Kimsin, nesin diye bir ömür sormaktayım.
Altmış yaşıma geldiğim şu günlerde, bu soruların ağırlığını daha derinden hissediyorum.
Altmış yaş…
Sanki hâlâ yolun yarısındaymışım gibi.
Oysa kırktan sonrası baş döndürücü bir süratle geçiyor.
O kaçınılmaz sona doğru ihtiyarsızca adeta koşar adımlarla gidiyorum.
Günahlarımın çokluğu ürkütüyor beni.
Hesaba çekilmeden affedilebilir miyim diye, hep o ümitle yaşıyorum.
“Lâ taknetû min rahmetillâh.”
Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz.
Bu ümit içime bir ferahlık veriyor.
Ama öte yandan; “Femen ya'mel miskâle zerretin hayran yerah,ve men ya'mel miskâle zerretin şerran yerah.”
Kim zerre miktarı hayır işlerse karşılığını görür, kim de zerre miktarı şer işlerse karşılığını görür.
İşte bu da geceleri uykularımı kaçırıyor. Kendi ruh dünyamda ikilemler yaşayarak ömür sermayemin tükendiğini görüyorum.
Risale-i Nur On Yedinci Lem’a da geçen şu bahisler, her okuyuşumda dünyanın kısa bir misafirhane olduğu gerçeğini adeta tokat gibi yüzüme çarpıyor: “Bilmüşahede, göre göre, gayet sür’atle, sağa ve sola inhiraf etmeyerek, ihtiyarsız bir tarzda, vefat eden ahbap ve akran ve akaribim gibi kabir kapısına yanaşıyorum..."
Bazı geceler yatağıma girdiğimde, başımı vicdanımla birlikte yastığa koyuyorum. Gözlerimi kapayıp hayalen tabutuma biniyor, dostlarıma veda ederek kabrimin başına geliyorum. Orada, Senin rahmetine sığınıp “Beni günahlarımın ağır yükünden kurtar” diye yalvarıyorum.
Biliyorum ki, malım, evlatlarım ve akrabalarım kabir kapısında beni terk edecek; yalnızca amellerimle baş başa kalacağım..
"İşte kabrimin başına ulaştım... Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryad edip nidâ ediyorum: ‘El-aman, el-aman! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halâs eyle!’”
Bu satırlar hayatın gerçeği iken kendi dünyamda ne kadar idrak edebildim?
Eş, dost, akraba ne der diye düşünürken…
Asıl soruyu kendime sorabildim mi:?
Allah ne der?
İnsanların ayıplamasından çekinirken,
Rabbimin rızasının ne olduğunu ne kadar düşünebildim?
Cevaplaması çok ağır sorular…
Hadis-i Kudsî'de Cenab-ı Hak buyuruyor ki "Ben kulumun zannı üzereyim; beni nasıl tanırsa öyle muamele ederim."
İşte benim Rabbime dair en kuvvetli zannım, O'nun beni affedeceği ve rahmetinden mahrum bırakmayacağıdır.
Yâ Rab... Beni bağışladığın kullarının zümresine ilhak eyle.