Erzurum maceraları biter mi, bitmez… Üniversitede sevdiğim arkadaşlarımdan biriyle caddede yürüyorum.
Yıl 2002, birçok küçük ilimizde iş yerlerinin, mağazaların olduğu en işlek caddeye ‘’Mecburiyet Caddesi’’ adı verilirdi. Farklı şehirlerde aynı adlandırma mevcuttur bunu çoğumuz bilir.
Erzurum gibi iklimi soğuk, fakat insanı sıcak bir memlekette dini, diyaneti iliklerine kadar yaşayabilirsiniz. Ramazan ayının tadı bambaşkadır, kurbanlar da öyle. Komşuluk ilişkileri ileri seviyededir. Üç aylara girdiğimiz bu mübarek aylarda o günlerin sıcaklığını hatırladım nedense.
Kış vakti karlı bir havada, ana cadde de yolun köşe noktasında Lala Mustafa Paşa Camii’nin yanına ulaştığımızda insana huzur veren ezan sesinin eşliğinde camiye doğru yöneldim. Arkadaşım ‘’Sonra kılsak olmaz mı?’’ diye sordu. Sebebini sorduğumda havanın çok soğuk olduğunu ve üşüdüğünü söyledi. Çeşmelerden akan suların şadırvanda donmuş olması o anki havanın durumundan bahseder zannediyorum. ‘’Ben kılacağım’’ dedim.
Üstadımızın yirmi birinci sözde ‘’Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise, senin elinde senet yok ki ona mâliksin. Öyle ise, hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil; lâakal günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhrevîye olan bir mescide veya bir seccadeye at’’ demiyor mu?
Arkadaşım nefsine ağır geldiğinden mecburen beklemeyi tercih etti fakat soğuk suda abdest almamakta da kararlıydı. Üzüldüm, ama zorla çoraplarını soydurup abdest de aldıramazdım.
Bugünlerde ticaretle uğraşanların birçoğu neden altın ve gümüş alıp biriktirmedim diye üzülüyor. Malumunuz bu madenler beklenenin üzerinde değerlendi.
Arapçada "Tacir müneccim olmaz" diye bir deyim var. Yani ticarette geleceği görmenin imkânı yoktur. ‘’Kâr ve zarar birbirinin kardeşidir’’ de denir. Bu ve benzeri hikmetler kaybettiğine gereğinden fazla üzülmemeyi öğütlerken psikolojik veya manevî rahatlamayı sağlarlar.
Şimdilerde insanlar müneccim olamadıklarına üzülüyorlar. Müneccimlik, falcılık günah olmasına rağmen, bazılarımızın gaybı bilme ve başına geleceği öğrenme merakı üst seviyelerde.
Nefsimizin hoşuna giden şeylerin de farkında olmadan kölesi olduk sanki. Ben de belki çoğumuz gibi ‘’Ey nefis! Bu çok nefis!’’ dediğim şeylere sahip olabilmek hususunda etrafımda kimseyi bulamazsam kendimle yarışıyorum.
Önceleri kendimde daha büyük bir irade ve şevk vardı, sanki. Şimdilerde tembellik ve rahatlık beni de esir aldı. Kaç yılım daha var ki bu dünyada? Belki kaç ayım veya günüm demeliyim. Bu bilgiler Allah’tan insanoğluna malum değil.
Madem hakikî ömrümüz bugündür, hem madem dünkü gün elimizden çıkmış yarına ulaşıp ulaşmayacağımız da belli değildir. O halde mümkün olduğunca zamanı ve ânı en güzel değerlendirmenin hesabını yapmalıyım.