"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Güneşin doğuşunu batıdan seyretmek

Durmuş Ali İnci
03 Ağustos 2019, Cumartesi
Bugün Cumartesi, tatil sabahı. Herkes uykunun en derin anını rüyalarla sürdürüyor. Fakat Müslüman İsrafil’in boru sesi gibi çınlayan, kulaklarımızı okşayan ezan sesiyle uyandırılıyor.

Ölümün küçük kardeşi nevm âleminden sabahın haşriyle diriltilip, kâinat Sultanı’nın huzuruna çağırıldığımız ezan içinde, “essalâtü hayr-ün minel nevm. (Namaz uykudan hayırlıdır)” nidası birden ruhumuzu ürpertip gözlerimizi şaşkınlıkla açıyor. 

Kâinat Sultanı bizi huzuruna çağırıyor. Ömür sermayesine eklediği bu yeni günümüzün başlangıcında dilek ve isteklerimizi bizzat ağzımızdan duymak istiyor. Bizi bu dünya sarayına kendini tanıttırmak, sevdirmek ve ubudiyetle sevdiğimizi göstermemiz için göndermiş. Her gün, gece uyku ile öldürüp sabah haşredip dirilten Rabbimiz güne başlarken huzuruna çağırıp bizi buraya göndereni ve neden gönderdiğini hatırlatırken bizi de dinliyor. Duâ ve isteklerimize cevap veriyor. İçimizden geçirdiklerimizden bile haberdar olup bizi müşahade ettiğini, hesap gününü hatırlatıyor.

Namaz ile huzura çıkıp Mi’rac-ı Nebevî’deki mana ile selâmlaşıp duâlarımla halimi arz edip tesbihattaki zikirle şükrümü eda ettiğimde güneşin parlayan ışıkları batı ufkunda görülüyordu. Çünkü bulunduğum evin büyük penceresi hemen karşımdaki camiyi ve ufku batıda görüyordu. Güneşin doğuşunu bir de batıdan seyredip tefekkür eyledim. Birden aklıma kıyamet öncesi tevbe kapısının kapandığı an olan güneşin batıdan doğması geliverdi. O dehşetli anı Kur’ân’ın ve onun manevî bir tefsiri olan Risale-i Nur’daki anlatımı ile hayal ettiğimde içimden çığlık atıp bağırmak, ‘Allahü Ekber! Allahü Ekber!’ nidalarıyla secdeye kapanmak ve yalvarmak geldi. Aman Allah’ım bu ne dehşetli bir manzara? Her nefis ölümü tattığı gibi koca kâinat ve üstünde yaşadığımız şu sergerdan dünya da beşik gibi sallanıyor yarılıyor. Karnından 200.000 C° sıcaklığı geçen müthiş bir ateş parçası çıkıyor, okyanuslar ve denizler kaynayıp oksijen ve hidrojene ayrışıp ateşleniyor. Saatte 108.000 km hızla giderken bir başka gök cismiyle çarpışarak birden duran dünyamızdan koparak fırlayan Altaylar, Himalayalar, Toroslar, Alpler daha nice dağlar gökyüzünde uçuşuyorlar. Birbiriyle çarpışan yıldızlar, güneşler gökyüzünde ateş yumağı haline gelirken onlar da dev ateş küreleri şeklinde bizleri de içine almaya geliyorlar. Allah’ın haşmetini, Kahhar, Celâl isimleriyle bütün semavatı bir ateş yumağı gibi toplayıp, sarıp sarmalayıp ilân ediyorlar. Sonra Rahman ve Rahim isimleri ile kendisine muti raiyetini ebedî saadet ile saadetlendirmek için o milyonlar derece santigrat sıcaklıkta ve güneş ışığından binler derece daha parlak bakılamaz derecedeki nuru Cennete, mat, ışığı olmadığından görünmez dehşetli ateşi asiler için Cehenneme idhal ediyor. Bir harman gibi yığılan kâinattaki zıdlar birbirinden ayrılıyor, Cennet ve Cehennem havuzuna izn-i İlâhî ile dolduruluyorlar.

On yaşındaki torunum Onur’un beni şaşırtan ve ürperten sesiyle birden bu tefekkür âleminden uyanıverdim. O nur yalvarışlı, tatlı bir ses tonuyla bana sesleniyordu: Dede, ben günahkâr olmadan Allah’ın yanına gitmek istiyorum. Hani anlatmıştın ya, o Cennete gitmek istiyorum. Ben O’nu çok seviyorum. Görmek istiyorum. O’nu görebilir miyim?

Kucağıma gelip yatmış, rahatlamış ve uyuyakalmıştı. Sanki aradığını bulmuş, sevinçten gülüyordu. Demek şimdi rüyada bile olsa özlediği mutluluğu bulmuştu. O kucağımda uyuyup rüyada gülerken ben de hayali tefekkürü, Risale-i Nur’dan okuyarak uyanık tefekkür etmek istedim.

“Şu dünyanın sekeratını, âyât-ı Kur’âniyenin işaret ettiği surette tahayyül etmek istersen, bak: Şu kâinatın eczaları, dakik, ulvî bir nizam ile birbirine bağlanmış. Hafî, nazik, lâtif bir rabıta ile tutunmuş ve o derece bir intizam içindedir ki; eğer ecram-ı ulviyeden tek bir cirm, “Kün” emrine veya “Mihverinden çık” hitabına mazhar olunca, şu dünya sekerata başlar. Yıldızlar çarpışacak, ecramlar dalgalanacak, nihayetsiz feza-yı âlemde milyonlar gülleleri, küreler gibi büyük topların müdhiş sâdâları gibi vaveylâya başlar. Birbirine çarpışarak, kıvılcımlar saçarak, dağlar uçarak, denizler yanarak yeryüzü düzlenecek. İşte şu mevt ve sekerat ile Kadîr-i Ezelî kâinatı çalkalar; kâinatı tasfiye edip, Cehennem ve Cehennem’in maddeleri bir tarafa, Cennet ve Cennet’in mevadd-ı münasibeleri başka tarafa çekilir, âlem-i âhiret tezahür eder.” (Sözler, s. 531)

Bugün Cumartesi, çalışanlar için dünya işlerinden tatil günü. Fakat Allah’ı tanımak, itaat ve ibadette tatil yok. Kur’ân’da yüzden fazla âyette emredilen TEFEKKÜR için çok güzel bir gün. HAYIRLI TATİLLER!

Okunma Sayısı: 912
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı