"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Âdem ve Havva

Dr. Dolunay Coşkun
16 Nisan 2019, Salı 00:11
Ruhlar cennette, elest meclisinde idiler. Onlara şu soru soruldu: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?

Sorulan bu soruya cevap olarak “Kalu: Belâ” denildi. ‘Evet’ denildi, hep bir ağızdan tasdik edildi, ama bunun ispatı için dünyaya gelmek gerekiyordu. Dünya; insanın, algılarının şekillendiği bir yerdi. Rabbim kaderin sayfalarını kendisinin bilinip tanınması için bu şekilde yazdı. Yarattığı ruhlara sorduğunda cevap ’’Belâ’’ gelince, imtihan başladı. Herkes bir kere cennette yaklaşılmaması gereken meyveye yaklaşmış ve dünyaya indirilmişti. Bu hakikati anlasın, sırrını yaşayabilsin ve bulabilsin diye.

Herkese, şeytanı bir kez fısıldamıştı, “Bir kereden bir şey olmaz” diye ve Rabb-ı Rahim, şeytana uymanın neler kaybettireceğini göstermek için indirdi yeryüzüne, aşağıların aşağısı olan deni dünyaya.

Cennette yasak olana yaklaşılmış, Rabbimizin sözü dinlenilmemişti ve sonuç olarak, Adem’ler yeryüzüne indirildiler, Havva’larından ayrı. Artık Adem için duâ vaktiydi. Pişmanlık içerisinde duâya başladı, gözyaşlarına gark oldu, Havva’sını bulana kadar. Birbirlerini aradılar senelerce ve Rablerinin izninin çıkmasını beklediler. Kimi buldu Havva’sını, kimi bulamadı.

Yaratılmış onca âlem içinde dünya en alt seviyedeki âlemdi. Arzulanan ise, hep üst seviyedeki âlemlere çıkmaktı. Namzetti, çünkü âlây-ı illiyyine çıkmaya, gönlü razı değildi esfel-i safiline düşmeye.

Araf Sûresi 24. âyette, “Birbirinize düşman olarak -yeryüzüne- ininiz, sizin için yerde bir zamana kadar bir ikametgâh, bir faydalanma vardır” denilmişti bir kere. Ve “insan” denen cüz’î irade sahibi terakkiye müsait bir varlıktı. Asıl sır ise bu dünyada Âdem ve Havva olabilmek, birbirlerine “âlây-ı illiyyinine’’ çıkış merdiveni olabilmekti.

Kendi içimizde de Havva ve Adem’ler vardı. Bazen de dış dairede Adem ve Havva’lar oluyorduk eşlerimizle. Adeta bütün kadınlar Havva, bütün erkekler de Adem sırlarını taşıyordu üzerlerinde. Oysa içimizdeki Adem ve Havva, akıl ile kalbi temsil ediyorlardı bir nevi. Farklılıklarıyla Rablerini tanıma ve keşif yolculuğuna çıkılırdı birlikte.

Ama el ele olamadıkça, bütünlüğü sağlayamadıkça çok çabuk şeytanın üflemelerine maruz kalıyorlardı. Nefis denen varlık, hem terakki hem de tedenniye müsait parçacıktı ve bu üflemelerden çabuk etkileniyordu.

Kalbe ayrı fısıldıyor, akla ayrı fısıldıyordu. Ne kadar birlik ve beraberlik içinde ise akıl ve kalb, nefsi o oranda susturabilirlerdi. Birlikte, cennet sırrı yaşanırdı aralarında. Ne zaman ayrı düşüp vesveseye kansalar, dünya boyutuna inerlerdi.

Ama bir tek gerçek vardı, af kapısı açıktı her zaman. Yürüyemeyip oyalanıyor da olsalar, çoğu zaman farkına varırlardı. Lâkin süre giderek kısalmaktaydı. Öğrenilecek ne çok şey vardır, yapılan keşiflerle vazife tamamlanır, sırlar çözülürdü.

Ne mutlu, akıl ve kalb ittihadını başarabilenlere. Ne mutlu, içindeki ve dışındaki Havva ile Adem’ini tevhid sırrına erdirebilenlere.

Okunma Sayısı: 892
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı