Bu veciz ifade, ferdî bir kanaatten ziyade, asırların imbiğinden süzülmüş müşterek bir tecrübenin hülâsasıdır. Cahil; bilginin, anlayışın ve muhakemenin uzağında olduğu için insanî münasebetlerde dengeyi bozmakta, dostluk zannedilen bağlar çoğu zaman hüsranla neticelenmektedir.
Ecdadımız bu tür hikmetli sözleri “durûb-u emsâl” tabiriyle ifade ederdi. Yani farklı zamanlarda, farklı kişilerce yaşanmış benzer hâdiselerin, ibretli bir hüküm hâline gelmesi… Atasözleri bu bakımdan ferdin değil, cemiyetin müşterek hafızasıdır. Binlerce insanın aynı yanılgıyı yaşaması ve aynı neticeye varması, bu sözlere kuvvet ve itibar kazandırmıştır.
Ne var ki, çağ değişse de bazı hatalar değişmemektedir. Binlerce yılın, binlerce âlimin emeğiyle vücut bulmuş ilimleri —fizik, kimya, biyoloji gibi temel sahaları— görmezden gelerek her şeye sıfırdan başlama iddiası, ilerleme değil; ilmi inkâr etmektir. Bu hâl, hareket değil, yerinde saymaktır; patinaj yapmaktır. Hâlbuki sahih terakki, geçmişin birikimini kabul edip onun üzerine yeni taşlar koymakla mümkündür.
Cehalet meselesi yalnızca atasözlerinde değil, ilim ve fikir adamlarının açık ikazlarında da yer bulmuştur. Bu çerçevede sıkça hatırlatılan şu söz, meselenin özünü veciz biçimde ortaya koyar: Cahilin dostluğundan, âlimin düşmanlığı yeğdir.
Bu hakikatin fikrî temelini, Bediüzzaman Said Nursî’nin 1911 yılında Şam’daki Emevi Camii’nde on bin kişiye hitaben irad ettiği ve daha sonra “Hutbe-i Şamiye” adıyla neşredilen konuşmasında görmek mümkündür:
“Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır. [Cahillik, fakirlik, ayrılık] Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahıyla cihad edeceğiz.”
Bunca açık beyana rağmen, zaman zaman biz de aynı yolu yeniden denedik. Malûmu ilân edercesine bilinen hakikatleri tekrar sınadık; ömrümüzün en kıymetli vakitlerini bu tecrübeler uğruna heba ettik. Netice ise değişmedi. Atalarımızın vardığı noktaya, yeniden ve yorularak ulaştık.
Cehaletin en vahim şekli, bilmemek ve bilmediğini de bilmemektir. Bilmediğinin farkında olan öğrenmeye meyyaldir; asıl tehlike, cehaletin idrakinden mahrum olmaktır.
Bugün ihtiyacımız olan; bilgiye dayalı üretkenlik ve müşterek hareket şuurudur. Sanat, marifet ve ittifak, yalnız ferdin değil, cemiyetin de selâmet yoludur.