"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Aşk neden acı veriyor?

29 Aralık 2013, Pazar
Aşk… Günümüz insanların bilhassa gençlerin sürekli mevzu bahis ettiği, üzerinde hayaller kurduğu ve kalbin hiç vazgeçemediği bir duygu...
Peki, nedir aşkın gerçek tarifi?
Bazılarımız, “insanın karşı cinse duyduğu aşırı sevgidir” deyip aşkı dar bir kalıp içinde sıkıştıracak. Aşk sadece karşı cinse duyulan bir sevgi değil, sevdiğiniz bütün mevcudata örneğin paraya, arabaya, sevdiğiniz bir saat ya da kolye ya da giymeye kıyamadığınız bir elbiseye vs. düşkünlüğünüz ve sevginiz de olabilir.
Peki ya ehl-i iman bir insanın, Allah’a olan muhabbeti ve Peygamberimize (asm) olan sevgisi aşk değil mi? Aşktır, hem de aşkların en güzeli.
Yukarıda örneklerden de anlaşılacağı gibi aşk ikiye ayrılıyor: Hakîki aşk ve mecâzi aşk.
Asıl olan aşk hakiki aşktır, yani muhabbetullahtır. Mecâzi aşk ise, hakîki aşka giden mecâzi bir köprüdür. Ama ne yazık ki mecâzi aşk, hakîki aşkla karıştırılabiliyor. Mecâzi aşk nerede, hakîki aşk nerede? İşte bu yüzden insanların özellikle gençlerin baş belâsı olmuştur bu mecâzi aşk.
“Aşk şiddetli bir muhabbettir” diyor Bediüzzaman Hazretleri. Demek ki biz neye şiddetli muhabbet ediyorsak, ona farkında olarak ya da olmayarak âşık olmuşuzdur. Bazılarınız “Hadi canım, ben şimdi çok sevdiğim arabama âşık mıyım?” diye hayret edebilir. Çünkü aşkı sadece mecâzî aşk olarak bilmişiz. Allah insanın mahiyet-i camiasına hadsiz bir istidad-ı muhabbet dercetmiştir. Yani sevdiğimiz mevcudatı sınırı olmadan sonsuz sevebiliyoruz. Hâlbuki sevdiğimiz mevcudat durmuyor, gidiyorlar. Gençliğimiz ve malımız “Allah’a ısmarladık” demeyip gittiği gibi... Ama bir türlü kabullenemiyoruz mahbublarımızın günü geldiğinde bizden ayrılacağını.
Bazı arkadaşlarımın, karşı cinse olan şiddetli muhabbetlerine rağmen maşuklarından karşılık görmediğini hatta üstüne küçük düşürüldüğünü gördüm. Hem bazılarının sürekli bir keder ve elem içerisinde olduğunu ve aşk acısı çektiklerini müşahede ettim. Neden mutlu değiller de, sürekli manevî bir azap içindeler? Hani aşk güzeldi? Neden aşk bu insanlara acı veriyor? Cevabı gayet kısa ve net: “Aşk, faniye müteveccih olduğu için.”
Peki ben bu acıyı hak ediyor muyum diye sorulursa, maalesef kusur işlediğin ve hata sende olduğu için hak ediyorsun. Rabbimin sana vermiş olduğu sonsuz sevme duygusunu fani bir mahbuba verdin. Rabbim razı değil kardeşim senin bu hareketinden. İşte bu kusurundan dolayı elîm bir manevî azaba giriftar oldun. Hem bilmez misin, Rabbimin zinaya yaklaşmayın dediğini. Rabbim yaklaşma diyor be kardeşim. Seni yiyip bitiren bu sevdan, haram sevda. Haram sevdadan hayır gelir mi? Hayır gelmediğini yakînen gördün değil mi? Hiç mutlu oldun mu peki? “Nerde abi yaa. Bir gülüyorsam on ağlıyordum” diyorsun. Hani değdi mi kardeşim onca ağlamaların, bak Allah’a ısmarladık demeyip gitti mahbupların. Bu nasıl bir aşk ki sevdiğin sana azap çektirtiyor. “Ama abi ne yapayım çok seviyorum.” dersin. Ben de senin gibi çok seviyordum kardeşim ama Allah’ı daha çok... Benim için aşk, benim için her şeyi yaratan Rabbime, “Senin için her şeyden vazgeçtim Ya Rabbi” diyebilmektir. Ciddî düşünüyorum diyerek de haram ortadan kalkmıyor ha. Şeytan biz gençlere öyle tatlı yutturuyor ki bu bahaneyi. İmanımızı bu oyunuyla yakıp kavuruyor. Hem gelecekteki eşine tertemiz, alnın açık olarak gitmek varken neden mahcup olasın. Allah seni bu kadar değerli yaratmışken neden değerini düşüresin... Ve sen ne kadar temiz olursan nasibin de o kadar temiz olur inşaallah. Madem gelecekte temiz bir eş istiyorsun, sen de gençliğini temiz ve helâl dairede yaşamalısın.
Gel kardeşim, dinleyelim Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî’yi, ne diyor: ”Madem o hadsiz mahbubat fânidirler, beni bırakıp gidiyorlar; bunlar beni bırakmadan evvel ben onları Yâ Bâkî Ente’l-Bâkî [Ey Bâkî olan Allah, bâkî ancak Sensin] demekle bırakıyorum. Yalnız Sen bâkîsin ve Senin ibkan ile mevcudat beka bulabildiğini itikad ederim. Öyle ise Senin muhabbetin ile onlar sevilir. Yoksa alâka-i kalbe lâyık değiller.”
Evet kardeşim gel, sen de Yâ Bâkî Ente’l-Bakî diyerek Bâkî-i Hakîki’ye müteveccih ol. Ol ki, mecazî aşkın hakikî aşka inkılâp etsin ve o mahbublardan alâka-i kalbini kesebilesin ve mânevî azap olan aşk acısından kurtularak huzura kavuşabilesin.
Bak kardeşim, Yüce Mevlâm biz gençlere ne güzel iltifat ediyor: “Ey benim için şehvetini terk edip, gençliğini feda eden genç, sen benim katımda bazı melekler gibisin.”
Rabbimizin bu iltifatına tam manasıyla mazhar olabilmek duâsıyla. Allah’a emanet…
 
SAİD YÜKSEKDAĞ
[email protected]
http://risaletalimhaber.com
Okunma Sayısı: 8271
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı