Hayatın kaynağını arayanlar, çoğu zaman uzak galaksilere bakar; oysa cevap bazen bir damla suyun içindedir.
Bir damla su, sayısız canlıya mesken olur. Mikroskobik canlılar, gözle görülmeyen bir âlemde düzen içinde yaşar. Eğer su, bu özelliklerle yaratılmasaydı, hücreler yaşayamaz; hayat daha başlangıçta sönerdi.
Suyun en dikkat çekici vasfı, çözücü oluşudur. Canlılar için gerekli mineralleri taşır, hücrelere ulaştırır. Aynı zamanda atıkları uzaklaştırır. Bir damla su, hem getirir hem götürür. Bu çift yönlü vazife, hikmetli bir dengeyi ilan eder. Ne fazlası zarar verir, ne de eksikliği tolere edilebilir.
Su, ısıyı düzenler. Kolay ısınıp soğumaz; bu sayede canlıların iç dengesi korunur. Donarken genleşmesi ise ayrı bir rahmettir. Eğer su donduğunda büzülseydi, göller ve denizler dipten donar; içlerindeki hayat yok olurdu. Bir damla sudaki bu fizikî özellik, küresel hayatı ayakta tutan bir kilit hükmündedir.
Tekvinî kanunlar, suyu dairesel bir rahmet hâline getirmiştir. İnsan, çoğu zaman suyu sıradan bir ihtiyaç gibi görür. Oysa her yudumda, kâinatın dengesi bozulmadan işlemektedir. Bir damla suyun kirlenmesi, zincirleme olarak pek çok hayatı etkiler. Bu da suyun ne kadar hassas bir emanet olduğunu hatırlatır.
Ormanlar: Yeryüzünün Akciğerleri
Yeryüzü nefes alıyorsa, bu nefesin en güçlü kaynağı ormanlardır. Geniş dalları, sayısız yaprakları ve kökleriyle ormanlar, yeryüzünün adeta akciğerleri gibi çalışır. Ormanlarda güneşten gelen nur, yapraklarda karşılanır. Klorofil, bu ışığı kullanarak havadaki karbondioksiti alır; su ile birleştirir ve canlılığın yapı taşlarını üretir. Bu esnada atmosfere oksijen bırakılır. Milyonlarca yaprağın birlikte yürüttüğü bu faaliyet, insanın bir an bile durduramayacağı kadar büyük bir fabrikayı andırır.
Ormanların vazifesi yalnız oksijen üretmekle sınırlı değildir. Karbondioksiti bünyelerinde tutarak iklimi dengeler, toprağı erozyondan korur, yağmurun toprağa ölçüyle inmesine vesile olurlar. Kökleriyle toprağı bağlar, yapraklarıyla havayı temizlerler. Böylece gök ile yer arasında bir denge köprüsü kurarlar.
Denizlerde fitoplanktonlar bu vazifenin büyük bir kısmını üstlense de, karalarda ormanlar hayatî bir rol oynar. Bir ormanın yok olması, yalnız birkaç ağacın kesilmesi değildir; oksijen üretiminin azalması, su döngüsünün bozulması ve iklim dengesinin zedelenmesi demektir.
İnsan, çoğu zaman ormanı bir hammadde kaynağı olarak görür. Oysa her ağaç, gölgesinden önce nefes verir. Bir ağacın yıllarca sessizce yaptığı hizmet, birkaç dakikalık bir kesimle sona erdirildiğinde, bu boşluğu telâfi etmek kolay değildir.
Ormanlar yeryüzünün akciğerleridir. Onları korumak, sadece tabiatı değil; hayatın kendisini muhafaza etmektir. Kâinatı ayakta tutan tekvinî kanunlar, bu büyük emaneti insana teslim etmiş; ona hem nimeti, hem mesuliyeti birlikte vermiştir.
Sonra yüz binler ecnas-ı nebatat ve enva-ı hayvanatıyla kemal-i hikmet ve intizam ile doldurup hayat vererek şenlendirmek, [...] bir Kadîr-i Zülcelal'in ve bir Hakîm-i Zülkemal'in vücub-u vücuduna ve vahdetine yüz binler lisanlarla şehadet ederler. (Sözler, s. 756.)
KAYNAKLAR:
NASA Earth Observatory, The Water Cycle
USGS, Water Properties and Life
Campbell & Reece, Biology, Pearson Education
UNESCO, Water and Life
TÜBİTAK, Su, Hayat ve Ekosistem yayınları