Şair “Kuşlar ölür, sen uçuşu hatırla!” derken; Bilge “Yiğitler ölür, sen duruşu hatırla!” diyerek, ona nazire yapıyordu batan güneşin kızıllığında.
***
“Yaz” diye ısrar ettiniz ama; şimdi size de yazık etmek istemem, depresif kelimelerimle..
Çünkü ağaçlar ayakta ölür/dü... Yiğitler de! Bunlar hep kendi kendine iyileşmek zorundadır. Kimse gerçekten yardıma ihtiyacı olduğunu anlamaz. “Gelen ölümse, gülümse dostum!” demek kolaymış.
Son saatine, son dakikasına, son nefesine kadar “davam” diyerek... Ne çok baharlar, ne çok güneşler eskittiler! Sonra “o iyi insanlar, o güzel atlara binip gittiler bir bir.”
***
Sonra boynunu büktü masum güller, güneş gözlerini kapattı. Şimdi derin bir musikî var şehrin kulaklarında; “Lâ uhibbü’l âfilîn” diye fısıldıyor bütün sokaklar..
Gören görüyor, duyan duyuyor.. Yine ‘o mahur beste’ çalıyor ve bulutlar ağlaşıyordu.
Batıp gidenleri kim sever ki?
“Yiğitler ölür, sen duruşu hatırla!”
Ey ölüm, ey güzel ölüm! Sen ne güzel bir nasihatçisin!
Acizliğimizi, fânîliğimizi hatırlatansın. “Zindan-ı dünyadan, bostan-ı cinana” götürensin.
***
Gözünü açamadan, dünyaya doyamadan güz bahara savrulmak sonunda..
Ve yapraklar, ve güller ve yiğitler musalla taşında şimdi!
...
Yıldızlara bağlı salıncak ipim koptu.. Kıyametim koptu.
Vefa, sevda ve ben yenik düştüm. Yandın ama, yıkılmadın sen...
Alevlerimiz göklere yükselirken, sırlarımız toprağa karıştı.
Boşaldı kum saatim, bulutlara serpildi küllerim.
Sûra üflenmek üzereyken kapandı zaman tünelim.
***
Burkulan artık son zamandı. Kendi kıyametini hazırlayan zalim bir canavardım.
Zulmette gafletin şahikası... Yıldızlar telaşlı, homurdanıyor cehennem!
Düğümler seni çözer, beni bağlar... Alevler seni değil, masum yürekleri dağlar.
Düş kırıklığı içinde yıkılıştı, kanayarak ve kimsesizce...
Yakarıştı Kimsesizler Kimsesine... Zifiri karanlıkta...
Yine de... Yine de ümitsiz değilim yeşil yapraklardaki kuş cıvıltılarından..
***
Her şeye rağmen...
Sessizce, ümidi doğuran hüzün nöbetlerindeyiz. Anlaşılmaz bir hüzün bestekârı olacak miladında.
Batık gemiler terk etse de; hiçlik limanını sessiz. Şehirde bir tek adın kalacak yalnızlık inadında.
Bülbüller şakıyacak sürgün veren yeşil dalımda hep. Aksa da göz yaşları; sessiz harflerde, unutulsa da kimsesiz.
Hoyratça savursa da hayat; gizli bir iz peşindeyiz. Dost arayan bir sürek avı bu, kelebek kanadında. Asla ümitsiz değiliz.
***
Ey ümit, ey vefa ve sen, ey sevda!
Bir seher vakti, güllerin buğusunu dökün de gel.
Kuşların kanadına tutun da gel.
Kekik büyü/sünde büyüsün... yeşeriversin umutlar bahar rüyasında.
Firavunlar boğulsun Kızıldeniz’de. Asânı denize dokun da gel.
Rahmet yüklü bulutlar umudun olsun. Dursun zaman, silinsin karanlık suretler, yükselsin yeniden güneşler, aylar...
Filizler fidan olsun, dallar meyveye dursun, huzur dolsun gönüllere...
En güzel şarkıları bestelesin yine dalında bülbüller...
***
Nokta... Yaprak düşer, tren kalkar, beste susar; güneş batar, toprak yutar. Haşir baharına kalır vuslat.
Sonra bir gün batımıdır veda, ışık huzmelerinde!
Ümitsiz değiliz asla. ‘Hâkimler Hâkimi’nedir bütün şikayetlerimiz.
Ve biliriz ve iman ederiz ki;
İyi ki, Allah var. İyi ki, ahiret var, iyi ki dostlara kavuşmak var!
Elhamdülillah.