir hadiste Efendimiz (asm) buyuruyor ki, “Herkes gibi, benim de bir şeytanım vardı, fakat bana teslim oldu.” 3

Efendimizin (asm) yaşama şeklini, hem kendi hayatına, hem de bütün Risale-i Nur’un satırlarına yerleştiren Bediüzzaman da kendi nefsiyle yaptığı bütün konuşmalarında, “nefs-i emmarem ister istemez aklıma tabi olmuş, nefsim teslime mecbur oldu” gibi ifadeleriyle nefis, akıl ve kalbe teslim olduğu takdirde, hakikî hürriyetin elde edilebileceğini bizlere öğretiyor. 

Bize düşen, içimizdeki varlığımızı yani akıl, kalb, nefis ve letaif ne varsa hepsini, kendine verilen hakikî vazifeleri doğrultusunda kullanmak ve bir fabrikanın çarkları gibi ritm içinde çalıştırmak, İhlâs Risalesi’nin prensipleri doğrultusunda yaşatmak olmalı. Biri birine takaddüm etmeyerek, her birinin yaptığı özelliği ve güzelliği takdir ederek, yalnız Rablerinin istedikleri doğrultuda “Yalnız O beğensin” düsturu çerçevesinde yaşamayı öğretmek. Akıl, kalbi kırmayacak, kalb, aklı küçük görmeyecek ve nefsin onları ayırmasına izin vermeyecek. Bu ayrı düşme, ayrı bakma, elele olamama hali ile nefsin, imkân dahilinde olan kemalata erme yoluna da engel olmuş oluyorlar. Bu ayrı olma sonucunda nefse de zulmedilmiş oluyor, çünkü en güzel kemal hâle çıkabilecekken emmare boyutunda kalmasına sebep oluyor. Bu sefer o da teslim olmuyor ve sürekli istemeye devam ediyor. İstekleri gerçekleşse de doymuyor tekrar ve tekrar istiyor. Akıl da, kalb de ıztırab içinde Cehennemi hallerini yaşıyorlarlar ve ahsen-i takvim sırrı bozulup alây-ı illiyyin heba olup gidiyor. Evet, hür olmak, ancak abdullah olmakla mümkündür. 

Sonuç; Rabbim, muhlis olup, ihlâsa cehd ile gayret ve çaba gösterebilmeyi, muhlas olup, Rabbimizin ihlâs sırrını, ihsan edişine mazhar olmayı ikram etsin. Enfüs ve afakta ihlâsı anlamayı ve yaşamayı ve imanın gereği olan hakikî hür olmayı ve yalnız Rabbine abd olmayı nasib etsin. Selâm ve duâlarımla. 

Dipnotlar:

1- Said Nursî, Münâzarât. 2- Said Nursî, Sözler, s. 495. 3- Tirmizi, Rada 17; Müsned, III. 309). 

Okunma Sayısı: 903
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı