"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nur’un sadık kahramanı Haydar Açıkbaş ardından

28 Ocak 2021, Perşembe 00:28
Haydar Açıkbaş kardeşimizi rahmetle anıyoruz.

SALİH TAŞPINAR - ERMENEK

Ermenek’te Risale-i Nur’un medyadaki dili ve naşir-i efkârı olan Yeni Asya gazetemizin ve dergilerimizin temsilcisi olan bu kardeşimizin, iman ve Kur’ân dâvâsının fedakâr kahramanlarından birisiydi. Risale-i Nur’un meslek ve meşrebine sadâkatle çalışırdı. Birçok gencimizin Risale-i Nur’u tanımasına vasıta oldu. 

Bu dünyadaki vazifesini tamamlayıp ömrü hitam bulunca terhis tezkeresini aldı. Peygamberimize (asm), Üstadına, hakikî dost ve ahbaplarına kavuştu. Allah rahmeti ile muamele etsin İnşallah. Her zaman ve her yerde hizmeti düşünen bu kardeşimizle uzun yıllar beraber olduk. 

Bendeniz ilkokuldan sonra Nazilli’ye gittim. 1970 yılında orada Risale-i Nurlar’ı tanıdım. Sıla-i rahim için Ermenek’e gelip giderken Zübeyir Gündüzalp Abinin kardeşi hastahane şoförü Haydar Gündüzalp Abimizi de her geldiğimde ziyaret ederdim. Bu ziyaretlerimden birinde Haydar Açıkbaş kardeşimizden bahsetti. “Falanca terzide, terzi çıraklığı yapıyor” dedi. Gidip tanışmamı istedi. Ben de gidip kendisi ile tanıştım. Sohbet edip konuştum. İlk konuşmamız ve tanışmamız buydu ve uzun yıllar sürecek kardeşliğimizin başlangıcı o terzihanede gerçekleşmişti. 

Daha ilk tanışmamızda muhabbet ederken kendisinin Risale-i Nurlar ile nasıl tanışıp istifade ettiği üzerine oldu. Haydar kardeşimin Risalelerle ilk tanışması 1976 yıllarına dayanıyor. O yıl mahallenin mescidine Kemal Doğan adında bir imam gelmiş, çocukları çağırıp ikramda bulunuyormuş. Kur’ân okutup sohbet ediyormuş. Yeni Asya yayınlarından çocuk kitaplarını dağıtıp onlara okuyormuş. Haydar kardeşimin kitap okuma merakı olduğu için çok okuyor ve istifade ediyormuş. Daha sonraları Kur’ân tefsiri Risale-i Nur’dan Meyve Risalesi ve Küçük Sözler’i de hocamızdan almış ve onları da okumuş. 

Hocamızın güler yüzlülüğü ve tatlı dilinin olması gençler tarafından kendisini sevmesine sebep olmuş. Haydar kardeşim de bu vesilelerle Risale-i Nurlar’ı tanıma fırsatı bulmuş. Kemal Hoca sonra öğrenci gençlerden bazısı ile ev tutmuş ve dershane olarak bir müddet birlikte kalmışlar. Kemal Hoca, Yüksek İslâm Enstitüsü’nü kazanınca dershaneden ayrılmış, fakat dershanenin ev kirasını 4-5 ay daha göndermiş.

Ben, Haydar Açıkbaş kardeşle tanıştıktan sonra Nazilli’ye geri döndüm. Mektuplaşmamız karşılıklı devam etti. Askerlik vazifemi de tamamladıktan sonra Ermenek’e tekrar uğrama fırsatı buldum. Fırsattan istifade Haydar kardeşimle tekrar görüşüp konuştuk. Bana “Salih abi Ermenek’te kal. Risale-i Nur hizmetlerimizi burada birlikte devam ettirelim. Ermenek’e gelenler buradan gittikten sonra arayıp sormuyorlar. Sen arayıp soruyorsun. Beraber olursak hizmetlerimizde başarılı oluruz” diye söyledi ve ısrar etti. Kardeşimdeki hareketlilik, zekâ, müdakkiklik ve hizmet aşkı benim Ermenek’te kalmama sebep oldu. 

Ben Ermenek’e dönünce öğrenci talebe kardeşlerle, abileri olarak beraber kalmaya başladım. Haydar Abi, Haydar, Ali, Hayrettin, Hidayet kardeşlerim ve birkaç öğrenci kardeşle beraber sohbetlerimize ve hizmetlere başladık. 

12 Eylül 1980 ihtilâlinde yollara “Tek yol Humeyni” yazıp pankartları asanları nezarete aldıklarında onlar da, “Cemaat yalnızca biz miyiz, Nurcular da var” diyerek bizleri de akıllarınca ihbar ederler. Ders günü ve saatinde dershanemizi bizzat göstererek polisler tarafından dershaneye baskın yapılır ve dershanedeki herkesi nezarethaneye alırlar. Aramızda ilçenin tek doktoruyla birlikte 13 kişiyi Ermenek karakolunda sorguya alırlar. Bakarlar ki tutuklama için bir bahane bulamıyorlar, bizi Konya’ya sevk ederler. Haksız ve kanunsuz bu tutuklama neticesinde bizleri eski bir araçla, ellerimizi ikişer ikişer kelepçeleyerek götürürler. Tek amaçları bizleri 3 ay boyunca gözaltında tutarak yıldırmak ve bu hizmetlerin Ermenek’te yapılmasına mani olmaktı. Fakat muvaffak olamadılar.

Konya’da bizleri 5-6 yer dolaştırdıktan sonra bir askerî savcının önüne getirdiler. Savcı ‘suç unsuru’ kitaplarımızı inceleyerek “bunlarda bir suç yok, götürün bu insanları” demesi üzerine bizi Ermenek’e geri getirdiler. Konya’daki savcının mütalâasını ve ifadelerini dikkate almadan bizi tutukladılar. Bizler serbest bırakılacağımızı düşünürken laik Türkiye Cumhuriyetini yıkma, yerine dinî esasları hâkim kılma (!) suçlarından Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanacağımızı söylediler. Doktoru ve yaşça küçük olanları serbest bıraktılar, fakat ben ve 4 kardeşimi daha cezaevine naklettiler.

Bizi tutuklayan hâkimi, komşusu olan bir kadın “bunlar melek gibi insanlar, kimseye zararları olmayan kişilersen nasıl tutukladın. Allah’tan korkmadın mı?” diye serzenişte bulunur. Yaşlı hâkim ise “ben de biliyorum, ama ne yapayım, eğer tutuklamasaydım bana da Nurcu diyecekler” diye itirafta bulunmuş. Yıllar geçse dahi hak, hukuk, adalet ve demokrasi alanında bir arpa boyu mesafe alamadığımızı da bu hatırayla anlıyoruz. Vaesefa.

O zamanlarda cezaevi küçüktü. Tek koğuşta 90 kişi kalıyorduk. Her taraf tıklım tıklımdı. Ali kardeşim ve ben tuvaletin üstünde betondan kendimize bir yer bulduk. İkimizin yatağı da orasıydı. Mahpusların çoğu bizim gelişimize sevinmişlerdi. İlk zamanlar bize problem çıkaranlar da vardı, ama ilerleyen günlerde onlar da cemaatle namaza dâhil olmuşlardı. Koğuşta katiller de vardı. 2 kişiyi öldürmüş birisi de o zamanlarda Nurlar vasıtasıyla ıslah olmuş, tövbe ederek namaza başlamıştı. Biz çok fazla kalmasak da çok hatıramız olmuştu. İnşallah o hatıraları da başka bir yazımda anlatırım. Ama Haydar kardeşimin yaşamış olduğu bir hatırayı anlatmak istiyorum.

Haydar kardeşimin yattığı yerin hemen yanında havalandırma aspiratörü vardı. Bir gece Haydar kardeşim uyku sersemine kalkıp aspiratör çalışırken parmağını içine sokmuş. Normal şartlarda çalışan aspiratöre elini sokan birisinin elini o şiddette koparması gerekir. Haydar kardeşim parmağını soktuğu anda aspiratör durmuş. Buna şahit olan adam da 2 cinayetten hüküm giyen birisi. Sabah olduğunda bu olayı bize ve diğer mahkûmlara da anlatıyor. Bu arkadaş daha sonra ayağa kalkarak “Haydar gece bu aspiratöre parmağını soktu ve durdurdu. Allah (c.c) bu çocuğu korudu. İnkâr edenlere söylüyorum, gelsinler aspiratöre parmaklarını soksunlar ne olacağını görsünler” diye meydan okudu. Koğuşta birçok inkâr eden vardı. Hatta koğuş ağası da bunlardan birisiydi. Ama hiçbiri hayretlerinden tepki dahi veremediler. Biz biliyorduk ki yaşanan bu olay Nurlar’ın bir kerametiydi.

Sonrasında mahkeme günü geldi. İstanbul’dan avukat abiler de gelmişler bizim için. Toplamda 40 gün süren tutukluluğumuz artık bitmiş ve beraat etmiştik. Hapishaneden çıkarken mahpuslardan gözyaşları ile ayrıldık. Bütün kitaplarımız da Ankara’da incelenip 24 sayfalık rapor tanzim edilip hiçbir suç unsuru olmadığına dair gerekçe ile tarafımıza iade edildi. Böyle birçok hatıralarımız vardı Haydar kardeşimle.

Bazı hatıralar ve zihinde kalan istidatlar da Ermenek’te uzun zamandır omuz omuza hizmet ettiğimiz Hayrettin kardeşimden: Haydar Abiyle 1992 yılında Karaman’dan Ermenek’e seyahat halindeyken Çamlıca Köyü köprüsünden geçtiğimiz esnada demir köprü sallanmıştı. Sarsıntı üzerine çıkan sesten uyumakta olan Haydar Abi “Allah Allah Bismillah Bismillah” tarzında nidalarla aniden uyanmıştı. Uyku halinde bile besmele ve Allah diyen birisi idi. 

Yemeklerden sonra 2 saat başka bir şey yiyip içmezdi. Sebebini soran olduğunda da “Düdüklü tencerenin ağzı kapandı, açılmaz” tarzında beyanda bulunurdu. Simetriye çok önem verirdi. Kitapların dizilişinde bir farklılık görse hemen düzeltir “kardeşim bu böyle düzgün olması gerekir” derdi. Arabasına çok iyi bakardı. Haydar Abinin arabası her zaman birinci sınıf olur, emsallerinin üstünde olurdu.

Gün aşırı bir araya gelir bol bol muhabbet ederdik. Bazı hatıralar da Murat kardeşimden: Ermenek’e geldikten kısa bir süre sonra tanışmıştık Haydar Abi ile. Risale-i Nur okunan bir mahal var mı Ermenek’te? diye sormuştum o güzel simaya. Bu şekilde başladı muhabbetimiz onunla. Sonra benimle yakından ilgilenmeye başladı. Sevmiştik birbirimizi, fikirlerimiz uyuşuyordu. Devamlı birlikte bir şeyler yapmak arzu ederdik. Birlikte gittiğimiz umrende (ilk defa birlikte nasip oldu) Nur Dağı’nın altında kesilmiş bir ağaç vardı. Orada bizden bir söz vermemizi istemişti. O sözün hatmini inşallah yine aynı yerde yapmak nasip olacak Haydar Abi! Yine Kâbe’de son tavafı yapıp artık gitme vakti geldiğinde defalarca arkasını dönüp Kâbe’ye bakıp ağlıyordu. Bu duygular onun gibi maneviyatı yüksek kişilere has olsa gerek. Aslında kalan ömründe orada yaşamak gibi bir hayali de vardı.

Sürekli beni bazı şeylere hazırlıyor gibiydi. Bana güvenir ve sorumluluk verirdi. Bana herkesin bir idolü olmalı derdi. “Meselâ benim idolüm Zübeyir Gündüzalp olabilmek” derdi. Onunla manevî bir bağı vardı sanki. Öyle olacak ki, vefatı anında bir kardeşimiz rüyasında Zübeyir Abinin Ermenek’te Haydar Abiyi soruşturup aradığını görmüştü.

Haydar Abi aramızdan erken ayrıldı. Demek ki Cenab-ı Hak onu bizden daha çok sevmişti.

Hatıralar ve anılardan bir kısmı da Zübeyir kardeşimden: Haydar Abi Ermenek’te temsilcilik yapardı ve herkesle ilgili ve alâkalıydı. Çocukluktan itibaren hem komşumuz hem de büyüğümüzdü. Hizmetlere aşk ile sarılır ve bizlerden de böyle yapmamızı beklerdi. Haydar Abi’nin Salih Abi’ye yıllar önce yaptığı teklifi ve ısrarı, Haydar Abi vefatına yakın zamanlarda Zübeyir Talha’ya da yaptı. Bunu sırf hizmet ve şahs-ı maneviyi kuvvetlendirmek için söyledi ve ısrarcı oldu. İnşallah Zübeyir Talha da eğitimini tamamladıktan sonra o da benim gibi dönecek ve vefat eden rahmetli Haydar Abiler gibi bu hizmetleri, aşk ve şevk ile devam ettireceğiz.

Ben eğitimimi bitirip Ermenek’e dönüş yaptıktan kısa süre sonra Haydar Gündüzalp Ağabeyi, sonrasında da Haydar Açıkbaş Ağabeyi ahirete yolcu ettik. Onlar bizleri kabirde beklemekte. Bu dünya hanından bizler de göçene kadar hizmetlere kaldığı yerden ihlâsla devam edeceğiz.

Hatıralar ve anılardan bir kısmı da Mehmet kardeşimden: “Haydar Açıkbaş Ağabey ile Ermenek’te lise öğrencisiyken tanıştım. Okul ihtiyaçlarımı Haydar Ağabeyin kitap-kırtasiye dükkânından temin ederdim. Cumartesi günleri öğrenci dersleri yapılırmış. Bir Cumartesi günü yine bir kırtasiye ihtiyacımı temin etmeye gittiğimde beni öğrenci dersine dâvet etti. Bu derslerde Risale-i Nur’la tanıştım ve bir daha bırakmadım. Ermenek’te Risale-i Nur’un şahs-ı manevisi kuvvetliydi ve Haydar Ağabey temsilcisi durumundaydı. Karaman ilinin ilk özel okulu şahs-ı mane- vinin ve Haydar Ağabeyin gayretleri ile Ermenek’te açıldı. Lise’den mezun olduktan sonra Haydar Ağabeyin yanında bir yıl yardımcı olarak çalıştım. Her gün sabah birlikte Risale-i Nur okur, dükkânın açılışını Risale-i Nur’la yapardık.

Haydar Gündüzalp Ağabeyle derslere devam ederken tanıştım. Çoğunlukla Salih Abiye olmak üzere muhtelif lâtifelerle bize takılırdı. Yaşının ilerlemesine rağmen hiç dersleri aksatmazdı. Sıklıkla bir termos çay demler, esnafa misafir olur, çay dağıtırdı. Allah, Haydar Ağabeylerime rahmetiyle muamele eylesin. Bizi tekrar Cennetinde buluştursun. Âmin.”

Hatıralar ve anılardan bir kısmı da Ahmet Said kardeşimden: Bazı insanlar yaşantılarıyla öyle izler bırakır ki yüreklerde ve akıllarda; vefat da etseler unutulmazlar. Haydar ağabeyimiz, işte o unutulmayanlardandı. Ermenek çarşı merkezdeki dükkânıyla herkesin hal hatır ettiği, derdi olanın yanına koştuğu, daima hizmeti anlatan, hizmetle yanan bir insan. Ve bu şevki ile diğer insanları da harekete geçiren bir ağabeydi. 

Haydar Ağabeyimizin kırtasiye dükkânı adeta hizmet merkezlerinden biri haline gelmiştir. İş yerinde çalışanları ve misafirleri ile Risale-i Nur’dan dersler okunur ve vefatında paylaşılan fotoğraflarında da görüldüğü üzere masasında daima gazetesi hazırdır. 

Haydar Ağabeyimizin numune-i imtisal bir yaşamı vardı. Her anı değerlendirir ve yaptığı her işi keyifle ve şevkle yapardı. Tefekküre, tenezzühe çok ehemmiyet verirdi. İşten kalan zamanlarını kitap okuyarak ve kendi bahçesinde veya çeşitli gezilerde tefekkürle geçirirdi.

Haydar Ağabeyimiz ilkokul mezunu olmasına rağmen okuduğu kitaplarla ve hayat tecrübesi ile kendini öyle geliştirmişti ki, ben de dâhil üniversite mezunları fikir danışmak için onun yanına gelirdi. Dâvâsını o kadar benimsemişti ki benim ve de birçok kişinin Ermenek’te kalmasına vesile olmuştur. Rabbim mekânını Cennet eylesin.

Bizler diğer abi ve kardeşlerle Risale-i Nur hizmetine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ömrümüzün sonuna kadar da devam edeceğiz. 

Allah Haydar kardeşimden ebeden razı olsun. Bizleri tekrar Dergâh-ı İlâhide kavuştursun. Âmin. 

Okunma Sayısı: 2883
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdulaziz BOR

    28.1.2021 17:15:58

    ALLAH rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Ruhuna el Fatiha...

  • Halil İbrahim Karahan

    28.1.2021 12:51:44

    Allah razı olsun. Allah'ım rahmet eylesin mekanı cennet olsun Varsa Azabını kaldırsın Cennette ise Makamını yükseltsin Habibi Muhammed Mustafa Sallahüaleyhi vesselam hürmetine. GERİDE KALANLARA HİZMETLERDE ŞEVK OLSUN İNŞALLAH.

  • Müjdat Bayar

    28.1.2021 09:53:43

    Allah rahmet eylesin. İdol kelimesini sehven de olsa kullanmamak lazım çünkü bu kelime ”put” demek. Biz o niyetle kullanmasak da tehlikeli bir durum.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı