"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İnsanın kırmızı çizgileri: Akıl, irade ve muhabbet

Durmuş Ali İnci
23 Şubat 2026, Pazartesi
İnsan, kendisine verilen üç temel kuvve ile imtihan edilir:

Gadabiye, şeheviye ve akliye. Kur’ân’da bu kuvvelerin her biri için “vasat” dediğimiz sınır, adeta bir kırmızı çizgi olarak belirlenmiştir. İnsan, şeriatça bu sınır içinde hareket etmekle mükelleftir. İçtimaî hayatın adaletli olabilmesi için de insan, kanunla bu sınırlar içinde kalmaya zorlanmalıdır.

Ancak bu kanun, kaynağını serbestlik alanını tayin eden küllî bir kanun hükmündeki Kur’ân’dan almalıdır. Çünkü Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Lâkin insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmiş ise de fıtraten tayin edilmemiş olduğundan bu kuvvetlerin her birisi ‘tefrit, vasat, ifrat’ namıyla üç mertebeye ayrılırlar.”¹ Her üç kuvvenin ifrat ve tefriti insanı fıska ve fesada sürükler; yani altısı haramdır. Vasat olan üçü ise helâl ve haktır. Biz burada yalnızca Kuvve-i Akliye üzerinde duracağız.

“Üçüncüsü: Nef’ ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.”²

Allah, insana “cüz-i irade” dediğimiz bir tercih imkânı vermiştir. Akıl kuvvetiyle insan; faydayı zarardan, iyiyi kötüden ayırabilir. Bu temyizden sonra cüz-i irade devreye girer. İnsan; hakkı ya da haksızlığı, razı olmayı ya da hırsızlığı, iyiyi ya da kötüyü tercih eder. Tercih yapıldıktan sonra küllî irade, insanın neyi seçtiyse onun imkânlarını yaratır ve önüne koyar. Yoksa insan, tercih etse bile onu yapmaya muktedir değildir. Çünkü vücudu, hayatı, gözü, kulağı ve bütün varlığı emanettir. Bu emaneti sahibinin rızası dairesinde kullanmayıp emanete hıyanet ederse, elbette bir hesabı olacaktır. Hâlbuki Allah, gökten yağmuru rahmetle indirip yeryüzünde dört yüz bin bitki ve hayvan türünden trilyonlarca canlıyı insanın emrine vermiştir. Bütün insanları kardeş kılmıştır. Aynı Rezzak’ın sofrasındayız; aynı havayı teneffüs ediyor, aynı suyu paylaşıyoruz. Kardeş, kardeşle muhabbetle kucaklaşmalı ve sevmelidir.

Bu hakikati Bediüzzaman, İşârâtü’l-İ’caz’da şöyle özetler: “Zaten heyet-i içtimaiyenin kemaline ve terakkisine ilk ve en birinci basamaklar, uhuvvet ile muhabbettir.”³

Ve nihaî duruşu şu cümleyle ilan eder: “Biz muhabbet fedaîleriyiz; husumete vaktimiz yoktur.”⁴

Kaynakça

1- İşârâtü’l-İ’caz, s. 39.; 2- Age., s. 39;  

3- Age., s. 167.;  4- ESDE, s. 45.

Okunma Sayısı: 178
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı