"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mustafa Sungur Ağabeyin ardından

16 Aralık 2012, Pazar
Kendisi ile 1964 yılında tanışmak nasip oldu. O zamanlar Nurları pek tanımıyordum. Zeytinburnu’nda yaz mevsimi idi. Eskiden camiye gittiğimde tanıştığım biri olan Gündoğan Üçer adlı arkadaş kapımıza geldi.
- Muallim Sungur gelecek, derse gidelim.
- Muallim ne demek?
- Öğretmen demek.
- Ben zaten namaz kılan biriyim, kılmayan kimseleri çağırın, deyince, ısrar etti, kabul ettim, gittik.
O yıllarda evler tek katlıydı. Bahçeleri vardı. Rahmetli Yakup Abinin evinin bahçesinde kilimler sermişler, uzatılan bir ampül ile ışıklandırılmış yerlere oturduk. Ders devam ederken Sungur Abi geldi, herkes ayağa kalktı. O, “Dersi bölmeyin, devam edin” dedi. Sonra o da ders yaptı, Üstaddan hatıralar nakletti. Sungur Abiye dikkat ettim, uzun saçları vardı. Yüzünde bir beşaşet, ariflere has yakışıklılık, nur müşahade ediliyordu. Konuşmaları esnasında bir şey söyledi ki onu hiç unutmadım. “Sonradan hizmete giren biri çok istidatlı olabilir. Kibrit çakınca nasıl parlar, alev alır, öyle de hizmette öne geçebilir” dedi. Böylece geç kalmamış olduğumuzu anlamış olduk. Yatsı namazı vakti gelince farzı onun imamlığında kılmak için istek oldu. Önümüze geçti. Niyeti Arapça okudu, tekbir için ellerini kaldırdı, ama olmadı, ikinci defa kaldırdı yine olmadı. En sonunda 3’üncüde bir “Allahüekber“ dedi ki, sanki o bahçe sarsıldı. Galiba “Kâbe’yi” tasavvur etmek ve manen görmek ancak o üçüncü tekbirde nasip oldu.
Ve yine 1967 yılında onun ve diğer ağabeylerin mahkemesi vardı. Yalnız olmadıklarını, yanlarında olduklarını göstermek için bir grup arkadaşla Ankara’ya gittik. Jandarmaların arasında, mevcutlu olarak, Mustafa Türkmenoğlu ile kelepçelenmiş olarak hızla geçirtilirken:
- ”Nasılsınız arkadaşlar?”        
- “İyiyiz”
- “Siz nasılsınız?”
- “Biz de iyiyiz.” dediler. Morallerinin gayet iyi olduğu anlaşılıyordu. Bir genç kalabalık içinden haykırdı: “Allah’ı tanıyan zindanlarda da olsa saraylardadır. O’nu tanımıyan saraylarda da olsa zindandadır.” Abimiz de bunu tasdik etti.
Ben haftalık İttihad gazetesinde çalışırken, o hapisten çıkmış, gazetede çalışma masamın yanına geldi. O sıralarda dinî bir günlük gazete çıkaran bir gazeteci şahısın bazı hataları dolayısıyla, onun hakkında aleyhte bir hava estiriliyordu. Sungur Ağabey “Kardeşim parmak kesilecek yer var, kol kesilecek yer var” dedi. Zaten ben de öyle düşünüyordum. Ağabey, her zamanki gibi adaletli, merhametli olmayı tavsiye ediyordu.
70’li yıllarda serbest muhasebeciliğe başladım. O da İstanbul’a yerleşti. Sözler Yayınevi onun üstüne sembolik olarak yapıldı. Ben de muhasebesine bakıyordum. Çok beyannamelerini doldurdum. 20-25 sene Sungur Abinin muhasebecisi oldum. Hiç ceza getirtmedim. Bir keresinde Maliyeciler bastılar. Olağanüstü gayret gösterdim. Tutanak ve cezayı kaldırttım.
90’lı yıllarda Aydınlar Ocağından Nevzat Yalçıntaş v.s. ile birlikte Rusya, Kırım ve Kazan’a gitmiştim. Hatta, içimizden birkaç kişi Kosturma’ya kadar da uzanmış, orada Üstadı hatırlayabilen doksanlık Ayşe Apa’yı bulmuş ve ona Üstad’ı anlattırmışlardı. Birgün 46 No’ya derse gittiğimde Sungur Abiyi kitapları dağıtmış sırayla herkese ders okuturken görmüştüm. Bana da oradakileri anlattırmış, ama dinî hizmete bakmayan taraflarını kısa kesmemi söylemişti. Meğer Üstad Hz.’leri ona “Seni Moskova’ya göndereceğim” dermiş. Nitekim, sonraki yıllarda oralara o da gitti.
Yine birgün Üsküdar vapurunda karşılaştık. Bana çeşitli konularda ders verdi, meselâ: “Üstadın Rica’larda Eyüp Kabristanında hayalen gördüğüm dediği, kalben müşahede ettiğidir” gibi. Bana Cevşen’deki Sekine’den sonra Veysel Karani’nin duâsını okumamı, atlamamamı istedi. Halbuki, ben orayı pek okumazdım. Nereden bildiyse bunu hatırlattı. Üstadın hep okuduğunu söyledi. Bir de o yıllarda Kocatepe-Ankara’daki mevlitler hakkında konuştu. Bu mevlitlerin hizmet açısından çok faydalı olduğunu, uzun yıllardan sonra Üstadın yine rüyasında göründüğünü, ruhunun şad olduğunu anlattı.
1997 yılı idi galiba, Orta Asya’ya gittiğim zaman tanıştığım üniversiteli gençlerden bazıları yazıhaneme gelmişlerdi. Sungur Abiyle tanışmak arzusunda olduklarını, benim bunu temin etmemi istiyorlardı. Aradım, tevafuken Sözler Yayınevi Cağaloğlu merkezinde imiş.
Yanına gidelim dedik, fakat o, ben oraya geleceğim dedi. Ve gerçekten, benim 4. Vakıf Handaki büroma teşrif ettiler. Gençler çeşitli sorular sordu, hepsini cevaplandırdı.
Sorulardan biri:
- ”Üstadın fotoğraflarından çok sert bir insan olduğu intibaı var, siz hizmetinde bulundunuz, öyle miydi?”
- “Kesinlikle, Üstad çok şefkatli, müşfik idi. Bize çok merhametli, lütufkâr davranırdı. Annemizden bile iyiydi.” dedi. “Fakat, İslâm âleminin başına gelen felâketler, kendisi hapishane, işkence hayatı sebebiyle ve şarklıların tipi öyle olduğu için öyle görünüyor” dedi.
Bir keresinde de rüyamda Sungur Ağabeyi bizim eve gelmiş görmüştüm. Hayra yordum. Meğerse bizim caminin bitişiğinde alınan mülk dershane o akşam açılacakmış. Gerçekten Sungur Ağabey açılışa geldi. Rüya da tahakkuk etmiş oldu.
 
Ferudun yüce
Okunma Sayısı: 1999
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı