"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yaylalardan bahsedelim mi?

Faruk ÇAKIR
25 Ekim 2020, Pazar
Karadeniz ve bilhassa Rize için yayla demek, hayatın ayrılmaz bir parçası demek.

Kendimizi ‘ihtiyarlar’ listesine ekleyere şöyle söyleyebiliriz: Gençler hatırlamaz, ama eskiden Rize’nin bütün ilçelerinde ve köylerinde hayat daha çok yayla merkezliydi. Yaz  gelince herkes yaylaya çıkar, havalar soğuyup da kar yağıncaya kadar yaylada kalınırdı. 

Tabiî ki şimdi ‘yayla’ denildiğinde daha çok günübirlik gezmeye gidilen yerler akla geliyor. Bizim çocukluğumuzda durum çok farklıydı. Köylerde yaşayan ve yaylası olan herkes yaz aylarında, meselâ Haziran başında önce varsa ‘mezre’ye, sonra da daha yüksek rakımlardaki yaylalara çıkardı. Sadece bir yaylaya çıkmak da yetmez, havalar ısındıkça daha yüksek yaylalara gidilir ve sonra havalar soğumaya başlayınca tekrar köye dönülürdü.

Yayla hayatı hep gezmek ve eğlenmekten ibaret değildi elbet. Yaylanın da kendisine has güzellikleri ve tabiî ki zorlukları da vardı. Çocuklar için de yaylalar hayatını öğrenildiği bir okuldu.

Çayeli, Senoz Vadisi’ndeki köyleri örnek alarak yayla yolculuğundan bahsedebiliriz. En önce ‘öncü ekip’ seçilir ve bu ekip, yayla ‘göç’ünden önce yürüyerek yaylaya giderdi. Çünkü o zamanlar (1980 öncesi diyelim) yaylalara araba yolu yoktu. Bazı yaşlılar, hastalar ve ‘çok zenginler’ hariç herkes yürüyerek yaylaya giderdi. At ya da katıra binerek yaylaya gidenlerin sayısı çok azdı. 

Seçilen ‘öncü ekip’ yaylaya gider ve karların eriyip erimediğini, yaylaya çıkılması durumunda hayvanları doyuracak miktarda taze ot olup olmadığını kontrol ederdi. Tabiî ki bu ekip çok tecrübeli kişilerden seçilirdi. 

Gerek köyden yaylaya gidişte ve gerekse yaylalar arasında yapılan ‘göç’lerde mutlaka en erken şekilde kalkmak ve yola düşmek gerekirdi. Bazı köylerden yaylaya gidiş 6 ya da 7 saat, bazen daha fazla sürerdi. Yayla yolculuğunu bir günde tamamlayamayan uzak köyler de vardı. Bu sebeple sabah namazlar kılınır kılınmaz yola çıkmak ilk şarttı. Yola çıkmadan önce bütün hayvanlar imkânlar ölçüsünde süslenir, ‘çırnak’ ya da ‘hoper’ler takılır ve yola öyle çıkılırdı. 

Köyde yaşayıp, yaylaya çıkan ve çobanlık yapmayan bir çocuğun olması düşünülemezdi. Yaylanın da kendine göre yazılı olmayan kuralları vardı. Önüne gelen herkes, istediği yere gidip hayvanını otlatamazdı. Belli yerler, belli günler için ‘koru’ edilirdi. Bir otlağın korusu bozulunca aynı gün bütün inekler oraya götürülür ve inekler için tam bir ‘ot bayramı’ olurdu. 

Yayla hayatı anlatmakla bitmez. Ancak daha da önemlisi bugün ne durumda olduğumuzdur. Evet, çeşitli sebeplerle siz, biz ve onlar yaylaya gitmedik ve yaylalar boş kaldı. Sadece boş kalsa yine iyi. Yayladaki evlerimizin büyük çoğunluğu yıkıldı, mahvoldu. Son zamanlarda turistik faaliyetler artmış görünse de yaylaların canlandığını söylemek mümkün değil. 

Yaylaların eskisi gibi canlanması ancak köylerin canlanmasıyla mümkün olabilir. Köyler boşken yaylalar dolabilir mi? Bunu yapabilmek de hem maddî hem de manevî teşvikle mümkün. İnsanların ikna edilmesi gerekir. Dert çok, ama derman yok değil. 

Birlikte konuşur ve çare ararsak yaylalar da cazibe merkezi haline gelir. 

Bunu yapabiliriz ve yapmalıyız vesselâm.

Okunma Sayısı: 897
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı