Yeryüzünde su seviyesini sabit tutan, denizlerin taşmasını engelleyen ve hayatı devam ettiren sıra dışı düzen, insan aklını hayrete düşüren tekvinî kanunlarla işlemektedir.
Denizlerin gelir–gider dengesini sağlayan bu sistem, İlâhî bir emre bağlı olarak işleyen muazzam bir düzen sergiler.
Denizlerin varidatı arttığında, su seviyesi yükselmeye başladığında kutuplara yakın bölgelerde fazla su emr-i İlâhî ile donar; tuzundan arınmış hâlde devasa buzdağlarına, yani aysberg adını verdiğimiz yüzen dağlara dönüşür. Bu bölgelerdeki suların soğukluğu sebebiyle, soğuk su akıntıları sıcak okyanuslara doğru hareket eder. Güneşin etkisiyle ısınan bu sularda buharlaşma başlar.
Burada akla şu soru gelir: “Su neden 100°C’ye varmadan buharlaşır?”
Yüzeydeki su molekülleri güneş ışınlarıyla 36–40°C sıcaklığa kadar ısındıktan sonra, buharlaşabilmek için komşu moleküllerden ısı ödünç alır. Böylece kendisi 100°C’nin üzerindeki bir enerji düzeyine ulaşıp buharlaşırken, deniz suyu serinler; hiçbir zaman insanı yakacak denli aşırı sıcaklığa erişmez. Buharlaşan su molekülleri tuzundan arındırılmış hâlde göğe yükselir.
Yükseklerde ısınmış nemli hava sıkışarak bir yüksek basınç alanı oluşturur. Aynı paralel üzerinde, -50°C gibi düşük sıcaklıklarda çöken hava ise güçlü bir alçak basınç merkezi meydana getirir. Tekvinî kanun gereği, hava tıpkı su gibi yüksek basınçtan alçak basınca doğru akar ve bu akış rüzgâr olarak adlandırılır.
Rüzgâr, milyonlarca ton su buharıyla yüklü sıcak ve nemli havayı ihtiyaç bölgelerine doğru taşır. İlâhî emirle bu “rahmet kervanı”nın yolu kesilir; yükselip soğuyan hava yoğunlaşır ve rahmet bulutlarından yağmur yeryüzüne sağanak hâlinde iner. Toprak canlanır, bitkiler yeşerir, hayvanlar sulanır; insan da rahmete kavuşur. Hayat böylece şenlenir ve devam eder.
Bulutlardan Akan Rahmet Çeşmesi
Soğuyan hava büzülür, su buharı yoğunlaşıp yağmur olarak düşer. Ancak yoğunlaşma sırasında yağmur damlalarının bıraktığı ısı, yükseklerdeki havayı ısıtmaya başlar. Genleşen hava içinde su buharı artık yoğunlaşamaz. Böylece yağmur muslukları ihtiyaç kadar açılır, sonra İlâhî ölçü gereği kapanır.
Bulutlar rüzgârla başka ihtiyaç bölgelerine sevk edilir. Hava yeterince ısındığında su buharı genleşen hava içinde gizlenir; gökyüzü berraklaşır, sema arınır.
Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Zemin ile âsuman ortasında muallakta durdurulan bulut, zemin bahçesini sular, âb-ı hayat getirir […] Ve muntazam bir ordunun emirlere göre görünmesi ve gizlenmesi gibi birden kaybolur.”¹
Dipnot:
1- Şualar, s. 130.